© Hatay Internet TV 2014-2020

AK Parti Sözcüsü Çelik: Nasıl ki DEAŞ Arapların temsilcisi değilse, oradaki terör örgütü PKK ve bağlantılı olan terör örgütleri de Kürtlerin temsilcisi değil

AK PARTİ GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ ÖMER ÇELİK, AK PARTİ OSMANİYE İL BAŞKANLIĞI'NI ZİYARET EDEREK, PARTİLİLERİYLE BULUŞTU.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Devlet Bahçeli’ye iftira atarak ‘HTŞ’yi destekledikleri’ şeklinde böyle davranıyorlar diye konuşanların sanki destekledikleri örgüt Kanarya Sevenler Derneği. Başka bir terör örgütünü desteklemek için böylesine bir iftira kampanyası yürütüyorlar. Halbuki burada söz konusu olan şudur; nasıl ki DEAŞ Arapların temsilcisi değilse, oradaki terör örgütü PKK ve bağlantılı olan terör örgütleri de Kürtlerin temsilcisi değil. Orada bütün Kürtlere, oradaki Türkmenlere, Araplara ve bütün unsurlara sahip çıkan ‘tek Suriye’ ilkesi bu açıdan önemlidir " dedi.


AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti Osmaniye İl Başkanlığı’nı ziyaret ederek, partilileriyle buluştu. Daha sonra açıklamalarda bulunan Çelik, "Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinin 3’üncü yıl dönümünde bütün şehitlerimize bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. Elbette bu kayıpların acısını yüreğimizden silmek mümkün değildir" dedi.


Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kente gelerek vatandaşlarla buluşacağını da açıkladı. Türkiye’nin tüm sarsıntılar karşısında yola devam etme iradesini gösterdiğini söyleyen Çelik, "O kadar hızlı bir şekilde akıyor ki dünyada zaman. Gerçekten neredeyse on yıllar içerisinde olabilecek olaylar, bazen haftalar içerisinde gerçekleşebiliyor. Ve bunların en sarsıcı olanları da Türkiye’nin etrafında gerçekleşiyor. Türkiye’nin etrafına baktığımızda, Rusya-Ukrayna Savaşı bütün hızıyla devam ediyor. Çeşitli kereler barışın yapılması ile ilgili gündemler oluşuyor. Ama oluşmasına rağmen bir türlü mesafe alınamıyor. Yine geçtiğimiz günlerde son derece maalesef yıpratıcı, can alıcı saldırılar karşılıklı olarak gerçekleştirildi. İnsanlığın en büyük utancı sayılabilecek Netanyahu hükümetinin o katil şebekesi tarafından Gazze soykırımıyla ilgili maalesef bu katliamlar devam ediyor. Yine bu gündem içerisinde doğumuzda İran’la ilgili gelişmeler için bütün dünya nefesini tutmuş durumda ve bununla ilgili bir müzakereden sonuç alınacak mı, yoksa herhangi bir şekilde maalesef yeni bir saldırı mı ortaya çıkacak diye bu gündemler etrafımızda gerçekleşiyor ve çok yakınımızda gerçekleşiyor. Bütün bunun içerisinde Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliği, dünya diplomasi süreçlerinde ortaya koyduğu irade ve bu çerçevede ortaya çıkan tabloda Türkiye’nin, Cumhurbaşkanımızın merkezi rolü, bir kere daha bütün bu şoklar karşısında, bütün bu meydan okumalar karşısında Türkiye’nin dayanıklılığını, gücünü, tüm bu sarsıntılar karşısında yola devam etme iradesini bir kere daha gösteriyor" diye konuştu.



"Davos Zirvesi’nde ortak mesaj: Küresel düzen eski haliyle sürdürülemez"


Gazze’de yaşananlara değinen Çelik, "Bir bakıma Davos toplantısında yapılan konuşmalarda Kanada Başbakanı’nın konuşması çok gündem oldu. Bütün benzer konuşmalar aslında herhangi bir şekilde uyumdan bahsetmedi. Yeni bir döneme geçileceğinden, bir geçişten bahsetti herkes. Tabii bu geçişin ne olacağı, nasıl olacağı, nasıl gerçekleşeceği konusunda herkesin kafasında çok büyük şüpheler, çok büyük karışıklıklar var. Ama herkesin ortak olarak ifade ettiği konu, küresel düzenin artık eski manada tanımlanamayacağı, hatta küresel düzenin restorasyonunun da artık mümkün olmadığı, o sürecin de geçildiği, yepyeni adımlar atılması gerektiğine dair pek çok söz işitildi. Tabii bunlar mevcut liberal düzenin, neoliberal düzenin muhalifleri tarafından ya da küresel güneyi temsil eden siyasetçiler, devlet başkanları, entelektüeller tarafından çok sık zikredilen şeylerdir. Ama ilk defa küresel düzenin savunmasını yapan elitler tarafından bu gündeme getirildi ve bu şekilde aslında bilinen çifte standartlarına, ikiyüzlülüklerine dikkat çekilirken, küresel düzenin artık bunu restore edilemez bir aşamaya geldiği görüldü. Tabii burada bunu berraklaştıran şey herkesin kafasında özellikle Batı’dan Rusya-Ukrayna Savaşı söz konusu olduğu zaman yapılan hatırlatmalar, referans verilen ilkeler, dikkat edilmesi gereken kurallar., Bol miktarda zikredilen bu kuralların, referans verilen bu ilkelerin Gazze soykırımı olduğu zaman unutulması ve terk edilmesi şeklindeki çifte standart, hatta çifte standartın ötesinde ikiyüzlülük bütün dünyanın dikkatini çekmeye başlamıştı. Gazze ile ilgili olarak liberal düzenin elitlerinin ortaya koyduğu, işleticilerinin ortaya koyduğu ikiyüzlülük, aslında bir bakıma düzenin iflas etmesinin de sembolü oldu" dedi.



"Dünya beşten büyüktür çıkışı küresel sistemde karşılık buldu"


Ömer Çelik, "Cumhurbaşkanımız ilk defa ’Dünya beşten büyüktür’ dediğinde, çok iyi hatırlıyorum Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanımız bu sözü ilk zikrettiğinde büyük bir sessizlik olmuştu. Biraz şaşkınlıkla, biraz çekinceyle, biraz tedirginlikle karşılanmıştı o zaman genel kuruldaki ilk konuşması. Daha sonraki yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımızın ’Dünya beşten büyüktür’ sözünün aslında küresel düzenin ikiyüzlülüklerine karşı büyük bir dikkat çekme, ilkeleri hatırlatma ve bu ikiyüzlülüğe tahammül etmeme konusunda bir meydan okuma olduğu net bir şekilde görüldü. Bugün gelinen noktada ise hemen hemen bütün mekanizmaların çalışamaz hâle geldiği bir noktada aslında bir bakıma düne kadar neoliberal düzenin savunusunu yapanların konuşmalarının özeti, ’Dünya beşten büyüktür’ sözüne katıldıklarını, buna onay verdiklerini, aynı fikirde olduklarını beyan eden bir durum ortaya çıkardı. Ama tüm bunun içerisinde en önemli konu geliyor kilitleniyor: Dünyanın içinde bulunduğu hâlde güvenlik meselelerinin nasıl olacağıyla ilgili olarak öne çıkıyor" diye konuştu.



"Küresel güvenlikten bahsedilirken gördüğünüz gibi ne zaman masa kurulmak istense Cumhurbaşkanımızın fikrine ihtiyaç duyuluyor"


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "tek Suriye"ye yaptığı vurgunun bugün küresel mutabakatın omurgasını teşkil ettiğini belirten Çelik, "Avrupa güvenliğinden bahsedilirken sadece Orta Doğu değil, Avrupa güvenliği başta olmak üzere küresel güvenlikten bahsedilirken, gördüğünüz gibi ne zaman masa kurulmak istense Cumhurbaşkanımızın fikrine ihtiyaç duyuluyor. Türkiye’nin burada nasıl bir işlev üreteceği konusunda tartışmalar devam ediyor. Bunun en somut örneği, görüldüğü gibi Suriye konusunda ortaya çıktı. Cumhurbaşkanımızın yıllara dayanan, bizim kendi aramızda stratejik sabır olarak adlandırdığımız Cumhurbaşkanımızın bu tavrı aslında hatırlayınız, burada çok uzun tartışmalar yapılmıştı. Ölümden kaçan kardeşlerimize kucak açılmasıyla ilgili, hatta son seçimlerde Cumhurbaşkanımızın karşısındaki aday, ölümden kaçarak bize sığınanları geri göndermekle, yani o ölüm makinelerine teslim etmekle bezenmiş bir kampanya yapmıştı. Ama seçimin zor günleriydi. Hatta bazıları Cumhurbaşkanımızın bu konuya girmemesi gerektiğini, oyların çok kritik olduğunu söylerken bile Cumhurbaşkanımız o zaman ’Hayır’ dedi. ’Biz bu ölümden kaçanlara kucak açtık. Bu kardeşlerimizi hiçbir şekilde onlara teslim edemeyiz’ diyerek net bir şekilde tavrını koydu. O günden bugüne tabii çok şey değişti. Diktatörlük rejimi gitti, Suriye devrimi gerçekleşti ve burada da Türkiye, yine tüm dünyanın kara propagandasına karşı ilkeli bir şekilde Suriye halkının iradesini temsil eden bir politika çizgisi tutturdu. Orada Cumhurbaşkanımızın ’tek Suriye’ye yaptığı vurgu, Suriye’yi bütün Suriyelilerin beraber yönetmesi gerektiğine dair vurgu; bugün küresel mutabakatın omurgasını teşkil etmektedir. Gelinen noktada da Suriye’nin kendi içindeki terör unsurlarından arınması, bir yandan DEAŞ’e dönük terörle mücadelenin kesintisiz sürmesi, DEAŞ’le olan mücadelenin kesintisiz sürmesi konusunun altı çizilirken; aynı zamanda Suriye’nin kuzeyini, doğusunu işgal etmiş olan terör örgütünden arınma, Suriye’nin birliğini savunma konusunda atılan adımlar, her zaman için Cumhurbaşkanımızın çizdiği vizyonun teyidi anlamına gelen, Suriye’nin iyiliğine dönük, Suriye’nin birliğine, bütünlüğüne dönük bir sonuç ürettiğini tekrar tekrar teyit eden gelişmelerin ortaya çıkmasını sağladı" dedi.



"Suriye’de, Irak’taki terör yapılarının tasfiyesi, Türkiye’nin terörsüz bölge hedefiyle son derece uyumludur"


Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Cumhurbaşkanımızın hem Sayın Devlet Bahçeli’nin terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konusundaki ısrarının aslında zamanlaması bakımından da hem de bölgedeki barışın tesisi bakımından da ne kadar önemli olduğu, tüm bu gelişmelerle birlikte bir kere daha görüldü. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge birbirinden ayrılamaz; iç içe girmiş, hiçbir şekilde biri diğerinden bağımsız olarak tanımlanamaz, iç içe iki kavramdır. Bu çerçevede bakıldığında Suriye’de, Irak’taki terör yapılarının tasfiyesi, Türkiye’nin terörsüz bölge hedefiyle son derece uyumludur. Tabii ta baştan beri biz, PKK terör örgütünün Suriye, Irak, İran’daki silahlı güçlerinin tasfiyesi, Avrupa’daki illegal yapılarının tasfiyesi, propaganda merkezlerinin ve mali yapısının tasfiyesi konusunda bütünsel ve kapsamlı bir tanımlama ortaya koyduk. Suriye’de ise bu konudaki ısrar, birtakım güçlerin de kışkırtmasıyla birlikte bir işgalcilik olarak ortaya çıktığı zaman burada Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi ’tek Suriye, tek ordu’ ilkesi çerçevesinde Türkiye ilkeli bir tavır ortaya koydu. Ama bu tavır ortaya koyulurken de şu söylendi her zaman denildi ki Suriye’yi bütün Suriyeliler beraber yönetsin. Türkmen, Arap, Kürt, Sünni, Şii, Alevi, Dürzi, Musayri, Hristiyan hepsi bu iradenin birer parçası olsunlar diye bu vurgu her zaman yapıldı. Dolayısıyla Suriye Suriyelilerindir. Suriye, Suriyeliler tarafından yönetilmelidir. Hiçbir terör örgütünün vesayeti ya da dış gücün vesayeti söz konusu olmamalıdır. Siyaset, en baştan beri Türkiye tarafından izlendi."



"Suriye’de Türkmenlere, Araplara ve bütün unsurlara sahip çıkan ’tek Suriye’ ilkesi önemlidir"


DEAŞ nasıl Arapların temsilcisi değilse terör örgütü PKK ve bağlantılı olan terör örgütlerinin de Kürtlerin temsilcisi olmadığını vurgulayan Çelik, "Yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Suriye’de Suriye Kürtlerinin haklarını güvence altına alan, aynı şekilde Türkmenlerin de diğer unsurlarla birlikte yönetime katılmasını temin edecek şekilde bir siyaset ve bir anayasal süreç izlenmesi gerektiği konusundaki tutumumuzu net bir şekilde ifade ediyor. O kararnamenin yayınlanmasıyla 100 yıldır neredeyse vatandaşlık hakkı bile olmayan Suriyeli Kürt kardeşlerimizin bu haklarına kavuşmasının sevindirici olduğunu söyledik. Karşı olduğumuz şeyin de terör olduğunu söyledik. Ama çıktı buna birileri terör örgütünden yana tutum almak için Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Devlet Bahçeli’ye, HTŞ’yi destekledikleri için böyle bir tavır ortaya koydukları şeklinde bir iftira attılar. Şimdi bugün itibarıyla orada HTS diye bir şey yok. Suriye yönetimi, Birleşmiş Milletler’den dünyanın bütün platformlarında meşru kabul edilen bir yönetim. Birleşmiş Milletler’de davet ediliyor; dünyanın bütün devletleri tarafından Suriye’nin meşru yönetimi ve meşru cumhurbaşkanı olarak kabul edilip bu şekilde muhatap alınıyor. Dolayısıyla burada verilen desteğin HTŞ’yle vesaire ilgisi yok. Meşruiyete, siyasal meşruiyete ve meşru yönetime verilen bir destek. Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Devlet Bahçeli’ye iftira atarak ’HTŞ’yi destekledikleri’ şeklinde böyle davranıyorlar diye konuşanların, sanki destekledikleri örgüt Kanarya Sevenler Derneği. Başka bir terör örgütünü desteklemek için böylesine bir iftira kampanyası yürütüyorlar. Halbuki burada söz konusu olan şudur: Nasıl ki DEAŞ Arapların temsilcisi değilse, oradaki terör örgütü PKK ve bağlantılı olan terör örgütleri de Kürtlerin temsilcisi değil. Orada bütün Kürtlere, oradaki Türkmenlere, Araplara ve bütün unsurlara sahip çıkan ’tek Suriye’ ilkesi bu açıdan önemlidir" dedi.

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER