Sabahat Özgürsoy Çelik Dikey Sol
OVALI

Son dakika haberleri ve Videoları Hatay'ın haber sitesinde

  • Dolar 4.6960
  • Euro 5.4701
  • GR ALTIN 191.59
  • ÇEYREK 313.11

  • 17 Şubat 2018, Cumartesi 16:09
NecatiDaştan

Necati Daştan

NEDEN ALDANIYORUZ?

NEDEN ALDANIYORUZ?

Düşünmeyi bilmeyen bir toplumuz. Okumak ve araştırmak yerine en yakınımızdakilere sorarak kolay öğrenme modundayız. Sanki yakınımızdakiler her işin uzmanı.

Analitik ve sorgulayıcı düşünme bir milleti millet yapan ve güçlü yarınlara sevk eden en önemli etkendir. Bu düşünce yeteneği önce ailede başlar sonra alınan eğitimle devam eder. Ne yazık ki ne ailelerimiz sorgulayıcı bir eğitim modeline yatkın ne de eğitim sistemimiz. Tam tersine itaat kültürünü empoze eden bir cenderenin içindeyiz.

Ezber üzerine kurulmuş bir eğitim düzeninin kurbanıyız milletçe. Bu sistemden sorgulayıcı ve akletmeyi başarmış bireylerin çıkmasını beklemek saflık olur.

Bu nedenle dünyada belki en çok dolandırılan ve en çok aldatılan bir millet olma özelliği bize ait.  Dünyada telefon dolandırıcılığının yaşandığı bir başka bir ülke var mı acaba?

Eğitimimizin hali bu. Peki adaletimiz çok mu mükemmel? Toplumun yüzde 70-80 i adaletten muzdarip. Bu korkunç bir gerçek.

Hz. Ali diyor ki önce hakkı öğren sonra haklının kim olduğunu öğreneceksin.

 Bizler kendi ideolojimiz için adaleti by -pas etmeyi meşru gören bir kültürün etkisi altındayız.  Oysaki düşmana bile adil davranmak erdemli ve şerefli olmanın bir gereğidir. Nasıl ki savaşta kadınlara ve çocuklara dokunmak yasaklanmış ise düşmana karşı adaletsiz davranmak da aynı şiddetle yasaklanmıştır.

Düşünmeyi öğrenmek, inandığımız değerlerin hak ve hakikat olup olmadığını anlamaya yarar. Okumak işte bunun için var. Arı gibi her çiçekten bal almak, her düşünceye saygı ve her düşünceden bir lezzet almak, sonra bunları akıl ve düşünce harmanında olgunlaştırarak ortaya özgün eserler ve hür fikirler koymak gerek.

Hiçbir insan kusursuz değildir peygamberler hariç.

Hata insan iledir. İnsanı hata ile kabullenmek ve bizler insanların hatalarını en aza indirmek için var olmalıyız. Önce kendimize bakmalı ve kendi iç dünyamızın tahribatların ile meşgul olmayı bilmeliyiz.  Başkasını eleştirmek çok kolaydır ancak bilge insanlar kendilerini eleştirebilirler.

İnsan, asabiyetin bir sonucu olarak kendi ailesinin ve yakınlarının düşüncelerinin haklı olduğu inancı ile büyür. Bunun doğru olup olmadığını ancak analitik ve sorgulayıcı bir eğitimden geçtikten sonra anlayabilir insan.    Şöyle düşünelim. Türkiye’ de 20 milyon aile var her çocuk kendi ailesinin haklı olduğuna inanıyorsa doğru için hangi kriteri kullanacağız. Doğru, ancak aydınlanmayı takip eden müzakere ve diyaloglar sonucu bulunacaktır.

İbni Haldun şöyle der: Eğitimcilerimiz bilgiyi sadece ezberletmekle eğitim yapılacağını zannediyorlar.  Oysaki gerçek eğitim bilimsel tartışmalar ve münazaralar ile mümkündür.

Bir Müslüman, Allah inancını dahi sorgulayarak imanını ihya etmekle mükelleftir.  Aksi halde taklidi imandan tahkiki imana geçemez.

Düşüncelerimizin haklı olup olmadığını test etmenin bir başka yolu ise elde edilen sonuçlardır.  Ülkemizin eğitim sisteminin, ekonomi ve adalet sistemimizin son derece mükemmel olduğunu iddia edebiliriz. Ancak elimizdeki veriler bunu doğrulamıyorsa ve dünya bizi böyle kabul etmiyorsa bu düşüncelerimizi sorgulamaktan başka bir yolumuz var mı acaba?

Dünyadaki en iyi 500 üniversite arasına bir tane üniversitemiz giremiyorsa ve adaletten memnuniyet üzücü boyutlarda ise ve insanlar arasında güven kaybolmuş ve kimse kimseye güvenmiyorsa mahkemeler çek ve senet tahsil merkezi haline gelmişse o toplumu toplum yapan dinamikler sarsılmış ve toplum çatırdıyor demektir.

Tüm bu nedenler ışığında nereden başlamak gerek diye bir soru sorulursa şöyle cevap vermek gerek. Bu ülke önce aydın sorununu halletmeli.  

Bu ülkede ne yazık ki hem nitelik hem de nicelik yönüyle bir aydın sorunu var. Aydınları zaafa uğrayan bir millet geleceğinden emin olamaz.

Aydınlar ülkenin paratonerleridir.  En büyük felaket ve acılar önce aydınlara çarparak durur.   Ancak aydınlar ilmin onlara verdiği dayanma gücü sayesinde fazlaca etkilenmezler ve tekrar ayağa kalmak onlar için zor değildir.   

İnsanlar bu yüzden aydınlara saygılı davranmak zorunda. Nasıl ki polis ve ordu güvenliğimizin teminatı ise aydınlar özgürlüğümüzün ve demokrasinin en büyük güvencesidir. Aslında haklarımızın en büyük teminatı mahkemeler zannedilse de hakikat öyle değil. Aydınlar görevlerini yapmadıklarında mahkemeler işlevsiz kalabilir ve bu misyondan uzaklaşabilirler. Bir başka ifade ile mahkemelerin teminatı da aydınlardır.

Yabancı bir diplomat, alman bilim adamına soruyor;  Siz iki dünya savaşı'ndan bu kadar tahribatla ayrıldınız bitik bir Almanya’yı nasıl  yeniden ayağa  kaldırıp bu hale getirdiniz.

 Alman bilim adamı şöyle cevap veriyor; Yıkılan sadece binalardı alman halkına bir şey olmadı ve bizim üniversitelerimiz vardı biz bu üniversiteler sayesinde ayağa kalktık cevabını veriyor.

Geleceğimizi inşa etmek için önce düşünen-sorgulayan beyinler yetiştirmeli ve sonra bu beyinlerden tüm toplumun istifade edebilmesinin yolu açılmalıdır. Ancak toplumun aydına değer vermesini temin etmeli ve ilmin değerini bilen bir toplum inşa etmeliyiz.  İlme değer vermeyen milletler ilmin kurbanı olmaya mahkumdurlar.  

Sürç-i lisan ettiysek affola

 

Serdar Kayhan


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık