Reklamı Geç
Zeno Mobilya
Vakıf Katılım
Vakıf Katılım
Zekeriya Gök Leziza
Zülfiyar

Zülfiyar

Mail: [email protected]

İki cümle, iki felaket

Zülfiyâr

 

İki cümle, iki felaket…

 

Süleyman Yılmaz1

 

Yeni Yıllara Ölçü Olması Dileğiyle…

Türkiye, 780 bin kilometrekare Cennet-âsâ topraklarıyla, 83,6 Milyon aziz milletiyle Avrasya’nın merkezine oturmuş, jeo-politik ve jeo-stratejik öneme sahip güzel bir ülkedir. Sahip olduğu tarihi, doğal, yer altı ve üstü zenginlikleriyle dışarı bağımlılığı minimum seviyede, ekonomik katma değeri yüksek üretimiyle, sahip olduğu Avrupa’nın en genç nüfusunu istihdam edebilecek potansiyele sahip olması gereken yegâne bir ülke.

Peki, yılın son günü olan 31 Aralık 2021 tarihli resmi rakamlara göre genel durumumuz nedir? Tüik verilerine göre; yıllık tüketici fiyat endeksi: % 21,31, işsizlik oranı: % 11,2, yıllık GSYH Büyüme oranı: % 7,4. Merkez Bankası verilerine göre; 1 Euro: 14,85, 1 Usd: 13,16, 1 gram altın: 763,94 tl. Ülkemiz, 1994, 2001, 2007 yıllarındaki kur merkezli krizleriyle yaşanan devalüasyon sonucu ekonomik zorluklar yaşamıştı. Bunun son örneğini ise tüm ekonomik göstergelerin altüst olduğu yakın zamanda Aralık 2021’de yaşadık. Her kriz pek çok mağdur doğurur. Son krizde de kimi yatırımcımız kur farkından, kimi yatırımcımız faizden, çoğunluk insanımız, döviz, altın, gıda, giyim, sağlık, beyaz eşya, akaryakıt, konut ve araç fiyatlarındaki dengesiz yükselişten nasibini aldı.

Anadolu’da bir deyim vardır; “Suçu gelin yapmışlar, kimse semtine uğramamış.” Ortada yaşanan bir kriz vardı, ama kimse üzerine alınmak istemedi. Kimi dış güçlerin oyunu dedi, yetkili isim hayır, dış güçlerle ilgili değil, dedi. Kimi içteki işbirlikçi fırsatçılar dedi. Kimi küçük ölçekli yatırımcının dövize hücum etmesi, dedi. Kimi sade vatandaşın dövizle ne işi olabilir, dedi. Kimi faiz sebep, enflasyon sonuç, dedi. Faizle ilgili amil hüküm olan nâs hatırlatıldı ama mevduat yatırımcısının kur farkını devlet tarafından telafi edileceği garanti edilip, kanunu düzenlemeye gidildi. Döviz ve altın seviyeleri düştü, ama jet hızıyla yükselen fiyatların piyasaya yansıması paraşüt ile düşecek gibi. Bu işin kazançlısı kim oldu? O taraf hala flu bir bölge. Karlı çıkanlar, köpürtülmüş bölgenin ötesinde kaldı.

Kısaca ülke olarak istenmedik bir ekonomik kriz yaşadık, yaşıyoruz. Bunun halk üzerindeki olumsuz yansıması nasıl telafi edilecek? Yaşanan mağduriyetler nasıl giderilecek? Birilerinin gözlerdeki ışıltıya bakmakla piyasa güven bulacak mı? Belki asıl konuşulması gereken kısım burası. Kavramsal çerçevede genel bir devlet algısı vardır. Devlet güneş gibidir, herkesi ısıtmalı, yağmur gibidir, rahmeti herkese yağmalı, şemsiye gibidir, herkesi tüm olumsuzluklardan, kötülüklerden korumalı, devlet ana-babadır, şefkat ve merhameti herkesi kuşatmalıdır. Ne diyordu Şeyh Edebali; “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.”

Peki, kamuda yaşanan israfın bu krizlere hiç katkısı yok mu? Kullanılan lüks araçlar, dayanılan döşetilen lüks makam odalarının, kamu kaynaklarının fütursuzca harcanmasının hiç payı yok mu yaşananlarda? Dinden, diyanetten bahseden isimlerin kullandığı zırhlı

Mercedes’in 10 yıllık olmasını ima ederek, “Korkumuzdan yeni araba alamıyoruz” demesi, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu dedirtmez mi insana? Dini, diyaneti bilenler bunu yapıyorsa, dile getiriyorsa, bilmeyenler ne yapar acaba? Burada konuyla ilgili ilginç ve bir o kadar da düşündürücü bir anekdotu isim vermeden aktarmak istiyorum. Büyükşehirlerimizden birinin il müftüsü, şehirdeki lüks otomobil bayiinin genel müdürünü ziyaret eder. Söz dolaşır, araca gelir. Müftü şöyle bir girizgâh yapar; “Sayın müdürüm, malumunuz müftülüğün aracı hem demode, hem de hantal. Kurumumuza sizin şu güzel otomobillerden birini bağışlamanız, firmanızın şanınıza ne de güzel yakışır”, der. Genel müdür, neden değiştirmek istediklerini sorar. İl Müftüsü, “Efendim şehrimize gelen resmi erkânları, büyük zevatları karşılamaya gidiyoruz, bizim araç eski olduğundan protokol kortejine yetişemiyoruz” der. Sonuç ne mi oldu? Siz tahmin ediniz. Diğer örneğimiz farklı bir ilimizin müftüsünden. Müftü bey mağrur mu mağrur, protokolde köşe kapacak şekilde hırslı mı, hırslı. Büyüklerinden gördüğü gibi “itibardan taviz verilmez” anlayışıyla, göreve başladığı andan itibaren makam odasını, oturduğu lojmanı tepeden tırnağa revizyondan geçirdi. Gösteriş düşkünlüğü yetmediği gibi, katıldığı protokol davetinde aynı masaya düştüğü bir siyasi temsilciyle fotoğrafının alınmasına din adamına yakışmayacak şekilde tepki verdi. Sonuçta ne oldu? Merkeze alınmakla ödüllendirme! Şimdi, neden örnekleriniz diyanet cenahından diye itirazlar yükselebilir. Açıklık getirmeliyim. Kaygım şudur; dinimiz israfı haram diye men eder, iktisadı tavsiye eder. Din adamı örnek bir şahsiyettir. Dinin hükümlerini yaygınlaştırabilmesi için önce kendisinin numuneyi imtisal (örnek) olması gerekir. Din adamı ayrıca müşfik olması gerekir ki, insanlar ona bakarak dine ısınsın, dinin muhtevasını kendilerinden öğrenmek için heyecan duysunlar. Diğer türlü, ele talkın verip, kendi salkım yutanı niye benimsesin ki?

Bediüzzaman, yaptığı sosyolojik bir tahlilde, “Toplumları karmaşaya, kaosa sürükleyen iki cümle vardır, Birincisi; sen çalış, ben yiyeyim, İkincisi; ben tok olduktan sonra başkası aç olsun banane anlayışı”, der. Bu söz aslında yukarıda konuştuğumuz toplum ahvalini özetleyen bir sözdür. Biraz tahlil edelim. Birinci cümlede; bir emek sömürüsü olan, amil nâs’ta belirtilen faizcilik, tefecilik, başkasının sırtından para kazanma durumu anlatılır. Sonuçta başkasının sırtından para kazanan mutluymuş gibi olurken kaybeden mahzun ve kederlidir. Emek ihmali yapan patronlar, faizden, kurdan, tefecilikten para kazananlar, bilmezler ki nice yuvaların yıkımına sebep olduklarını. İkinci cümlede bir nemelazımcılık vardır. Adam sendecilik vardır. Oysa inandığımız din bizlere; “Komşusu açken, kendisi tok yatan bizden değildir”, der. Peygamberin öğretilerine terstir. Peygamber mesleğinde yardımlaşma, dayanışma vardır. Zaten İslam’ın şartlarında da toplumsal denge için zekât müessesesi vardır. Tam burada İranlı düşünür, âlim Ali Şeraiti’nin sözü karşımıza dikilir; “Eğer bir dinin varlığı, ölümden önce işe yaramıyorsa, ölümden sonra hiç işe yaramaz.” Dinimizi ölmeden önce, yani bu dünyada hakkıyla, özümseyerek yaşamalıyız.

Zaman zaman etrafımızdan “Güzel olan ne çok şeyi kaybetmişiz; sokaktaki oyunları, vefalı komşuları, yaraya merhem olan insanları” diye serzenişler yükselir. Aslında iyilik, hayır, hasenat ruhunu terütaze koruyan pek çok iyi insanımız var. Onlar yaptıkları organizasyonlarla imkânları nispetinde, yetişebildikleri düşkün, hasta, ihtiyaç sahibi insanımıza ulaşmaya çalışıyorlar. Belki de dünya bu iyi insanlarımızın sayesinde dönmeye devam ediyor. Marifet iltifata tabidir, kavlinden yüzlerce isimden iki tanesini zikretmeden geçemeyeceğim. Bunlar, sanatçı Haluk Levent ve yazar İlhami Işık. Sayın Levent kurduğu

Ahbap isimli organizasyonla, hastaya, darda kalana, ihtiyaç sahibine hatta orman yangınlarına kadar katkı vermeye çalışıyor, eğitim hususunda özel durumdaki gençlere hayırseverlerin katkısıyla sahip çıkıyor. Sayın Işık ise sosyal medya ağını etkili kullanarak, elektrik, su, doğalgaz faturalarını ödeyemeyen binlerce insanımızın yardımına hayırseverleri seferber etmeye aracı oluyor. Her ikisini ve ismini bilmediğimiz yüzlerce güzel insanı ayakta alkışlıyorum. Toplumsal yardımlaşma ve dayanışma kültürünü yaygınlaştırıp, yaşattıkları için sağ olsunlar, var olsunlar.

Bu toplumda yukarıda zikrettiğimiz iki cümlenin dikkate alınmamasından Arjantin gibi bir kaos, bir karmaşa yaşanmıyorsa, iyilerin çabaları ve dünya hala dönüyorsa, mazlumların duası hürmetinedir.

Diva Otel

Makale Yorumları

  • Rahmi İzmirli14-03-2022 20:45

    Ne güzel bir uslup ile müşkülatlarımız anlatılmış.. mazlumların duası da olmasa..vay vay..Eline emeğine yüreğine sağlık değerli hocam

  • Fatma HİNTOĞLU31-12-2021 15:53

    Bu dar-ı dünyadan gidince bu kul hakkıyla ne yaparım. Ahiret inancının oturması gerek bence

  • Salih BAYDAN31-12-2021 10:58

    Tek kelimeyle muhteşem hocam.Gönlünüze sağlık.Hürmetlerimle selamlar, sevgiler.

  • Nihat Demirbilek31-12-2021 10:29

    Tebrik ederim hocam tam yerinde ve zamanında güzel dokunuşlar yapmışsın.

  • Mehmet Ceylan31-12-2021 09:15

    Hocam elinize emeğine sağlık mükemmel bir yazı olmuş....

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Dilan Polat