ÇOK ZOR
Çocukluğumuzda namuslu yaşamak kural, namussuzluk istisna idi.
Hırsızlık, üç kağıtçılık, rüşvet almak, zimmete para geçirmek en büyük ayıplardan olduğu için bu kötülükler, iyi bir insanlarla birlikte anılmazdı bile. Dolayısıyla bir insan tarif edilirken huyundan, suyundan, ağırbaşlılığı, efendiliğinden referans verilirdi.
Gün oldu devran döndü,
Kâh biri “Benim memurum işini bilir” dedi;
Kâh diğeri “Oğlum paraları sıfırladın mı?” dedi;
Kâh başka biri “Bu milletin a..na koyacağız” dedi
Hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk kural, namuslu olmak da istisna haline geldi.
Şimdilerde rüşvet almayana “aptal”, çalmayana “hımbıl”, mevzuata uygun çalışana da “sinemaki” diyorlar.
İnsanlar öyle kazanç peşindeler ki ilkeleri, “Haram, helal fark etmez!”
Yol haritaları da “Kır şişeyi dön köşeyi” olmuş.
Köşeyi dön de nasıl dönersen dön. Kazan da nasıl kazanırsan kazan.
Buna ahlaki erozyon deniliyor sanırım.
Ahlaki erozyon çalışma hayatına böyle yansıyor.
Peki, bir toplumda erozyon başlamışsa sadece çalışma hayatında etkisini göstermesi;
Erozyonun sadece çalışma hayatıyla sınırlı olması beklenebilir mi?
Bence bu kirlenme her alanda oluyor.
Aile ilişkilerinden tutun da arkadaşlık ilişkilerine kadar her şey yozlaşıyor;
Çalışma hayatı kirlendiği kadar, diğer toplumsal alanlar da kirleniyor.
Ortalık toz duman.
İnsan, uygun olmadığı bir göreve hiç utanmadan talip olabiliyor veya işgal ettiği makamı başarısızlığına rağmen bırakmak istemiyor;
Borçlu borcunu ödemiyor (ödeyemiyor değil), bu durumdan utanmalı iken bir de bunu marifetmiş gibi anlatıyor;
Bir başkası yaptığı haksızlığı şeref sayarak caka satıyor;
Satıcı, alıcıyı nasıl aldatırım, alıcı ise nasıl veresiye alırım da daha sonra inkâr ederim derdinde.
Toplumsal olsun bireysel olsun olayları, yaklaşımları ve tepkileri değerlendirirken hep bu gözlükle bakıyorum.
Yönetsel kademelerde olup bitenleri ise hiç yazmıyorum.
Ve artık hiç kimseden olması lazım gelen davranışı bekleyemiyorum.
Ahlakın erozyona uğradığı bir toplumda ahlaka uygun davranış beklemek, artık biraz hayal gibi.
“Yine de ümidi kesmemek lazım” mı? Diyelim; yoksa “Buna da alışırsın gülüm” mü? bilemiyorum.
İyiye, iyiliğe alışmak çok kolay, hemen alışılıyor da insanın kötülüğe alışması zor oluyor.
Çok zor.
Sevgiyle kalın
Kamil AKDOĞAN