Reklamı Geç
Bre Ciğerim
Vakıf Katılım
Vakıf Katılım
Görsem Anaokulu
Zülfiyar

Zülfiyar

Mail: [email protected]

Söylemler ve eylemler

Söylemler ve eylemler…

Süleyman Yılmaz1

Toplumun en küçük yapıtaşı ailedir. Aileler toplumları, toplumlar ülkeleri temsil eder. Ailedeki mini işletim sistemi ile ülkedeki makro işletim istemi arasında büyük benzerlikler vardır. Her ikisi de sürdürülebilir kalkınmanın bileşenlerini taşır. Bütçesi vardır, gelirleri, giderleri vardır. Kuralları ve ihlali durumunda yaptırımları vardır. Eğitimi, sağlığı, yatırımı, ekonomisi, çevresi, görgüsü, etik ve ahlaki kuralları, değerleri vardır. Bir çocuk için yeşereceği ve yetişeceği topluma yönelik ilk egzersizleri ailede başlar, toplumda pekişir veya çelişir. Karşılıklı biri birine aynalık yapar.

Bu benzeşimden yola çıkarak, ailede, toplumda ve ülkede doğruluk, dürüstlük değerini dikkate sunmak istiyorum. Değer, toplumsal normlarla geliştirilmiş, iyiye, doğruya, güzele dair ortaya konulan ortak kültürel paydalardır. Bu kültürel paydaların icraata geçirilme iradesi ise erdemdir. Değer ve erdem ilişkisinin ailede yeşermesi ve yerleşmesi rol modellik üzerinden gerçekleşir. Ebeveynler bu gerçekten hareketle söylemlerini ve eylemleri tutarlı hale getirmek zorundadır. İsraf yapan bir babanın çocuğundan tasarruf yapmasını beklemesi makul bir sonucu doğurmaz. Doğruluk ve dürüstlüğü ıskalayan bir annenin çocuğundan bu erdemleri yerine getirmesini beklemesi de eşyanın tabiatına aykırı olur. Bu durumu sigara, alkol alışkanlığı, çevreye saygı vesaire tutumlara da uygulayabiliriz. Çalışkan bir ebeveyn rol modellikte idealdir. Hak ve hukuka riayet edilen bir ailede bu maslahatlar çocuğun davranışlarına yansır.

Ailede bireyler arası etkileşimi toplum ve devlet anlayışına da genellemek mümkündür. Kamu malını koruma ve kollamada hoyrat davranan bir yönetici, raiyyeti altındakilerden bu hususta hassasiyet beklemesi abesle iştigal olur. Lüks makam odaları, lüks makam araçları ile israfın zirvesine çıkan rol modeller vatandaştan tasarruflu olmasını, israf etmemesini bekleyemez. Ast üst ilişkisi içinde yetkisiyle aşağıyı ezmeye çalışan idareciler bireyler arasında adaleti tesis edemez. Halkına doğruyu aktaramaya cesaret edemeyen yöneticiler, halk nezdinde inandırıcılığını, dürüstlüğünü yitirirler. Shakespeare; “Güven ruh gibidir, terk ettiği bedene asla geri dönmez” derken güveni sarsmamaya dikkatleri çeker.

Ülke olarak, bir yandan pandemi süreci, bir yandan soğuk savaş ve sonrası dünyayı etkileyen ekonomik krizler, diğer yandan yönetimde zafiyetleri, insanımızda alım gücünü zora soktu, geçim endeksini düşürdü. Böyle durumlarda, yaşanan krizler toplumsal dayanışma, devlet vatandaş arasında güven tesisiyle aşılması muhtemeldir. Elbette millet de devleti yönetenler de bu tür ekonomik krizlerde üzerine düşeni yapmak durumundadır. Devlet, vatandaşından ücret artışında fedakârlık yapmasını isteyebilir. Ama bu fedakârlığa önce kamu malını tasarruflu kullanmada makamsal tedbirlerle başlamalıdır. Devleti yönetenlerin rol modellik kapsamında kamu kaynaklarını sınırsız kullanması, böyle bir kritik dönemde

imtiyazlı isimler oluşturup, huzur hakkı adı altında onlara farklı kurumlarda imtiyaz ağlaması, bunlar kamuoyu gündemindeyken vatandaştan özveri beklemesi, eşyanın tabiatına aykırı olur. Artık sosyal networkta hiçbir şey gizli kalamıyor. Oradan buradan kamuoyu gündemine düşüyor. Vatandaş da haklı olarak üzerine binen ekonomik yükten ve doğurduğu geçim sıkıntısından feveran ediyor. Peşi peşine akaryakıta, elektriğe, doğalgaza, gıdaya, ulaşıma, özel tüketime, fon paylarına yapılan zamlar vatandaşın kaldırma gücünün sınırını çoktan aşmış durumdadır. Ücretlilerin piyasadaki gerçek enflasyona göre ücret artışları gerçekleştirilmek durumundadır. Burada da içe sinmeyen durumlar söz konusudur. Örneğin, son bir yılda döviz kurunda inanılmaz bir artış varken, şekere, doğalgaza, elektriğe, motorine, benzine, ayçiçeğine, ete, süte, mutfak tüpüne, una, ekmek, ulaşıma, otogaza yaklaşık üç katı oranında artış geldiği iddia edildiği bir dönemde resmi istatistik enstitüsü marifetiyle enflasyonun % 73,5 olarak manipüle edilmesi ne kadar isabetli olabilir. Üstelik ücretlinin maaş artışının bu rakama göre belirlenecek olması vatandaşın güven unsurunu zedelediği iddia edilmektedir. Eski enstitü başkanının kuruma inanmadığını, suç işlediğini iddia etmesi dikkate değer bir durum. Vatandaşın resmi ağızdan yanıltılması, güven unsurunu zedeler. İstatistik kurumunda sıklıkla birim yöneticisi değiştirmesi, istifa edenleri kamuoyuna yansıyan açıklamaları bir şeylerin istendik gitmediğinin göstergesidir. Oysa icranın başındakiler yukarıda olanı biteni vatandaşına net yansıtabilmelidir. Yıllık enflasyonu TÜİK % 73,50 olarak açıklarken, İTO % 87,4, ENAG ise % 160,8 oranlarında açıkladı. Gerçek olan şudur ki; vatandaş cebinin enflasyonunu gayet net olarak görmektedir.

Tekrar rol modelliğimize gelirsek, herkes sorumluluğunu bilmeli, ne kurumlar vatandaşı, ne vatandaş kurumları yanıltmamalıdır. Sonuçta bu ülke hepimizin, iyi günde, kötü günde her bireye yükümlülük düşmektedir. Herkes yükümlüğünün her zamankinden daha fazla bilincinde olmalı ve sorumluluğunu hakkıyla taşımalıdır. Doğruluk, dürüstlük her anlamda şiarımız olmalıdır. Hangi şartlarda, durumda ve çıkmazda olursak olalım, söylemlerimizle eylemlerimiz tutarlı olmalıdır…

Antikya

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Tosthane