ovalı hasar destek dikey sol
Ovalı hasar destek dikey sağ

Son dakika haberleri ve Videoları Hatay'ın haber sitesinde


  • 24 Eylül 2018, Pazartesi 17:50
NizamettinDURAN

Nizamettin DURAN

Yerel Yöneticiler, Yazarlar, Kitap ve Kalite!

Yerel Yöneticiler, Yazarlar, Kitap ve Kalite!

Adamın biri yememiş içmemiş ve kendine dert edinmiş ve demiş ki "Belediye kitap basarsa yayınevi ne iş yapacak?.."

Bu başlık altında sıkıntılarını dile getirmeye çalışarak, bir kitabı yazarının yazdığını, yayıncının bastığını, okuyucusunun da okuduğuna söylemiş... Ancak işlerin değiştiğini de ifade etmiş: Her partinin belediyesinin kitap basmaya başladığını, “Sosyal Sorumluluk Projesi” adı altında etraf belediye kitaplarıyla dolup taştığını, ancak bu kitapları okuyan kimsenin olmadığını anlatmış... Devamla, belediyenin görevlerini de kendince sıralamayı ihmal etmemiş: Bir belediyenin yaptığı hizmetlerden, belediyecilik anlayışından, plan ve projelerinden bahsedebileceğini söylemiş ve adeta bir lütufta bulunuyormuşçasına, buna bir şey demediğini eklemiş… İtirazı ise: “kültür-sanat” başlığı altında belediyelerin kendilerine yakın gördükleri isimlerin kitaplarını basması, desteklemesi ve gereksiz israfın yapılmış olması noktasında olmuş...

Bunları belirttikten sonra esasa geliyor ve bu ülkede asırlık yayınevlerinin var olmasına rağmen bu insanlarınkitaplarını, söz gelimi İnkılab'ın basmadığını, Timaş'ın basmadığını, Dergâh’ın basmadığını, Varlık'ın basmadığını, Ketebe'nin basmadığını, ancak falanca belediyeden bilinmeyen bir kimsenin bulunması sonucunda belediye imkânları ile bastırılmış olduğunu ve sonuçta kitap diye sağa sola yollandığını yazmaktadır. Bunun yanlışlığı konusunda şu gerekçeleri ileri sürmektedir: Yayıncının vergi verdiğini, adam çalıştırdığını, sigorta ödediğini, bunları cebinden karşıladığını ama belediyenin sayılan bu kalemlerin tamamını devletin kesesinden milletin parasından ödediğini belirtmektedir.

Mahallinde yapılan sanat etkinliklerine bazen solcu, bazen sağcı, bazen yetersiz kişiler tarafından yapılıyor olmuş olmasını eleştirmektedir. Bu açıklamalarını da bir örnekle güçlendirmeye çalışarak, üç beş sene önce bir belediyenin Şeb-i Arus törenini bir maç spikerine sundurmuş olduğunu söylemektedir.Ana hatlarıyla belediyelerin kitap basımı ile ilgili olarak getirdiği eleştiriler bu meyandadır.

***

Öteden beri bu memlekette yaşayan herkes bilir ki, yazar, yazarlık, yayıncılık ve okuyucu gerçeği anlatıldığı şekilde değildir. Yazarın tanınmışlığını, şöhretini salt yazarlık becerisine bağlamak yaşanan gerçekleri görmemek anlamına da gelir. Ne ki, cümle kurmaktan aciz onlarca kişinin Zaman gazetesi tarafından parlatılıp bir numaralı yazar sınıfına sokulduğunu bilmeyen mi var?

Mahalli imkânlarla basılan kitapların okunmadığı iddiası trajikomik bir iddiadır ve bir başka gerçeği de düşünmemizi ilzam etmektedir. IGC TV'nin yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye'nin kitap okuma oranı %1; buna göre, ülkemizdeki bütün yayınevlerinin bastığı kitaplarının okunmasının bu orana göre yeri neresidir acaba?

Belediyenin görevlerini sıralarken her türlü sanat ve kültürel etkinliklerden soyutlayarak belediyeleri propagandist bir anlayışın içerisine sıkıştırıponları imar alanına hapsetmiş olmuyor muyuz? Bu hususta araştırma ve çalışma yapmak isteyenleri teşvik etmeyen, desteklemeyen tabir caizse onlara sırtını dönmüşyerel değerlere kıymet vermeyen bir zihniyeti önerdiğimizin farkında mıyız?

Belediye Şehir Tiyatroları oyunlarını sergilerken harcama yapmıyor mu, oyuncularına ödemede bulunmuyor mu? Mesele milletin parası ise, belediyelerin şehir tiyatrolarına yaptığı harcamalar kitaplardan daha mı az? Peki, sahnelenen bu eserleri kaç kişinin seyrettiği neden sorulmuyor?Bu anlayışa göre kapatılması bile istenmez mi?

Belediye imkânları ile basılan kitaplara bu aşağılayıcı bakışı anlamak zor! Bu ne kibir, bu ne üstenci bir tavır! Mahalli yazarların eserleri bir yana, elan bu sayılan yayınevlerinin hangisinin bastığını diğer bir yayınevi basar veya basıyor? Bu eserin kalitesizliğinden mi kaynaklanıyor, yoksa yayınevinin kendine özgü ilkesel duruşundan mı? Esasen mahalli bir kültürü yansıtan bir çalışma, bunların hiçbirinin ilgi alanına girmeyebilir, bu yüzden de iltifat edilmemiş olabilir. Bu son derece normal bir durum, çünkü yayınevi bir ticari kuruluştur, getirisine götürüsüne bakmak zorundadır. Bu sebeple ilgisiz olabilir. Yani bu ilgisizlik tamamen ekonomiktir, eserin kalitesiyle alakası yoktur. Hal böyle olunca eğer bu tür çalışmaların önüne böylesine keyfi değerlendirmelerle set çekilmeye kalkışılırsa bunun zararı hiç şüphesiz millete ve milletin değerlerine olacaktır.

Her yıl belediyelerce düzenlenen festivallere davet edilen sayısız sanatçıya (şarkıcı, türkücü...) ödenen paranın hesabı sorulmazken, belediye tiyatrolarına ayrılan bütçe gündeme bile getirilmezken, kitaba saldırmak, kitapla uğraşanları yıpratıcı konu haline getirmek akılla, insafla izah edilmeli! Kitaba saldırmak daha mı kolay görüldü? Sahi bu kitap düşmanlığı nereden çıktı? Kültürümüzde var olan ‘kitabın kutsiyeti’ne rağmen bu kitap düşmanlığı oldukça can sıkıcı olduğunu belirtelim. Hangi zihniyette olursa olsun, yerelin kültürünü yansıtan bir çalışma saygındır, saygı görülmelidir. Neticede emek mahsulüdür. Dahasını söyleyecek olursak, bu kadar emeğin karşılığında da belediyelerden talep edilen hiçbir ücretin olmayışı da düşündürücü değil mi? Bölgenin kültürünü tescile yönelik yapılan bu çalışmaları hiçbir mahalli araştırmaya imza atmamış olanlar elbette anlayamazlar!Anlamadıkları bu hususu yüksek sesle dillendirmek gerekir. Bilinmelidir ki belediyelerin görevi sadece imar, bayındırlık ve kendi faaliyetlerini tanıtma yani propagandasını yapma değildir. Halk tarafından seçilen başkanlar, halkın kültürüne, sosyal dokusuna, müziğine, sanatına ve her şeyine hizmet etmekle yükümlüdürler.

Hiçbir ücret talep edilmeden yapılan yıllara dayalı çalışmaları, hem de kendi halkı ile ilgili çalışmaları, bölgenin insanına ulaştırmaya çalışan belediyeleri suçlamak ve bu kültüre katkı sağlamaya çalışan araştırmacıların azmini ticari kaygıyla kırmak insaf ile bağdaşmaz!

Çalışan, araştıran ve emek veren insanları teşvik edeceğimize belediyelerimizin kitapla ilgiliüç kuruşluk basım parasını dile dolamak da ayıbın da ötesi acizliktir. Sonra bu kadar medya gücüne rağmen yazarın hangi kitabının okunma rekorları kırılmış olduğunu sormazlar mı? Veya yoldan geçen onlarca insana sorulduğu takdirde acaba, eserinin ismini söyleyebilecek kaç kişi çıkacaktır?

Bence aklıselim bir şekilde konuyu yeniden değerlendirmemiz gerekmektedir. Ve hiç kimseyi göreceli değerlerle mahkûm etmeye kalkmayalım, sonra kendi pişmanlığımızı yaşamak kalır bize!

Belediyeden adamını bularak kitabını bastırma olayı da sübjektif bir iddia olsa gerektir.İnsanların özel hayatına girildiği takdirde kimin hangi torpille nerelere geldiğini görme bahtsızlığını yaşamaları mümkündür. Zaten yazarınkendisi de "Bir bardak taze çay içmek için bile torpil lazım, ocakçıyı tanıyorsanız taze, tanımıyorsanız bayat çay içiyorsunuz, bunu herkes görüyor, herkes yaşıyor, adalet duygusu temelden sarsılmış durumda. Milliyetçi, maneviyatçı duygular da bir yere kadar götürüyor toplumu, küçücük bir ilçe belediyesininyolsuzluk dosyası dudak uçuklatıyor, kamudaki israf göze batmıyor, göz çıkarıyor." demek suretiyle bu gerçeği ifade etmiş oluyor.O halde bütün bunların günahını kitaba ve araştırmacıya yüklemek niye?

Yine anlamlandıramadığımız bir iddiayı gördük. Şeb-i Arus törenlerini bir maç spikerinin sunmuş olmasına getirilen eleştiri. Getirilen eleştiri, sunucunun başarısızlığına değil, aksine sunucunun meslek olarak spiker olmasınadır. Bu eleştiriyi anlayan varsa beri gelsin! Yani bir spiker ne kadar donanımlı olursa olsun sunamaz mı denmek isteniyor? Yani kendisini yetiştirmiş olmasının bir kıymeti harbiyesi yoktur, öyle mi? Mesela bir Halit Kıvanç bir Orhan Boran veya bir Orhan Ayhan sizce Şeb-i Arus’u sunamazlar mı?

Sevgili okurlar öyle görüyorum ki artık mantığın bittiği noktaya geldik. Hafıza-i beşer nisyan ile malul olsa da (yani insan hafızası unutmakla illetli olsa da) daha dün gibi yaşadığımız bir olayı hatırlıyoruz: Sunuculuğunu Ferda Yıldırım ve Ertem Şeneryapmıştı.Eylül 2013 yılında Başbakanlığı döneminde Sayın Recep Tayyip Erdoğan'la yapılan"Usta'nın Hikâyesi" adlı belgesel, Beyaz TV'de yayınlanmıştı. Demek ki yapılabiliyormuş, yeter ki yapan işin erbabı olsun.

Son olarak şunu söylemek hakkımız olsun. Herkesten bir görev, bir başarı bekleyenlerin kendilerini de bu kategorinin içerisinde değerlendirmeleri gerekir.Öyle dünyayı sarsacak bir başarı değil, sadeceülke çapında bir başarıya imza atmış olmaları yeterlidir. Hem de söz konusu ettikleri kitaplar konusunda!


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık