Askıda Ekmek
Necmi Özdemir beyin 25.10.2026 tarihli “Askıda…” başlıklı yazısını okudum.
Öncelikle eline, yüreğine ve zihnine sağlık diyorum. Toplum olarak çok zaruri ihtiyaç hissettiğimiz bir konuya parmak bastıklarını söyleyebilirim. Bu yazı bana, bu konuda pek çok yaşanmışlıkları gözümde canlandırdığını söyleyebilirim.
Yazarımız yazısına, "Ne çok kullanılır oldu şu askıda" sözcüğü ile giriş yaptığı görülmektedir. Acaba sevinsem mi dedim. Doğrusu beni düşündürdü! Öyle mi ki? Hangi anlamda kullanılmış olabilir? Sonra keşke dedim, bu sözcüğün manası, önemi ve işlevsel fonksiyonu bütün gerçekliği ile anlaşılsa ve hiç gündemden düşmese. Toplumun muhatap olduğu bireyleri kırmadan dökmeden ve dahi incitmeden bulundukları toplumda huzur içinde yaşama imkânı ve ortamı inşa edilse.
“Askıda ekmek”, inceliği, zarafeti ve duyarlılığı gösteren bu düşünce, insana yaşama ümidi verir, ona sorumluluk bilinci yükler ve onu yetiştirir. Bu bilinçle tekâmül eden birey, yaşadığı topluma ve şehre katma değer kazandırır. Asıl olan, insanın istenen düzeyde yetişmesidir çünkü onunla, insana ve insanlığa olan sevgi ve değer artar. Böylece yaşanası bir şehir inşa olur. Sevgi, saygı ve huzur içinde yaşanası bir toplum kurulur.
Demem o ki önce görev beklediğimiz insanı yetiştirmek işin esasıdır. Hiç şüphesiz bu da yaradılışa uygun bir eğitimle mümkün olur. Bu düşünceyi “askıda ekmek” anlayışı ve mesajından ilham alarak pratiğe dökecek bireylerin yetişmesi/yetiştirilmesi, sorumluluk sahibi her aydının görevi olsa gerektir.
Belirtmeliyim ki biz, yazıda işlenen güzel düşüncelerin hepsini askıya aldık. Bugün kolay kazanç yolunun tercih edildiği, bir realite olarak yaşamaktayız. Her ne olursa olsun kazanmak ve keseyi doldurmak... Yalan dolan aldatma ve ihanet... Aileye, arkadaşa, topluma, millete ve dahi devlete... Tam da bu noktada, ifade etmeye çalıştığım, insan zihniyetini anlatan 16.01.2019’da bir yazıyı kaleme almıştım. İlgili bölümü şöyleydi:
1978 yılında Ankara'dan memleketim Hatay'a gitmek üzere Ulus'tan eski otogara doğru yürüyordum. Sırtımda çanta.. Gençlik Parkı'nın otogar tarafından olan köşesine vardığımda, kucağında bir çocukla bana doğru yönelip konuşan bir kadınla karşılaştım. Kılık kıyafeti bir Anadolu kadını gibiydi. Yanına yaklaştığımda şu cümleleri tekrar etti:
-Abi çocuğum hastaydı, tedavi için gelmiştik, memlekete döneceğiz ancak yol paramız yetmedi. Ben hiç düşünmeden, "Ablam ne kadar eksik?" dedim. “20 Lira” deyince, bende de o kadar para vardı, çıkarıp hepsini verdim ve yoluma devam ettim. 20-30 adım gittikten sonra, “Acaba ne yaptı?” merakıyla dönüp baktım. Bir de ne göreyim, bir başka adamı tutmuş konuşmuyor mu? Hemen dönüp yanına gittim ve "Sen daha ne duruyorsun? Ben senin eksik paranı verdim ya!" dememle birlikte, o bana yalvaran, haline acındıran kadın gitmiş, yerine gaddar ve zalim bir kadın gelmiş adeta. Bana dik dik baktı ve azarlayıcı bir ses tonuyla "Sen kimsin?" demez mi? İşte o zaman anladım durumu; yaptıklarının, söylediklerinin baştan sona kadar hepsinin düzmece olduğunu. Mizanseni anlar anlamaz, kendi kendime, "Oğlum, dayak yemeden buradan uzaklaş!", kadına da, "Pardon, özür dilerim, ben sizi birisine benzettim!" dedim.(1)
İşte günümüzde yaygın olan buna benzer karakter ve zihniyet, bu cibilliyeti bozuklar yüzünden “Askıda ekmek” düşüncesini inşa edip yetiştirecek büyütecek ve toplumun yüreğine yerleştirecek nesil nerede? diye sormak zorunda kalıyoruz. Yine, bu ahlak düşüklüğüne çare olacak eğitimciler ve duyarlı olan insanlar nerede? Onun için diyoruz ki insanı aldatan, onu sevebilir mi? Hiç çekinmeden ve utanmadan yalan söyleyebilen, çalan çırpan, “askıya ekmek” koyma düşüncesinde ve duyarlılığında olabilir mi?
Anlaşılan o ki biz bütün olumsuzlukları değiştirmek istiyorsak öncelikle insanı değiştirmemiz gerekecektir. Ona sorumluluk ve duyarlılık bilincini kazandıracak değerlerimizle tanıştırmak zorundayız.
Bugün, her yaptığının hesabını vereceğine dair inancı taşıyan bireyler aranmaktadır! Ya bu özellikleri kazandıracak olanlar… Milli değerlerimizle beslenen bir eğitimle ve bu eğitimin vereceği önce ahlak ve maneviyatla ancak “askıda ekmek” şuurunun kalplerde yankı bulacağı gerçeği bilinmez mi?
Sorumluluk bilinci ile iş, uzmanına yani ehil olanlara verilirse toplumda güven ve itimat artar. Birlik, dirlik ve dayanışma güç kazanır. Sevgi ve saygı artar. Aksi takdirde yıkım baş gösterir. İnancımızın elçisi, "Emaneti ehline veriniz, aksi takdirde kıyameti bekleyin" demesi, bunun bir ifadesi değil midir?
Toplumu diri tutan sevgi ve saygıyı pekiştiren inanç ve uygulamalar, “Askıda ekmek” gibi atalarımızdan tevarüs ettiğimiz “Sadaka taşı” gibi, “Zimem defteri”(2) gibi uygulamalar nasıl unutulur? Toplumu ayakta tutan, birliği, dirliği ve huzuru sağlayan bu değerlerin unutulmasına sebep olanlar bilindiğinde bugün problem olarak görülen, şikâyet edilen ve çare bulmaya çalışılan konular, daha iyi anlaşılır ve problemimize daha kolay bir cevap, bir açıklama bulunabilir.
Kaynakça
(1) “Yeni Bir Dünyanın İnşasında Değerlerin Yeri” 16.01.2019.
https://www.hatayinternettv.com/makale/yeni-bir-dunya-insasinda-degerlerin-yeri-2)
(2) Zimem defteri, zimmetin çoğuludur. pek çok zengin, tebdil-i kıyafet ile hiç tanımadıkları mıntıkalara gidip bakkal, manav dükkânlarına girer, tenha zamanda onlardan zimem defterini yani veresiye defterini çıkarmalarını istermiş. Ardından baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin hesabını toplatıp, miktarını öder, bazen de defterdeki tüm borçları kapatır ve "Bu borçları silin! Allah kabul etsin!" deyip, kendilerini tanıtmadan çeker gidermiş. Ne borçlu ödeyen kişiyi görür ne de ödeyen borçluyu görür, ne borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; ne de borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezmiş, çünkü hepsi sadece Allah rızası içinmiş… (https://www.diyanethaber.com.tr/zimem-defteri-ne-demektir)