Reklamı Geç
Demirhanlar
Vakıf Katılım
Vakıf Katılım
Bre Ciğerim
HÜLYA İSKİFOĞLU

HÜLYA İSKİFOĞLU

Mail: [email protected]

KİME NE SÖYLEYİM, KİME NE DEYİM?

KİME NE SÖYLEYİM, KİME NE DEYİM?

Gelmişse söylenmenin vakti, isbat-ı kelamda hacet yoktur tevile. Sükût etsen ne fayda! Âzâde olur akıl, dil özgürleşir. Savrulur kelimeler dört yana. Öyle ya da böyle sükûta altın kâr etmez. O keza harlanır dil. Kaynağından beslenen düşünceler, dökülüverir bir nefeslik. İster kabul görsün, ister ise görmesin, çirkin ya da güzel, söz ağızdan çıkmıştır bir kere. Kaynağın gözünden süzülüp gelmiştir dile.

Dilin özgürleşmesini eleştirmek ise mesele, kapsam ve amaç dâhilinde ancak ve ancak bu “adalet” ile mümkün olur. Bir nizam ve bir düzenlilik sağlayıcı olan adaletin olmadığı yerde eleştiri dahi yapmak mümkün olmaz. Yerli yerindeliktir adalet, durması gerektiği yerde durmasını sağlamaktır olgu ve olayların ve dahi cümlelerin. Savruk yahut derli toplu da olsa cümleler, kurallar bütününün eşit dağılımı ile varlığını ortaya koyar. Hukuksal düzlemde adaletten uzak eşitsiz her dağılım, başta etkisi altına aldığı sosyoekonomiyi, akabinde sosyokültürel ve sosoyopolitik yapıların oluşturduğu kutuplaşmaları beraberinde getirir. Yasaların olmadığı yahut işlevsiz olduğu bir düzen düşünelim ki, özgürlük olsun… Düzen ve intizamı belirleyici yasaların sınırların olması ve sağlıklı işleyişi; kişilerin ve toplumların refahını, güvenliğini sağlayan, haklarını, ortak yararlarını, düşünce biçimlerini ve inançlarını koruyan, gözeten özgürleştirici bir unsur olup, bir nevi özgürlüğün ta kendisidir aslında… İnanç, dil, üslup, düşünce ve değerler açısından baktığımızda; ‘özgürlük’, ussallıkla ve yasalarla doğru orantılıdır. Akledeceğimiz her bir şey, belli ölçüler ve kurallar dahilinde, bir nizam ve intizama göre dizayn olmuştur. Yani bir düzen ve intizama uyum halinde olunduğu sürece hak, hukuk ve ortak fayda ile özgürlüğümüzü sağlayabiliriz. Toplumların ortak yararını sağlayacak bütün gelişimsel nitelikler, bu öncülün şaşmaz tek kuralı olmalıdır. Kurumların ve diğer bütün sistemlerin tercihe bağlı olmadan, bağımsız işleyişleri; sirayetindeki bütün gelişimleri de özgür kılabilir…

Bu minvalde geçmişten günümüze siyaset kültürümüze baktığımızda, sosyohukukumuzu belirleyen en önemli unsurlardan biri, “devreden zihniyetler” olsa gerek… Ötekileştirilen her grubun birbirlerine korku salmalarını “devreden zihniyetler” ifadesinden farklı hangi cümle ile açıklayabiliriz? Zihniyetler değişmedikçe, değişim, dönüşüm, gelişim sağlanabilir mi?

Peki ya; ortak yarara, ortak istenç ve ortak iradeye umarsız, kuralları ezip geçen bencilce bir yaklaşımın kendince özgürlüğüne “özgürlük denilebilir mi? Yasakların kabul görülmeyişi de bu başına buyrukluğun ve bencilliğin emaresi değil midir? Başıboş cümlelerin yerini bulamayışı da ondan değil midir?

Şimdi kime ne söylemeli? Kime ne demeli?

Aziz olandan sirayet eden “yücelik” makamı, özü tevazudan olup, elbette ‘yüce’ yerini bilir. Bu yüzdendir bazı söylemleri duymak istememek arzusu… Hakk’ın dilidir dili!...

Oluyor olmakta olan, söyleniyor duyulmakla kalan… Sükût etsen biçare…

Kimileri anladığı dilden okuyor kabuğunu kırdığımız dünyayı!... Anlaşılmıyor anlatılmakta olan… Ama ve lakin Eyyüb’ün sabrı sarmış ruhumuzu!... Körelen vicdanlara inat;

BİZ YİNE DE TEVEKKÜLDEYİZ!...

Dilan Polat

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Yükseliş