Kapan Mobilya dikey sol
Meclis Kültür Sanat Merkezi dikey sağ

Son dakika haberleri ve Videoları Hatay'ın haber sitesinde


  • 16 Kasım 2017, Perşembe 11:23
NecatiDaştan

Necati Daştan

SUÇ VE CEZA DENGESİ NASIL OLMALIDIR?

SUÇ VE CEZA DENGESİ NASIL OLMALIDIR?

 

Almanya’dan bir mahkeme kararı..

Sanık tali kusurlu olarak trafik kazası sonucunda 8 yaşındaki bir çocuğun ölümüne neden oluyor. Hakim, şöyle bir karar veriyor: Sanık,. Karardan sonra bir ay boyunca çocuğun mezarına her gün bir  koyacak ve çocuğun reşit olacağı 18 yaşına kadar her doğum gününde pasta yaptırarak ölen çocuğun ailesi ile birlikte doğum gününü kutlayacaktır.

Ayakta  alkışlanacak bir karar.  

 

Hukuk sistemimizin en büyük hatası, her suçun cezasını para veya hapis olarak düzenlemektir. Oysaki bir takım suçlarda sanıkların cezaevinde ıslah olmaları mümkün değildir. Örneğin hırsızlık suçunun failleri cezaevinden çıktıktan sonra yeniden suça bulaşmaktadırlar. Aksine cezaevinde daha da profesyonelleşiyor ve çıktıktan sonra iş birliğine dahi girişiyorlar.

 

Sosyologlar, psikologlar, tarihçiler, hukukçular ve hekimlerden oluşacak bir kurul tarafından tüm suçlar ayrı ayrı analize tabi tutularak her suç için etkili olacak ceza türlerinin belirlenmesi gerekir. Örneğin cinsel saldırı suçunda en etkili metod kanaatimce kişiyi suçun ağırlığına göre geçici veya daimi olarak hadım etmektir. Bu tür suçlarda bunun dışındaki cezaların caydırıcı fonksiyonunun yetersiz kaldığını düşünüyorum  

 

Trafik kazalarında yatağa mahkum olmuş hastanın bir haftalık şahsi bakımı 6 aylık bir hapis cezasından daha çok caydırıcı ve daha çok eğitici olacaktır. Çünkü sanıklar trafik kazasına maruz kalmış insanların sonraki hayatlarında ne tür zorluklar yaşadıklarından habersiz oldukları için pervasızca araç kullanmaya devam ediyorlar.

 

Cezaların mutlaka empatik bir işlevinin haiz olması gerekir. Sanık, zarar verdiği mağdurla empatik bir iletişime geçtiği oranda yaptığı işin kötülüğünün farkına varacak ve kendini düzeltme yoluna gidecektir.  Sadece ceza, bazen öfkeyi artırmakta başka bir  işe yaramamaktadir.  

 

Örneğin parasızlık nedeniyle suç işlemiş olan sanığa cezaevi süresi boyunca bir meslek edinme imkanı verilebilir ve helal yoldan para kazanmaya alıştırılabilir. Kişi erdemin ve helal lokmanın huzurunu bir kez tadarsa  umulur ki  ıslah  olur   

 

Kasıtla işlenilen yaralama suçlarında mağdurun en iyi hastanede tedavi olma ve bu masraflarını sanığa yükletme imkanı verilmelidir. Hiç kimse sebepsiz yere ve bir kasıt sonucu yaralandığında vasat bir hastaneye mahkum edilemez. Asli kusurlu olarak trafik kazasına neden olan kişinin aracının tamiri için kaybettiği zamanın bedelini karşı taraftan isteme hakkı olmalıdır. Üstelik bunlar hukuk davası yolu ile değil ceza davası yolu ile alınmalıdır yani kişinin bir dava açıp onu takip zorunluluğunda olmaksızın resen devlet tarafından takibinin yapılması mağduriyetlerinin  önlenmesi için en etkili yolu.    Davanın kaybedilmesi halinde ise rücu hakkı saklı tutulabilir.

 

Bugün ceza hukukumuzda uygulanan HAGB, erteleme, paraya veya başka tedbirlere çevirme uygulamaları suçları artıran ve sanıkları suç işlemeye karşı daha özgür bırakan etkenlerdir. Zira sanık bu tür tedbirlerle işlemiş olduğu suçun hazzını yaşarken müeyyidesinden kurtulmuş olmaktadır. Elbette sanık ıslah edilmeli ve topluma kazandırılmalıdır. Ancak bugün suç ve ceza dengesi bozulduğu için işlenen suçların takibinde toplumsal bir gevşeklik göze çarpmaktadır. Bu günkü sistemin mağduru değil sanığı koruyan ve yücelten bir sistem olduğu  açıktır.   Bunu tartışmak  bile abesle iştigaldir.

 

Sanık ıslah edilirken mağdurun yaşadığı travma ve uğradığı zarar durumu asla gözden kaçırılmamalıdır. Mağdur uğramış olduğu saldırı ile ve incinmiş kişiliği nedeniyle topluma yaralı bir birey olarak dönmektedir . Bu hasarı kim nasıl telafi edecektir? Oysaki işlenen suçta asıl olması gereken mağdurun yaralanmış vicdanının onarılması ve incinmiş gururunun telafi edilmesidir.

 

 Bu itibarla sanık hakkında erteleme, HAGB, paraya veya başka tedbire çevirme gibi uygulamalar mağdurun rızası alınarak yapılmalıdır. Suç işlerken mağdurun rızasını aramayan sanık için cezalar hafifletilirken mağdura sorulmaması adalet dengesini bozan bir faktördür. Örneğin sanık mağdura hakaret etmiş olsun. Bu durumda hakim mağdura bir kaç alternatif sunar. Sanığın bir hafta kütüphaneye kapanıp kitap okumasına rıza gösterirmesi halinde cezasının infaz edilmeyeceği gibi.. Veya sanığın bir hayır kurumuna mağdurun belirleyeceği miktarda bir ekonomik bağış yapması halinde infazdan kurtulması gibi alternatifler sanıkla mağdur arasındaki sert köprüleri yıkacak ve cezanın onarıcı bir fonksiyona doğru evrilmesine yardımcı olacaktır.

 

 Bunların yapılmaması halinde cezaevine girecek olan sanık bu tür tedbirlere gönül rahatlığı ile katlanacak ve kendini kazançlı sayacaktır. Bu da onun ceza ile ruhunun incinmesinin önüne geçmiş olacaktır..

Zira mevcut ceza sistemimizin suç ve suçlu ile mucadelede sonuç vermediği ortada. Suç oranları gün be gün artmakta ve sanıklar daha pervasız bir hale gelmektedirler.

 

Aslolan mağduru sanık karşısında ezmek değil; sanığı mağdur karşısında ezmek ve onu nedamete sokmaktır. Şayet huzur ve güven içinde yaşanacak bir dünya istiyorsak..

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık