Reklamı Geç
Dilan Polat
Vakıf Katılım
Vakıf Katılım
Bre Ciğerim
Zülfiyar

Zülfiyar

Mail: [email protected]

Üniversite şehirleri veya şehir üniversiteleri

 

                                    Zülfiyâr

 

Üniversite şehirleri veya şehir üniversiteleri

Bir şehir için sanayi, ticaret, üniversite, kütüphane kısaca bilim, kültür, sanat, eğitim, üretim ve hizmet gibi alanları destekleyen her ünite oldukça önemlidir. Zikredilen unsurlar bir şehrin kent kültürünün, gelişmişliğinin ve dinamizminin bir göstergesidir. Tüm bileşenlerin her biri diğeriyle yakından ilgilidir. Akademisyen olmamız hasebiyle biz şehir için üniversitenin veya üniversite için şehrin vazgeçilmezliğinden bahsedeceğiz.

Öncelikle üniversite (akademi) kavramının 2400 yıl öncesindeki (M.Ö. 400’lü yıllar) Antik Grek (Yunan) Kültüründeki karşılığına ve işlevine değinmemiz gerekecek. Üniversite; “Hiçbir siyasi ve ticari kaygı olmaksızın bilim, sanat, felsefe, fikir üreten merkezlerdir.” O dönemdeki meşhur Atina Okulu bu misyonla kurulmuş, Sokrates, Platon (Eflatun), Aristo (Aristoteles) başta olmak üzere pek çok düşünür bu misyonu işletmiştir. Atina okulda dönemin imkânlarıyla oluşan projeksiyonla bilim, kültür, sanat, felsefe, edebiyat, siyaset birlikte pek çok beşeri ve pozitif ilimler birlikte harmanlanırdı.

Günümüz ölçeğinde üniversite şehre ve yeşerdiği toplumuna katma değer üretmeli, şehir de üniversiteyi benimseyip, bağrına basmalıdır. Böylece, şehirle üniversite arasındaki bu sosyal örüntüden bir dinamizm ve sinerji doğmalıdır. Yükseköğretim ağında üniversitenin var olma sebebi “üniversite-sanayi”, “üniversite-toplum” ve “üniversite-üniversite” işbirliğine yani kısaca üniversite-şehir işbirliği ile özetlenebilir. Bu kavramların sembolleşmesinden öte, genel işleyişinin sürdürülebilir ve denetlenebilir olması gerekir.

1992 yılına kadar ülkemizde 40 civarında kamu ve vakıf üniversitesi vardı. Birinci kuşak üniversite olarak isimlendirilen bu üniversitelere 1992 ve sonrasında ikinci kuşak, 2006 ve sonrasında üçüncü kuşak üniversiteler eklendi. Bugün hâlihazırda 200 civarında üniversiteyi Yükseköğretim çatısı altında hayatiyetini sürdürmektedir. Üniversitelerin hızlı bir şekilde çoğalması beraberinde kalite (nitelik) tartışmalarını da beraberinde getirdi. İçeriği aynı olan ve hemen hemen her şehre hatta ilçelere kadar açılan üniversiteler şehrin demografik dengeleri ve ekonomik girdileri dışında işlevini şehre yansıtabiliyor muydu? Ülke adına uluslararası ölçekte sürdürülebilir, rekabet edebilir, vizyonel ve inovatif özellikleri taşıyabiliyor muydu? ABD Sunny Konsorsiyumunda büyük küçük 2500 civarında üniversite vardır. Kimisinin amiyane tabirle belirtmek gerekirse kolej seviyesinden hallice olduğu belirtilir. Ama ABD’de devletin işsizleri istihdam etme zorunluluğu gibi bir ödevi yoktur. Uluslararası kabulle öğrenci alan bu üniversitelerden mezun olanlar, sahip olduğu birikim ve meziyetleriyle insan kaynaklarına kendilerini kabul gördürebilirler. Ülkemizde durum biraz farklıdır. Lisans ve ön lisanstan mezun olan herkesin gönlünde devlet garantili bir işe kavuşma hayali yatar. Kamu personel rejimini organize edenler de bu gerçek üzerinden planlama yaparlar. Hatta tartışmalar arasında, yeni üniversitelerle işsizlik sorununun ötelendiği de yer alır.

YÖK son dönemde farklı yaklaşımla prototip üniversite anlayışını değiştirerek “Bölgesel Kalkınma Odaklı, Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşma Projesi” üniversiteleri vizyonuyla yeni bir kalite arayışına girmiş oldu. Bu kapsamda üniversiteler kendini yoklamalı, güçlü ve zayıf yönlerini/alanlarını ortaya koymalı, bu proje çerçevesinde bölgesel kalkınmaya öncülük edecek, ihtisas alanına yoğunlaşmalıdır. Bu girişimin personel planlaması dışında henüz somut meyveleri alınmadı. Önümüzdeki dönemlerde görülmesi olasıdır.

Bu gerçeklerle birlikte üniversitelerimiz şehir beklentisinin neresindedir? Veya üniversiteler şehirden beklentisinin karşılığını görebiliyor mu? Türkiye ölçeğinde üniversitelerin bütçelerinin yatırıma dönüşüm önceliği ne olmalıdır? Elbette, gösterişli binalar, ihtişamlı makamlar, lüks makam araçları bu misyonun ruhuna aykırı düşer. Mart 2020 ile baş gösteren pandemi süreci de, bütçe yatırımlarının doğrudan fiziki mekânlara yapılmasının çok da öncelikli ve anlamlı olmadığını ortaya koymuştur. Sağlık alanında kaliteli bir hizmet için tahlil ve araştırma laboratuarlarına sahip donanımlı hastane ortamı, ziraat alanında deneme ve araştırma yapılabilecek modern laboratuarlarımız var mı? Mühendislik alanında ise bölgesel ithalat ve ihracat için kalite, kontrol, tescil merkezi ve araştırma laboratuarları, endüstri 4.0 ruhuna uygun yazılım, kodlama, yapay zeka, robotik gibi endüstriyel tasarım, otomasyon, tasarım ve beceri atölyelerini içeren merkezlerimiz var mı?

Üniversitelerin paydaşı olan kurumlara karşı da ödevleri vardır. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen, STEM-A çalışmalarını içeren “Tasarım Beceri Atölyeleri” ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının TÜBİTAK üzerinden geliştirmeyi planlayıp uygulamaya koyduğu yazılım, robotik ve kodlama çalışmalarına odaklanan “Dene-Yap Teknoloji Atölyelerine” üniversite imkânları ile akademik destek verilebiliyor mu? Sağlık alanında ihtiyaç duyulan mikro-mekanik üretimler, pandemi sürecinde ihtiyaç duyulan medikal teknolojileri tasarlamak ve üretmek hususunda özellikle teknik üniversiteler öncülük edebiliyor mu?

TÜİK verilerine göre Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip olmamız büyük bir avantajımız. İnteraktif/uzaktan eğitim modülüne yönelik eğilimler ve özellikle dünya markalarının en yüksek cirosunu yazılım ve donanım şirketlerinin sağladığı düşünülürse, bu alanda henüz mümbit bir pazarın olduğu aşikârdır. Paydaşlık etmeyi bekleyen Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret Borsaları, Tarım Borsası vs sivil toplum kuruluşları, sanayiciler, yatırımcılar hasretle kollarını açmış akademik dünya ile entegre olmayı, sinerji oluşturmayı bekliyor. Elbette ki, ilk adım akademiden olmalı.

Kapan

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar
Mert Kasap