OVALI EMİSYON SOL
OVALI EMİSYON SAĞ

Son dakika haberleri ve Videoları Hatay'ın haber sitesinde


  • 01 Kasım 2018, Perşembe 15:14
Mehmet Haşmet KOLAĞASI

Mehmet Haşmet KOLAĞASI

KOMÜNİZM KAPİTALİZM PAZAR EKONOMİSİ VE ATATÜRK

KOMÜNİZM KAPİTALİZM PAZAR EKONOMİSİ VE ATATÜRK

Komün, kapalı toplum demektir. Dış etkenlere kapalı kendi kendine yetmeyi amaçlayan toplumlar ve cemaatler birer komündürler. Temel olarak komünizm ise, özel mülkiyetin olmadığı tüm malların ortak olduğu toplum düzenine verilen addır. Tarihin ilk dönemlerindeki toplumların komünizmi yaşadıkları, ancak derebeylerin yani feodalitenin zaman içinde mülkiyeti ele geçirdikleri iddia edilir.

Bir de bölüşülen şeyin maddi olduğu, elle tutulmayan gözle görülmeyen hiçbir şeyin olmadığına inanıldığını söylemeliyiz. Bu şekliyle komünizmin diğer adı materyalizmdir.

Komünizm; özel mülkiyetin olmadığı, teşebbüs özgürlüğünün olmadığı, devletin ve paranın olmadığı dünya cennetine ulaştıracak dünya dinidir, ahreti yoktur. Ve kendinin dışındaki hiçbir din ve inanca tolerans tanımaz, amansız düşmanıdır. Teorisyenlere göre komünizm tarihi bir süreç sonucu kendi kendine gelecekti. Bu aşamada gelmesi için de bir şeyler yapılmalıydı, toplum hazırlanmalıydı, İşte bu aşamaya sosyalizm denir. Yani sosyalizm komünizmin okuludur.

Sosyalizm okulunda lümpen proleterler eğitilmeliydi. Kimdi bu lümpen proleterler; parayla seks yapanlar, uyuşturucu ayakçıları, sokak zorbaları, hırsızlar, üç kağıtçılar; bunları yapmaya sistemin mecbur bıraktıklar. Burjuvazi ise kapitalist hayata bağımlı olduğundan ıslah edilemezler, devrim esnasında yani sosyalizm aşamasında öldürülmelidirler. Acaba Che Guevara’nın babasına yazdığı mektupta öldürmeyi çok sevdiğinden bahsetmesini bu doğrultuda mı algılamalıyız. Lenin’in dediği gibi, “Barış, komünizm tüm dünyaya hakim oluncaya kadar savaşmak…” mıydı?

1844 El Yazması kitabında Karl Marks’ın kadınların fuhuş ilişkisine girmesini, diğer malların özel mülkiyetten toplum mülkiyet ilişkisine doğal olarak geçişine örnek göstermesini o günkü kadına bakış açısı olarak görebilir miyiz? Kendine hayran genç asistanından çocuk sahibi olmasını ve eşinin gösterdiği tepkiyi yatıştırmak için arkadaşı Engels’in çocuğu sahiplenmesini çalışmalarının hangi safhasında sayabiliriz. Engels’in verdiği parayı borsada kaybetmesi (marksizmle!) bağdaşır mı? Almanya’da büyük bir burjuva olan Engels’in babasının İngiltere’deki fabrikalarının başında olması Engels’i ne yönde etkilemiştir. Tüm bunlar izahı gereken sorulardır.

Her ideoloji ve siyasi akımın bir de onu gerekli kılan ekonomik görüşü vardır. Komünizmde para olmadığına göre fiyatları oluşturacak bir pazara da gerek kalmayacaktır. Yani satılık mal yoksa pazar da yok fiyatta. Ancak sosyalizm bir geçiş dönemi olduğundan henüz para var ve fiyat ta var. Pazar ekonomisinden farklı olarak fiyatlar pazarda oluşmaz, bir kurulca tespit edilir. Zaten üretim malları işçi sınıfının eline geçmiştir. Buna kolektivizm denir. Kooperatifçilik kolektivizmin bir uygulamasıdır. Yani karsız hayat…

Acaba iddia edildiği gibi tarihte özel mülkiyet, teşebbüs hürriyeti, fiyatların pazarda oluşması, para, devlet, yani organize olmuş insan topluluğu yok muydu? Ya da kalkınmanın, büyümenin ve gelişmenin sonucu olarak mı ortaya çıkmıştır? O halde bu unsurları ihtiva eden ekonomik sisteme serbest pazar ekonomisi diyebiliriz. Yani fiyat pazarda oluşur, rekabet fiyat skalasını sağlar. Yani iyi mala yüksek fiyat… Peygamber efendimize, “Bize bir kar haddi belirle biz onun üstünde kar etmeyelim.” Dendiğinde, “Fiyatları belirleyen Allah tır, ben onun bereketini isterim. Üreticinin malını pazara gelmeden yolda karşılamayın.” Diyerek fiyatların pazarda belirlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Görülüyor ki o tarihte pazar ekonomisi vardı.

Gorbaçov bir üniversitede, “ Özel işletilen bir çiftlikle kolhoz arasındaki verim farkını görünce bu işin bittiğini anladık.” Diyor. Ve bu da Sovyetlerin dağılma sürecini başlatmıştı. Öyle ki imrenilecek bir şekilde eğitilmiş vatandaşlarının rekabeti ve hür teşebbüsü ret eden alışkanlıklarından kurtulamıyor olmaları onları bir yüz yıl daha yabancı iş adamlarının teşebbüs kabiliyetine muhtaç bırakmıştır. Birçok Sovyet ülkesinin ticaret odalarını Türk vatandaşları kurmuştur. Görülüyor ki rekabet yoksa gelişme de yok… Tüm olumsuz yorumlara rağmen Orta ve Güney Amerika ülkelerinin ve benzeri ülkelerin devrimci yaklaşımla emperyalizme karşı mücadele etmeleri takdire şayandır. Ve bugün Türkiye’nin verdiği mücadeleyi hayretle izlemekteler.

Bugün Avrupa’da siyasi parti programlarına hakim tek ekonomik sistem sosyal piyasa ekonomisi ve bölüşüm teorisi, diğer adıyla sosyal pazar ekonomisidir. İkinci dünya savaşı ve arkasından bilhassa Almanya’da elde edilen başarı bu sistemi tartışılmaz kılmıştır. Yani Avrupa bizde var olan pazar ekonomisine ve gene bizde zaten tarihte uygulanmış olan sosyal kelimesini eklemiştir.

Mihri Belli, eğitimini Amerika’da almış cumhuriyetimizin ilk komünistlerinden olup, ölüm tarihi olan 2011 yılına kadar ülkemizdeki Komünist hareketlerin çoğuna yön vermiştir, Aydınlık gurubunun kurucularından olup, son yıllarında silahsız bir hareket taraftarı idi.

Gene Sabahattin Ali, Almanya’da komünizmin etkisinde kalmış, ülkeye geldiğinde fikirleri nedeniyle öğretmenlik mesleğinden birkaç defa çıkarılmıştı. Kalem arkadaşları Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin zamanımızda Atatürkçülüğün öncüleri olarak bilinir, ancak Sabahattin Ali’nin ilk görevden alınışının sebebi Atatürk’e ve İnönü’ye hakaret eden şiiridir. Öldürüldüğü 1948 yılına kadar önce Atatürk sonra İnönü ile mücadele etmiştir. İsmet İnönü’ye hakaret eden Marko Paşa ve Eşek Paşa gibi dergileri Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin’le beraber çıkarmıştır! İlginçtir ki şahsiyetinden şüphe etmediğim bir CHP’li belediye başkanı bir meydana İnönü heykelini

koydururken bir yandan da Sabahattin Ali günleri tertip ediyordu. Hiçbirini eleştirmiyorum, ancak bu konuda bir bilgisinin olup olmadığını merak ediyorum. Okuldan Sabahattin Ali ödevleri verilirken bir de okullarda siyaset bilimi ve şahsiyetlerin görüşü de ders olarak okutulmalıdır. Yoksa çocuklarımız, hatta öğretmenlerimizi bu arenaya savunmasız olarak salar ve kaybederiz.

Nazım Hikmet ise Atatürk’ün sağ olduğu 1938 yılından, 1950 Demokrat Parti affına kadar hapiste kalmıştı. 1951 yılında yurt dışına kaçtı, Vera adlı evli bir Rus kadına aşık oldu ve maceralı bir şekilde onunla evlendi. Halbuki Türkiye’deki aşkı için yazdığı şiirleri hala bestelenmiş olarak dinliyoruz. Yani o da Atatürk ve İnönü ile sorunlu… Yıllarca Moskova radyosundan Türkiye’ye yönelik propagandaları dinlenmişti. Oysaki “sarı saçlım mavi gözlüm” nitelemesinden Atatürk’ün mü yoksa Nazım Hikmetin mi kastedildiği çoğu zaman karıştırılmıştır.

Burada bir zamanların 2. Atatürk’ü(!) Ecevit’in, “Che Guevera’nın, Ho Şi Minh’in, Mao Çe Tung’un önünde kilitli kapılar vardı onun için onlar dağa çıkıp gerilla oldular bizde ise kapılar kilitli değil tokmaklar çevrilince açılır.” Cümlesini de zikretmeden geçemeyiz. Kooperatifçi ve Rockefeller bursu ile ABD’de iki yıllık okulu 9 ayda bitirip 1960 darbe hükümetinin Çalışma Bakanı olan Ecevit’in bu cümleler komünist olduğunu resmen ilan ediyor, ama Atatürk komünist miydi? Birazdan göreceğiz. Siz de, “Atatürkçülük kimlerin eline kalmış.” diyeceksiniz. Acaba İzmir İktisat Kongresi’nden haberi var mıydı? İşin ilginç tarafı gene ABD… Marksist PKK’ya destek veren de…

Şunu da belirtmeliyiz nasıl ki dini kendine itaat aracı olarak kullanan sahte din adamları varsa, komünistler arasında fikri kendi liderliğine vasıta yapanlarla kendi kuralsız ve sorumsuz yaşantısına bahane olarak kullanan iki sınıf var...

Fikir özgürlüğü demokrasilerin vazgeçilmezlerindendir. Ve fikirlere saygı duyuyoruz, aynı zamanda fikirlerin çakışmasından güzellikler doğmasını umuyoruz. Ancak burada tanımları yerli yerine oturtmalıyız.

Peki, komünizm fikrine zemin hazırlayan kapitalizm nedir? Sermaye, işte Marksizm’in üretimden pay vermek istemediği üretim girdisi... Kapitalizmde ise aslan payı onundur. Asıl burada karşı çıkılması gereken şey ise sermayenin gücüyle toplumların kaynaklarının acımasızca sömürülmesi ve insanların köleleştirilmesidir. Halbuki Pazar ekonomisinde teşebbüs hürriyeti rekabet unsuruyla sürekli daha iyiye ulaşmayı sağlayacaktır. Kapitalizmde ise haksız rekabet ve tekelleşme gelir dağılımı adaletini insafsızca bozacaktır. İşte pazar ekonomisi ile kapitalizm arasındaki fark budur. Yani sosyal adalet için dünyanın yarısını öldürmeye diğer yarısını da gelişmeye kapatmaya gerek yoktur.

Atatürk’ü tanımak için nereden başlanmalı? Selanik Türküsü’nden mi? Bülbülüm Altın Kafeste şarkısından mı? Yoksa çiğnetmediği Yunan Bayrağından mı? Varlığında savaştırmadığı Türk milletinden mi? O, Hatay ve Boğazlar gibi İkinci Dünya Savaşı’nda doğru tarafta yer alarak savaşmadan Misakı Milli sınırlarına ulaşmayı da hedeflemişti. Böylece petrole de ulaşarak o zamandan cari açık sorununu çözmüş olacaktı, iki yıl daha yaşamasına müsaade edilseydi.

1923 yılı, İzmir İktisat Kongresi ve pazar ekonomisinin tüm unsurlarının oluşturulması için alınan kararlar, mesela özel sektörü ve sanayileşmeyi teşvik için iki bankanın(!) açılma kararı. Ya dokuzuncu madde? Türkler dinine, milliyetine, toprağına, hayatına düşman olmayan ecnebilere dosttur, yabancı sermayeye karşı değildir. Ah benim kalpaklı kardeşlerim keşke bunu okumuş olsalardı.

Atatürk’ün kitaplarda karma ekonomi modeli uyguladığı yazılıdır. Yani özel teşebbüsün sermaye gücü olmadığından büyük tesisler devlet tarafından yapılacak, daha sonra özel sektöre devredilecektir. Böylece özel teşebbüse sermaye temini yapılacaktır. Bu komünizme kapitalizmden daha uzak bir sistemdir. Komünizm kapitalizmdeki sermayeyi ortadan kaldıracak, Karma ekonomi ise olmayan sermayeyi canlandıracak!

Peki, o dönemde Diyanet İşleri Başkanı’nın kurulduğunu ve protokolde 4. sırada olduğunu biliyor muydunuz? Kuranı Kerim’in Türkçe mealini yaptırarak Martin Luter gibi, din bezirganlarının ve yabancı ajanların önünü kapatmak istediğini ah bir anlayabilseydik. Yani Atatürk komünist değildir. Olsaydı burnunun dibindeki Sovyetler Birliği ile bir sosyalist cumhuriyet olarak birleşir ve bu kadar risk almazdı. Atatürk din düşmanı değildi galiplerin ve emperyalistlerin bu kadar baskısına rağmen Diyanet İşleri Başkanlığını kurmazdı. Ah! Cem Karaca, annesi Ermeni babası Azeri, vatandaşlıktan çıkarılmış devrimci kardeşim, son şarkın ‘Allah Yar’ Doğru ya biz neyiz ki, idraksiz toprak, görmeyen duymayan ve zayıf, içimizdeki ruh olmasa, hidayet başka şey, ona çok ihtiyacımız var, senin gibi, çöldeki su gibi…

Atatürkçülüğün iktisadi doktrini Sosyal Pazar Ekonomisidir ve Avrupa’dan çok önce uygulamaya konulmuştur. Atatürk için din vazgeçilmezdir, din milli varlığımızın devamının garantisidir. Ancak laiklik gereği her inanca eşit mesafede olmak ve Dinde zorlama olmadığı göz ardı edilmemelidir. İşte gerçek Atatürkçülük bu temeller üzerine bina edilmeli ve bunu suistimal etmek isteyenlere bilgiyle müsaade edilmemelidir. Sağlık ve Esenlikler [email protected] www.iskenderunses.net


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık