ALACA KARANLIKTA BELİRSİZ SİLÜETLER

ALACA KARANLIKTA BELİRSİZ SİLÜETLER

ALACA KARANLIKTA BELİRSİZ SİLÜETLER

Alacakaranlık bir gecede ıssız bir bozkırda yolculuk sırasında boş gözlerle dışarı bakarken uzaklarda belirli belirsiz dağ siluetlerini fark etmişizdir. Karanlığın içerisindeki hayali görüntü öyle belirsizdir ki detayları algılayamayız. Girintiler, çıkıntılar, vadiler, sivri kayalar, uçurumlar, başındaki bulutlar ayırt edilemez. Karanlık, gerçeği örten perde olmuştur.

Hayat yolculuğumuz sırasında da gerçeğin net olarak anlaşılmasına engel olan sayısız perdeler vardır. Bu bazen analiz edilmemiş, sebep sonuç ilişkisi açısından değerlendirilememiş, ihtiyaç duyduğumuzda bize yol gösterebilme gücünden yoksun, kopuk ve dağınık, kolayına kaçarak edindiğimiz, zamanla içselleştirerek kendimize ait sandığımız kulaktan dolma bilgilerdir.

Bazen de kendimize bile itiraf edemediğimiz, çeşitli bahaneler ile gizlemeye çalıştığımız ve hiçbir zaman kabul etmediğimiz yetersizliklerimiz, tembelliklerimiz, başarısız olma korkularımız, değiştirmeye yanaşmadığımız alışkınlıklarımız, en doğru bildiğimiz yanlışlarımızdır.

Perde bazen takdir görme arzumuz, ekonomik kaygılarımız, bir gruba ait olma güdüsüyle sorgulamasız kabullerimiz, gündem ve trendin dışında kalmamak için genel geçer davranış kalıplarına uyum gayretlerimiz, yaratılan suni gündemlere eklenti olup, bulanık bir ruh ve duygu haliyle doğanın ve hayatın ritmini kaybetmemize sebep olan zafiyetlerimizdir.

Bazen dilimize pelesenk olmuş sloganlar ile kendimizi ifade etme kolaycılığına kaçmamız, başkalarının eksiklikleri üzerinden kendimize payeler çıkarmamız, başarılarından ise rahatsızlık duyarak kendimize dert etmemizdir.

Perde belki de dışlanmak korkusuyla standartlaşmış değer yargılarını koşulsuz kabulümüz, yaşadığımız bölgenin, yakın çevremizin, hatta ailemizin bütün değer yargılarının benliğimizde oluşturduğu, bizim bile fark edemediğimiz, kuşaklar bile geçse değiştiremediğimiz davranışlarımız, rutinlerimizdir. Çocukluğumuzdan beri başkaları hakkında duyduğumuz övgülere iç geçirmemiz, yerli yersiz eleştirilerin, kıyaslanmaların sebep olduğu özgüven eksikliğimizdir.

Ya da tarafımızdan sınanmamış ama başkalarının tecrübelerinden zaman, durum, şartlar ve duygu ilişkisi kurmadan peşin yargılamalar yapmamız, genellemelerimizdir.

Belki '’ alem ne der, ele güne rezil olurum, sürüden ayrılanı kurt kapar, eski köye yeni adet getirme, arka teker ön tekeri takip eder’’ gibi toplumda referans olarak kabul görmüş fakat kişisel gelişim yönünden faydalı mı, zararlı olduğu tartışılabilir deyimlerimizdir.

Belki tartışma kültüründen yoksun olmamız, tartışmayı haklı veya haksız olmak ya da çatışma olarak algılamamızdır. Belki de hayır kelimesinin hakaret olarak algılanacağından korkmamız, bilmiyorum ifadesinin eksiklik ve bilgisizlik anlamı oluşturacağından endişe duyarak bilmediğimiz konularda bile laf kalabalığı yapmalarımızdır. Söz gümüş ise sükût altındır deyimindeki sükûtu övüp, genellikle gümüşü tercih etmemizdir.

Gecelerin, bir müddet karanlığı getirse de sessizliği ve dinginliğinin sonrasında, tıpkı şu an olduğu gibi dağ sülietlerinin arkasından beliren kızıl şafak ışıklarının aydınlığı ile tazelenmiş yeni bir güne dönüşmesini seviyorum, yüreğime umut müjdeliyor. Yeni güne, ışığa, aydınlığa, doğaya, döngüye, dengeye, değişime merhaba.

Sezai Karakoç der ki "Geceye yenilmeyen her insana, ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır.’’

AZİZ YALI

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.