Reklamı Geç
Hatay Alo Böcek
Vakıf Katılım
Vakıf Katılım
Hatay Alo Böcek
İsmail Cingöz

İsmail Cingöz

Mail: [email protected]

TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ VE OLASILIKLAR

TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ VE OLASILIKLAR

Bir süredir Türkiye ile Suriye rejimi arasında kesilmiş olan ilişkilerin tekrar normalleşmesine çalışıldığının dillendirildiği görülmektedir. Bu yöntem uluslararası ilişkilerde genellikle etki-tepki durumunun tespiti ve kamuoyunun sürece hazırlanması amacıyla kullanılan bir taktik olarak bilinmektedir. Dolayısı ile ulusal olduğu kadar uluslararası basın kuruluşlarında da Türkiye-Suriye rejimi arasında yeniden diyaloğun tesisi için çeşitli girişimlerin başlatıldığı haberlerine yer veriliyor olması, bu yöntemin işletildiği kanaatlerine sebep olmaktadır.

Lakin bu olasılıktan veya olası gelişmelerden rahatsızlık duyacak kesimlerin de bahse konu söylentilerin doğruluğunu tespit için bu tür haberleri öne çıkartarak tarafların maksatlarını öğrenebilme girişimleri olabileceği de hatırda tutulmalıdır.

Esas itibariyle geçmişte çok da iyi komşuluk ilişkileri olmayan Türkiye ile Suriye’nin 2000 yılından sonra hiç olmadığı kadar iyi ilişkiler geliştirebilmeleri de kuşkusuz ki birçok kesimi rahatsız etmişti. Buradan hareketle Türkiye ile Suriye rejiminin normalleşmesini istemeyen kesimlerin hala var olduğu ortadadır.

***

2000-2010 yılları arasında Bakanlar Kurulu Toplantılarının bile ortak icra edilmeye başlanmasına kadar ilerleyen dostluk ilişkileri “Türkiye ile Suriye birleşiyor mu?” endişeleri ile başta bazı komşu ülkeler olmak üzere birçok kesimin tedirginlikle takip ettikleri bir süreçte, Arap Baharı olaylarının Suriye’ye de sirayet etmesi her şeyi alt-üst etmiştir. Zira 2011’de Suriye muhalefetinin, rejim aleyhine başlattığı eylemlere rejimin sert müdahalesi ve Türkiye’nin Suriye muhaliflerini açıktan desteklemesi ilişkileri kopma noktasına getirmiştir.

Bu gelişmeleri fırsat bilen ve Ortadoğu coğrafyası ile Türkiye üzerine planları olan hemen her kesimi, eş zamanlı olarak Suriye olaylarının bir tarafında olmaya sevk etmesi de bir olmuştur. Adeta dünyadaki bütün terör örgütlerinin yerleşim sahası haline gelen Suriye, anlık değişen ittifaklarla kimin kiminle savaştığı/çatıştığı bilinmez bir duruma gelmiş ve tarih boyu her savaşta yaşandığı gibi yine masum insanların, kadın ve çocukların zarar gördüğü bir sürece evrilmiştir.

2010 öncesi yaklaşık 21.000.000 olduğu değerlendirilen Suriye nüfusunun en az yarısı yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmıştır. Resmi rakamlara göre bu insanların yaklaşık 4.500.000 kişisi, gayri resmi rakamlara göre çok daha fazlası Türkiye’ye göç etmiştir. Irak ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerine göç edenler de dahil edildiğinde Suriye nüfusunun büyük oranda ülke dışına çıktığı görülmektedir.

***

Bu süreçte;

1950’lerden itibaren Suriye ile stratejik ilişkiler geliştiren Rusya, Suriye topraklarında ve limanlarında konuşlu askeri üslerini tahkim ederek güçlendirirken, mevcut varlığının konumunu çok daha fazla etkili hale getirerek Rejimin bekası için vazgeçilemez bir unsur haline gelmiştir.

IŞİD/DAEŞ ile mücadele ettikleri bahanesiyle PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’yi binlerce TIR dolusu silah ve mühimmat ile donatan ve finanse eden Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Münbiç ve Fırat’ın doğusuna yerleşmiş, aynı zamanda Suriye’nin petrol sahalarını işgal etmiştir.

İran, Şii Hilali içerisinde yer aldığına inandığı Suriye’ye mezhepsel kaygılar bahanesi ile daha fazla nüfuz eder hale gelmiştir.

İsrail, 1967’de işgal ettiği Golan Tepeleri’ndeki durumunu güçlendirmiş ve işgal ettiği Suriye topraklarından bir daha çıkartılması mümkün olmayacak bir konuma gelmiştir.

Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti’nin çekilmek zorunda kaldığı Suriye’yi 1918’de işgal ederek Mandater Devlet olarak son Fransız askerinin çekildiği 5 Nisan 1946 yılına kadar yöneten Fransa’nın, Suriye sahasındaki nüfuzu tekrar artmıştır.

İnşa süreci devam etmekte olan Yeni Dünya Sistemi’nin ana unsurlarından olan İngiltere’nin de kuşkusuz ki gelecekte bu coğrafyada etkili olabilmek için sessiz sedasız kendi derin bağlantı sistemini kurmuş olduğu da muhakkaktır.

Ayrıca diğer emperyalist ülkelerin de Suriye/Ortadoğu sahası üzerine çeşitli stratejik yapılanmaları ve planları olduğundan hareketle, Türkiye ile Suriye’nin iyi ilişkiler geliştirmelerinden rahatsızlık duyacak birçok kesimin olduğu bir tablo ortaya çıkmaktadır.

***

Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerini düzeltmesini istemeyen ülkelerin başında kuşkusuz ki; ABD, İran, Yunanistan ve Ermenistan gelmekle birlikte; bölgesel ve küresel açıdan çıkarlarına ters düşen ki içlerinde dost ve müttefik görünenler de dahil olmak üzere birçok kesimin olduğu malumdur.

Kıbrıs Türklerine karşı Rum katliamlarının yaşandığı olayların devam ettiği günlerde Türkiye’nin Kıbrıs’a bir askerî harekât düzenlemesini önlemek maksadıyla 5 Haziran 1964 tarihinde, ABD Başkanı Lyndon B. Johnson tarafından Türkiye Başbakanı İsmet İnönü'ye gönderilen ve tarihe Johnson Mektubu olarak geçen olaydan, 1 Mart Tezkere Krizi olarak tarihe geçen 1 Mart 2003’e ve oradan günümüze her vesilede Türkiye karşıtı tutumunu sergilemekten çekinmeyen ABD’nin uzun bir süredir Türkiye’yi kuşatmakta olduğu artık alenen ortaya çıkmıştır. Zira Ukrayna-Rusya Savaşı bahanesiyle yaklaşık 120.000 askeri ile Yunanistan’a yerleşen ABD’nin, yerleşme stratejisi bu kuşatmayı alenen etmektedir.

Suriye ve Azerbaycan/Karabağ olaylarında Türkiye ve Azerbaycan karşıtı tutumlarını açıktan ortaya koyan İran’ın, samimi bir komşu olmadığı da ortadadır.

Irak Merkezi Hükumeti ile Irak Bölgesel Kürt Yönetimi lideri Barzani’nin tutumunun ne olacağını kestirmek zor olmasa gerek.

Batı’nın şımarık çocuğu ismi ile müsemma Yunanistan’ın bitmek bilmeyen Türk düşmanlığı, ABD’nin Yunan topraklarına yerleştiği son zamanlarda daha da saldırgan tutumları ile kendini göstermektedir.

Ermenistan’ın ve diasporanın Türk düşmanlığı da bilinmektedir, ki Türkiye ile normalleşme, Azerbaycan ile barış müzakereleri yapılırken dahi düzenlediği saldırılarla da bu düşmanlığını açıkça göstermektedir.

Türkiye’nin olası bir savaşa girmesi halinde dost görünen ama gerçek yüzlerini sergileyecek daha birçok düşmana sahip olduğu da bilinmektedir.

Lakin Türkiye ve Türk Milleti’ne karşı düşmanca tutuma sahip olanların hesap etmediği husus ise Türkiye Cumhuriyeti’nin sadece Türkiye’den ibaret olmadığıdır. Zira başta Türkistan coğrafyası olmak üzere Türk Devletleri ile birçok ülkede yaşayan Türk azınlıkların, akraba topluluklarının varlığı ve gözlerinin Türkiye’de olduğudur.

Sonuç Olarak;

Mevcut durum dikkate alındığında; dünya enerji jeopolitiğinin ana kesişim noktasında yer alan Suriye ve Türkiye başta olmak üzere bu coğrafyada barış, sükûn ve istikrarın olmasını istemeyen kesimlerin olduğu muhakkaktır.

2015 yılında Türkiye hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağının düşürülmesi ile savaşın eşiğine gelmiş olan Türkiye ile Rusya, günümüzde stratejik ortak seviyelerine varan bir ilişki geliştirdikleri örneğinde olduğu gibi; uzak ve yakın geçmişte bozulmuş olan hatta sert söylemlerle savaşın eşiğine gelmiş olan ülkelerin yeniden iyi ilişkiler geliştirmeleri, uluslararası ilişkiler açısından çok normal bir durumdur.

Dolayısı ile Türkiye ile Suriye geçmişe sünger çekerek ilişkilerini pekâlâ normalleştirebilecek imkân ve kabiliyete sahip olduklarını karar alıcı mekanizmalar hatırlarında tutmalıdırlar.

Kaldı ki Suriye topraklarında yaşanan savaş nedeniyle; muhalifler, Amerika ile birlikte hareket eden PKK/PYD terör örgütü ve Suriye rejimi ile birlikte hareket eden grupların ayrı ayrı kontrol altında tuttukları sahalar dikkate alındığında parçalanmanın eşiğine gelmiş olan Suriye’nin bölünmesinden en fazla zarar görecek olan ülkenin Türkiye olacağı muhakkaktır. Bu nedenle zaman geçirilmeksizin iki ülkenin diyaloglarını geliştirmeleri büyük önem arz etmektedir.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması ve bu sahaya yerleşmiş olan terör örgütleri başta olmak üzere çeşitli unsurlardan temizlenmesi için normalleşmenin sağlanması amacıyla iki tarafın da karşılıklı olarak adım atmaları gereklidir.

Türkiye, bu şekilde Suriye’nin uluslararası hukuk, iç hukuk ve siyasi yapısının inşası sürecinde masada yer alacak ülkelerden birisi olabileceği hatırda tutulmalıdır. Zira Suriye’nin asli unsuru olan Suriye Türkleri’nin anayasal haklarının garanti altına alınmasının temini için Türkiye masada mutlaka yer alan taraf olmalıdır.

Son Söz Olarak;

Türkiye-Suriye ilişkilerinin normalleşmesi; kısa ve orta vadede Türkiye’nin bölgesel politikalarında elinin güçlenmesini sağlayacak basamaklardan birisi olduğu hatırda tutulmalıdır. Ayrıca Suriye’nin toprak bütünlüğü, uzun vadede Türkiye’nin de toprak bütünlüğünü korumasında etkili olacaktır.

Kapan

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Diva Otel