42. Ulusal Gastroenteroloji Haftasında halk sağlığı uyarısı: Karaciğer yağlanması, obezite ve bağırsak dengesi alarm veriyor

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
42. Ulusal Gastroenteroloji Haftasında halk sağlığı uyarısı: Karaciğer yağlanması, obezite ve bağırsak dengesi alarm veriyor
Atlı spor Kulübü Yusuf Yener
TÜRK GASTROENTEROLOJİ DERNEĞİ’NİN ANTALYA’DA DÜZENLEDİĞİ 42. ULUSAL GASTROENTEROLOJİ HAFTASI’NDA KARACİĞER YAĞLANMASI, OBEZİTE, REFLÜ, BAĞIRSAK SAĞLIĞI, SAFRA TAŞLARI VE MİDE İLAÇLARININ KULLANIMI BİLİMSEL VERİLERLE ELE ALINDI. KONGRE BAŞKANI PROF. DR. DİLEK OĞUZ, "HER DÖRT YETİŞKİNDEN BİRİNDE KARACİĞER YAĞLANMASI VAR" DERKEN, TGD ÖNCEKİ DÖNEM BAŞKANI PROF. DR. MEHMET CİNDORUK "TÜRKİYE’DE OBEZİTEDE AMERİKA’YLA HEMEN HEMEN AYNIYIZ" İFADESİNİ KULLANDI. KONGRE SEKRETERİ PROF. DR. ÖZLEN ALTUĞ İSE, "İDRARDA YANMA HİSSETTİĞİMİZDE DOKTORA GİTMEK YERİNE ANNEMİZDEN YA DA KOMŞUMUZDAN BİR ANTİBİYOTİK ALIP BEŞ GÜN KULLANIRSAK, BAĞIRSAKLARIMIZDAKİ YARARLI BAKTERİ DENGESİ TAM ALTI AY BOYUNCA BOZULUYOR" SÖZLERİYLE GEREKSİZ ANTİBİYOTİK KULLANIMINA DİKKAT ÇEKTİ.
Güneş Güzellik

Türk Gastroenteroloji Derneği’nin Antalya’da düzenlediği 42. Ulusal Gastroenteroloji Haftası’nda karaciğer yağlanması, obezite, reflü, bağırsak sağlığı, safra taşları ve mide ilaçlarının kullanımı bilimsel verilerle ele alındı. Kongre Başkanı Prof. Dr. Dilek Oğuz, "Her dört yetişkinden birinde karaciğer yağlanması var" derken, TGD Önceki Dönem Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cindoruk "Türkiye’de obezitede Amerika’yla hemen hemen aynıyız" ifadesini kullandı. Kongre Sekreteri Prof. Dr. Özlen Altuğ ise, "İdrarda yanma hissettiğimizde doktora gitmek yerine annemizden ya da komşumuzdan bir antibiyotik alıp beş gün kullanırsak, bağırsaklarımızdaki yararlı bakteri dengesi tam altı ay boyunca bozuluyor" sözleriyle gereksiz antibiyotik kullanımına dikkat çekti.


Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) tarafından düzenlenen 42. Ulusal Gastroenteroloji Haftası, 25-30 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi. Sindirim sistemiyle konu başlıklarını içeren zengin bilimsel programda; gastroenterolojinin temel konuları, yeni tedavi yaklaşımları ve teknolojiler, Türk ve yabancı bilim insanlarının sunumlarıyla tartışıldı. Kongre sonunda düzenlenen basın toplantısı, Türk Gastroenteroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ayhan Hilmi Çekin başkanlığında yapıldı. Toplantıda 42. UGH Kongre Başkanı Prof. Dr. Dilek Oğuz karaciğer yağlanması, TGD Önceki Dönem Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cindoruk obezite, Kongre Sekreteri Prof. Dr. Mehmet Asıl safra taşları, Kongre Sekreteri Prof. Dr. Özlen Altuğ bağırsak sağlığı ve kanser, Kurs Koordinatörü Prof. Dr. Altay Çelebi reflü hastalığı, Kurs Koordinatör Yardımcısı Prof. Dr. Salih Boğa ise proton pompa inhibitörleri hakkında bilgi verdi.



"Yabancı uzmanlar eğitim almak için ülkemize geliyor"


Türk Gastroenteroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ayhan Hilmi Çekin, Türkiye’nin gastroenteroloji alanında uluslararası ölçekte güçlü bir konuma ulaştığını belirterek önemli değerlendirmelerde bulundu. Çekin, kongrenin 1974’ten bu yana büyüyerek devam ettiğini hatırlatarak şunları söyledi: "İlk kongremizi 1974 yılında düzenledik ve o günden bu yana giderek büyüyen bir camiaya dönüştük. Türkiye genelinde sayımız bugün bin 100’lere yaklaştı ve branş olarak çok ciddi bir gelişim kaydettik. Ülkemizde dünyayla aynı seviyede çalışan, hatta birçok açıdan daha ileri düzeyde olan merkezlerimiz ve hekimlerimiz var. Dünyada yapılan tüm endoskopik ve girişimsel işlemler artık Türkiye’de de başarıyla uygulanıyor. Öyle ki bugün eğitim almak için ülkemize gelen hekimler arasında Avrupalılar dâhil pek çok yabancı uzman bulunuyor."



"Her dört yetişkinden birinde karaciğer yağlanması var"


Kongre Başkanı Prof. Dr. Dilek Oğuz, TGD’nin 1974’ten bu yana düzenlediği kongrelerin her geçen yıl bilimsel düzeyinin yükseldiğini belirtti. Bu yıl Antalya’da hemen her yıl olduğu gibi yeniden bir araya geldiklerini söyleyen Oğuz, bin 440 katılımcıyla hekimler, endüstri temsilcileri ve gastroenteroloji hemşirelerinin aynı çatı altında buluştuğunu, gastrointestinal sistem ve karaciğer alanında çalışan ekipler için yıllardır süren kurslarla çok geniş yelpazeli bir program hazırlandığını ifade etti. Türkiye’den yaklaşık 300 bilim insanının konuşmacı olarak yer aldığını, Amerika, Brezilya, Avrupa ve Hindistan’dan gelen 20 uluslararası bilim insanının da programa katkı sağladığını aktaran Oğuz, bu yıl kongrenin ana temasını obezite ve sağlıklı yaşamın oluşturduğunu söyledi.


Oğuz, karaciğer yağlanmasının geldiği noktayı ise şöyle özetledi: "Her dört yetişkinden birinde karaciğer yağlanması var ve bu oran, obezitenin küresel ölçekteki artışıyla paralel bir şekilde yükseliyor. Hastalığın en tehlikeli tarafı, çoğu zaman sessiz ve belirti vermeden ilerlemesi; kişi kilo aldığını fark ediyor ama karaciğerinin yağlandığını fark etmiyor. İşlenmiş ve paketlenmiş gıdalar, mısır şurubu ve şeker şurubu içeren ürünler, şekerli içecekler, hareketsizlik ve modern yaşamın neden olduğu stres bir araya geldiğinde karaciğer yağlanması kaçınılmaz hâle geliyor. Türkiye’de çocukluk çağında obezitenin artması da geleceğimizi tehdit eden ayrı bir alarm işareti. Oysa basit kan testleri ve karaciğere yönelik ultrasonografi ile yağlanmayı erken dönemde tespit etmek, Akdeniz tipi beslenme ve vücut ağırlığının yüzde 7-10 oranında azaltılmasıyla bu süreci geri çevirmek mümkün."


Prof. Dr. Oğuz, obez kişilerde metabolik sendrom ve diyabetin tabloyu daha da ağırlaştırdığını, karaciğer yağlanmasının ilerleyen dönemde iltihaplanma, siroz, karaciğer kanseri ve ölüme kadar gidebilen bir süreç olduğunu vurguladı. Oğuz, ayrıca hızlı kilo kayıplarında kas kaybının ortaya çıkabildiğini, bu nedenle zayıflama tedavilerinde mutlaka düzenli fiziksel aktivitenin yer alması gerektiğini belirterek, Akdeniz tipi beslenmenin bilimsel olarak en doğru beslenme tarzı olduğunu ifade etti.



"Türkiye obezitede Amerika’yla aynı risk çizgisinde"


TGD Önceki Dönem Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cindoruk, son yıllarda kongrelerde obezite konusuna geniş yer verdiklerini ve artık obezitenin yalnızca bireysel değil, toplumsal düzeyde bir sorun olarak ele alındığını anlattı. Dünyada bir milyardan fazla obez birey bulunduğunu belirten Cindoruk, Türkiye’nin de bu tablonun dışında olmadığını vurguladı.


Cindoruk, obezitenin ulaştığı boyutu ise şu sözlerle anlattı: "Dünya çapında bir milyardan fazla obez insan var ve Türkiye’de bu oran hiç geri değil; nüfusun yaklaşık yüzde 30’unun obez olduğunu söyleyebiliriz, bazı çalışmalarda bu oran yüzde 40’a kadar çıkıyor. Genel olarak Türkiye’nin statüsü bu konuda Amerika’yla hemen hemen aynıyız ve dünya haritalandırmasına baktığımızda obezite açısından aynı kırmızı çizgide bulunuyoruz. Obezite artık yalnızca kalp hastalıkları, diyabet ve hipertansiyon için değil, karaciğer kanseri için de en önemli risk faktörlerinden biri hâline geldi; eskiden en sık neden viral hepatitlerken, bugün obeziteye bağlı karaciğer yağlanması öne geçmiş durumda. Doğru beslenme, düzenli fiziksel aktivite, gerektiğinde medikal ve endoskopik tedavilerle obeziteyi kontrol altına almazsak, önümüzdeki yıllarda obeziteye bağlı karaciğer kanseri sıklığında ciddi artışlarla karşılaşacağız."


Cindoruk, obezitenin tedavisinde yalnızca diyet kısıtlaması ya da ara öğün düzenlemesinin tek başına yeterli olmadığını, dengeli beslenmenin yanında mutlaka spor aktivitelerinin de yer alması gerektiğini vurguladı. Son yıllarda obezite tedavisinde kullanılan medikal ilaçların dünya genelinde yaygınlaştığını aktaran Cindoruk, "Bizde de artık karaciğer kanserinin en sık nedeni karaciğer yağlanması, yani obezite. Eğer bu gidişatı durduramazsak, obeziteye bağlı yağlanma ve buna bağlı karaciğer kanseri vakaları önümüzdeki yıllarda çok daha hızlı artacak. Bu nedenle konuya çok dikkat etmemiz gerekiyor. Tedavi modellerine baktığımızda, yalnızca besin alımını azaltmak ya da sadece spor yapmak yeterli olmuyor. Son dönemde sıkça kullanılan medikal ilaçlar var; ’moda’ demeyelim çünkü aslında oldukça etkili ve faydalı ilaçlar. Yan etkileri tartışılsa da genel olarak fazla değil. Dünyada milyonlarca insan tarafından kullanılıyor, Türkiye’de de oldukça yaygın. Ancak geri ödeme kapsamında olmaması maddi açıdan erişimi zorlaştırabiliyor. Obezitenin bir halk sağlığı sorunu olduğu düşünülürse, ileride geri ödeme kapsamına alınması gerektiği görüşü de gündeme geliyor. Medikal tedavilerin dışında endoskopik yöntemler de uyguluyoruz. Kongremizde hem yurt dışından gelen uzmanların hem de Türkiye’de yetişmiş, obezite konusunda son derece deneyimli genç meslektaşlarımızın bu alandaki önemli uygulamaları yer aldı" diye konuştu.



Safra taşları: ’Sessiz’ ama tehlikeli tablo


UGH Kongre Sekreteri Prof. Dr. Mehmet Asıl ise safra taşlarının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de oldukça yaygın görülen bir sağlık sorunu olduğunu, obezite ile dolaylı ilişkisi bulunsa da tek risk faktörünün obezite olmadığını anlattı. Safra kesesinin karaciğerin altında yer alan, karaciğerde sentezlenen safrayı depolayan ve özellikle yağlı gıdaların sindirimine katkı sağlayan bir organ olduğunu hatırlatan Asıl, bazı hastalarda safra kesesi içinde kolesterol veya safra pigmenti yapısında taşlar oluşabildiğini, bu taşların zamanında tanı ve tedavi edilmediği takdirde nadiren de olsa hayatı tehdit eden komplikasyonlara yol açabileceğini söyledi.


Asıl, safra taşlarının klinik seyrine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Safra taşı gelişimi için obezite önemli bir risk faktörü olsa da tek başına belirleyici değil; kırklı yaşlarda, çok doğum yapmış, doğurganlığı yüksek kadınlarda daha sık görüyoruz ve bu durumda hormonal etkinin de rolü olduğu düşünülüyor. Taşların bir kısmı tamamen sessiz seyrediyor ve yıllarca hiçbir şikâyete yol açmıyor; bu nedenle fark edilmiyor. Ancak semptom verdiğinde özellikle karnın sağ üst veya orta üst bölgesinde şiddetli ağrı, yemeklerden sonra hazımsızlık, şişkinlik, bulantı ve bazen kusma ile kendini gösterebiliyor. En tipik tabloda, hastayı acile götürecek kadar şiddetli ağrılar ortaya çıkıyor, verilen ilaçlarla geçse bile birkaç hafta sonra aynı şiddette tekrar edebiliyor. Birçok hasta bu ağrıları mide ağrısı zannederek bize geliyor ama altta safra kesesi taşı çıkabiliyor."



"Gereksiz antibiyotik bağırsak dengesini altı ay bozuyor"


UGH Kongre Sekreteri Prof. Dr. Özlen Altuğ, bağırsak sağlığının yalnızca sindirim süreçleriyle sınırlı olmadığını, bağışıklık sistemi, metabolizma, vücuttaki iltihap yanıtı ve kanser gelişimi üzerinde doğrudan etkili olduğunu söyledi. Hekimliğin koruyucu ve tedavi edici olarak ikiye ayrıldığını, koruyucu hekimlikte organları sağlıklı tutmanın esas olduğunu belirten Altuğ, bağırsak sağlığı bozulduğunda pek çok hastalığın ortaya çıkabildiğini, bunların en korkulanlarından birinin de bağırsak kanseri olduğunu ifade etti. Bağırsak sağlığının temel belirleyicilerinden birinin "mikrobiyota" olduğunu belirten Altuğ, vücudumuzda bizimle birlikte yaşayan milyonlarca yararlı bakteriden oluşan bu dengenin bozulmasının inflamasyonu artırarak kanser riskini yükselttiğini anlattı.


Altuğ, özellikle antibiyotik kullanımı konusundaki yanlış alışkanlıkların ciddi risk oluşturduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:


"Bağırsak sağlığımızı bozan en önemli etkenlerden biri gereksiz ve kontrolsüz antibiyotik kullanımıdır. Ne yazık ki ülkemizde hâlâ ’komşudan antibiyotik alma’ alışkanlığı çok yaygın. Eğer biz idrar yaparken, yanmam var deyip bir antibiyotiği annemizden, komşumuzdan alıp beş gün kullandığımızda bağırsak bakterilerimizin dengesi altı ay sağlanamıyor. Antibiyotikler hekim kontrolü dışında, rastgele ve eksik sürelerle kullanıldığında yalnızca bağırsak mikrobiyotasını değil, genel sağlığımızı da bozuyor ve bağırsak kanserine yatkınlığı artırabiliyor. Lifli gıdalar, fermente ürünler, doğal probiyotik ve prebiyotik kaynaklar, dengeli beslenme, düzenli egzersiz, sigara ve alkolü bırakmak, yeterli su tüketmek bağırsak sağlığını korumak için vazgeçilmez."



Reflü her 4-5 kişiden birini etkiliyor


UGH Kurs Koordinatörü Prof. Dr. Altay Çelebi, gastroözofageal reflü hastalığının (GÖRH) Türkiye’de toplumdaki her 4-5 kişiden birini etkileyen, yaşam kalitesini belirgin biçimde düşüren yaygın bir sağlık sorunu olduğunu anlattı. Hastaların bu durumu genellikle "mide yanması", "mideden göğüs ortasına doğru yayılan yanma" veya "ağza acı su gelmesi" şeklinde tarif ettiğini söyleyen Çelebi, obezite, beslenme alışkanlıkları, stres ve hareketsiz yaşamın reflü sıklığını artırdığını ifade etti. Göğüs ağrısı, boğazda yanma, sık boğaz temizleme, aralıklı ses kısıklığı ve kronik kuru öksürüğün de reflüde görülebileceğini belirten Çelebi, haftada bir ya da daha sık tekrarlayan bu şikâyetlerin GÖRH tanısı için önemli olduğunu, uzun süren yakınmalar, 50 yaş üzeri olmak, yutma güçlüğü, kilo kaybı, ağrılı yutma, inatçı kusma ve mide kanaması gibi alarm bulguları olan hastaların mutlaka hekime başvurması gerektiğini vurguladı.



’Mide koruyucu’ ilaçlar hakkında güncel kanıtlar


42. UGH Kurs Koordinatör Yardımcısı Prof. Dr. Salih Boğa, proton pompa inhibitörlerinin (PPİ) yıllardır güvenle kullanılan, asit ilişkili mide hastalıklarında etkili ilaçlar olduğunu anlattı. PPİ’lerin reflüye bağlı yanma şikâyetlerini azalttığını, yemek borusundaki tahrişi iyileştirdiğini ve mide-onikiparmak bağırsağı ülserlerinin tedavisini hızlandırdığını belirten Boğa, ayrıca bu ilaçların mideyi tahriş eden romatizma ilaçlarını kullanan riskli hastalarda koruyucu amaçla reçete edilebildiğini söyledi.


Boğa, PPİ’lerin güvenilirliği konusunda son yıllarda medyada yer alan iddiaların halkta kaygıya sebep olduğunu hatırlatarak şunları ifade etti: "PPİ’ler 30 yılı aşkın süredir milyonlarca hastada kullanılıyor ve uygun endikasyonda verildiğinde yaşam kalitesini belirgin şekilde artırıyor. Medyada yer alan ’demans’, ’böbrek hastalığı’ veya ’kırık’ riski iddiaları çoğunlukla gözlemsel verilere dayanıyor ve bu çalışmalar neden-sonuç ilişkisini kanıtlamıyor. 2024’te yapılan genetik temelli araştırma dahil, kapsamlı çalışmalar PPİ kullanımının bunama veya kronik böbrek hastalığı riskini artırdığına dair güçlü bir kanıt ortaya koymadı. Doğru doz, doğru süre ve hekim kontrolünde kullanıldığında PPİ’lerin genel olarak güvenli olduğu kabul ediliyor."


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli: 5 yaşam tarzı değişikliği ile epilepsi nöbetlerini yönetebilirsinizÖnceki Haber

Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli: 5 yaşam...

Berberdeki silahlı çatışmada 1 kişi hayatını kaybettiSonraki Haber

Berberdeki silahlı çatışmada 1 kişi haya...

Yorum Yazın

HM yapı İnşaat Mustafa Karadeniz