OVALI EMİSYON SOL
OVALI siğorta Sağ

Son dakika haberleri ve Videoları Hatay'ın haber sitesinde


  • 18 Aralık 2017, Pazartesi 13:15
Recep AYDÖNER

Recep AYDÖNER

İMDAT! ÇILDIRIYORUZ

İMDAT! ÇILDIRIYORUZ

Son günlerde sabah işe giderken, ya da akşam iş dönüşü o kadar çok trafik kazasıyla karşılaşıyoruz ki sebeplerini düşünmeden edemiyoruz. Antakya’nın baştan beri bozuk bir yol, kavşak yapısı bu kadar araca kâfi gelmezken, sorunun altında başka sebepler aramaktan da kendimizi alamıyoruz. Çünkü söze geldiği anda “Hoşgörünün Başkenti” olarak andığımız, başkalarına öyle anlattığımız Antakya, insanların maalesef dişlerini gıcırdatarak gezdiği bir şehir olmuş, bu yönde de hızla yol almaktadır.

Türkiye resmi rakamlara göre 2017 yılında yüzde 11,1 oranında büyüdü. Ancak bu büyüme ülkenin her yerinde ve her kesiminde eşit gerçekleşmedi. Bazı kesimler çok fazla büyürken, bazıları yerinde saydı ya da geriledi. Refah seviyemizin ülke çapında arttığı yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Ancak insanımızın psikolojik durumunun neden böyle sert olduğunu ise farklı bir noktaya bağlamak istiyorum. Maddi olarak ulusal bazda çok gelişmemize rağmen, medeniyetin insanların ihtiyaçlarında ortaya çıkardığı artışa, çalışan kesim direnmekte maalesef zorlanıyor. En çok kazananlar bankacılık sektörü, bilişim, GSM şirketleri ve bazı tüccarlar oldu. Bunun dışındakiler yatırım ya da birikim yapmakta 3-4 yıldır zorlanır oldu, hiç yapamadı.

Düşünün ki, 15 yıl öncesinde internet, cep telefonu, doğalgaz, seyahat şirketleri ya hiç yoktu, ya da çok düşük seviyede idi. Artık insanımız her evde olmazsa olmazı olarak iyi bir binek araç, kocaman akıllı TV ve cep telefonları, belirli dönemlerde tatili ihtiyaç olarak görüyor. Cep telefonları bir sürü vazife yüklediğimiz, yanımızdan ayıramadığımız partnerimiz haline geldi. Tabi bu kadar çoğalan ihtiyaçlara yetişebilmek için gelirimizin de bu faturaların üzerinde gelişmesi gerekiyordu. Tıpkı Adam Smith’in ekonomi kuramındaki gibi gelir 2-4-8-16 şeklinde artarken, ihtiyaçlarımız 3-9-27 şeklinde geometrik büyüdü. Bu ise ihtiyaçlara yetişebilmek için insanımız daha çok çırpınmaya, didinmeye başladı, yetişemediğinde ise psikolojisi normal olarak bozulmasına mani olamadı.

Trafik şube müdürlüğünün konuyla ilgili verilerini almadım henüz. Ancak eminim trafiğin yoğun yerlerde sürücülerin birbirlerine tahammülsüzlüğünün altında yetersiz yolların yanında bu psikoloji yatıyor. “Burnunu çıkardığın anda yol senindir” anlayışı hangi ilde, hangi ülkede geçerlidir? Sen burnunu olur olmaz yerde yolu kapmak için çıkarırsan, karşıdaki senin gibi düşünmeyen kişi aracıyla çıkardığın burnu elinde olmasa da normal gidişat içerisinde kırar. Ondan sonra gelsin ambulanslar, trafik ekipleri, ortalıkta savrulan olur olmaz salvolar…

Bu hususta televizyonlarda yayımlanan birkaç dakikalık kamu spotları yetmez, valilikler, trafik şubeleri psikolojik destek toplantıları tertip ederek, bozulan motivasyonu düzeltme çalışmaları yapmalıdır. İnsanlar dişlerini yemekten birbirlerinin yüzünü göremez hale gelmiştir. Anlayacağınız Alman sivil toplum kuruluşu namında, provokasyon tertipçisi ajanlar bile memleketimize bunu yapamamışken birbirimize olan hoşgörüyü düzeltmek için çok çalışmalı ve yeniden kazanmalıyız. Batıda buna benzer çalışmalar yapıldığını dış kaynaklı filmlerde görüyoruz. Bizde psikologlar iş yapamıyor, çünkü milletçe hala sımsıkı duruyor, birbirimizin derdiyle dertlenip, sıkıntılarımızı elbirliğiyle aşıyoruz. Ama bu durum hızla bozuluyor. Cep telefonları, tabletler, bilgisayar ve internet, sosyal medya ağları bizleri kalabalık içerisinde yalnızlaştırıyor. Canın mı sıkıldı, aç hesaplarından birini, dünyaya tepeden bakan, birilerini aşağılayan, sahip olduğun güçle övünen bir paylaşım yap, rahatla. Bu kadar kolay mı, maalesef ki değil…

Anlatmaya çalıştığımız konular, toplumsal kanayan yaralarımız olarak ortada duruyor. TV programları arasında devletin yayın zorunluluğu getirdiği adına kamu spotu denen bazı görüntülerle gerçekten bu sıkıntıları aşmamız mümkün görünmüyor. İl ve ilçelerde büyük organizasyonlarla bu tip

hastalıklarımızın çaresine bir an önce bakıp, çözmemiz gerekiyor. 21. Yüzyıl Allah’ın izniyle Türklerin asrı olacak ve sahneye Osmanlıdan daha büyük döneceğiz. Bu büyük açılımın eşiğinde hastalıklı yapıların bir an önce düzeltilmesi elzemdir. Bunu yapacak gücümüz her zaman mevcuttur.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık