DEĞERLER ANLATILMAZ, YAŞANIR!
(Hissesi İçinde Bir Kıssa)
< Kapının zili çaldı. Üst kattaki komşumuz eşi ve çocuklarıyla bayramlaşmaya gelmişti. Komşumuz ayakkabılarını çıkarırken, rahmetli babam, komşumuza şöyle seslendi: “Sen benim evime giremezsin. Lütfen dışarı çık.” Komşumuz, “peki” deyip gitti. Yüzümüz kızarmış, biraz da şaşırmıştık. Salona geçip, babamıza neden böyle yaptığını sorduk. Babam: “Bu adam, alt kattaki komşumuzu, bankadan aldığı krediye kefil yapmış, borcunu ödememiş. Kendi mallarını da başkasının üzerine geçirmiş. Komşumuzun evine icra geldi. Nesi var nesi yok alıp götürdüler. Kaç gündür açlık sınırında yaşıyorlar.” dedi. Ben de babama: “İyi de bu konu bizimle ilgili değil. Biz niye müdahil oluyoruz?” diye sordum. Babam: “Konu bizimle ilgili olmayabilir. Bu ahlaki değerleri düşük insanı evime kabul edersem, mağdur ve namuslu komşumu rencide etmiş olurum.” demişti. O günden sonra konu bizimle ilgili olsun olmasın, ahlaksız her türlü eylemde, kaybedeceğim şey ne olursa olsun, dürüst ve namuslunun yanında olmaya karar verdim. Rahmetli babamın bu tavrı sonucunda güçlünün değil, haklının yanında olmanın erdem olduğunu, insanın bir duruşu olması gerektiğini, değerlerin anlatılarak değil, yaşanarak öğrenilebileceğini, gayri ahlaki tutum ve davranışlarda bulunan kişilere yönelik toplumsal yaptırımın etkili olacağını, olumsuz davranışların onaylanması halinde bireylerin dürüst ve namuslu olmanın hiçbir anlamının kalmayacağını öğrenmiştim. Çocuklara değer kazandırmak istiyorsanız, değerlere uygun yaşamanız gerekir. Çocuğunuza söz veriyorsanız, sözünüzü tutmanız, dedikodu yapma diyorsanız, başkaları hakkında konuşmamanız gerekir. Çocuğunuza vergi vermenin bir vatandaşlık vazifesi olduğunu anlatıp, çanta alırken, satıcıya: “Fiş almazsak kaç TL olur?” sorusunu soruyorsanız, değerleri kazandırmamak için çaba sarf ediyorsunuz demektir. Öğretmen olarak öğrencilere ders anlatırken değerleri anlatıyor fakat derse 10 dakika geç giriyorsanız, derste ders dışı faaliyetler yapıp, dersi kaynatıyor ve dersten erken çıkıyorsanız, öğrencilere değer kazandıramıyorsunuz anlamına gelir. Çünkü öğrenciler sizin tutarlı olup olmadığınıza bakar ve ona göre eylemde bulunurlar. Derste öğrencinin öğrenme hakkından çalarsanız, öğrenci müteahhit olduğunda demirden, çimentodan, iş adamı olduğunda vergiden, esnaf olduğunda teraziden, çalışan olduğunda raftan çalmaya başlar. Bu süreç bir domino etkisi yaratır. Hırsızlık, ahlaksızlık yayılır ve üst değer olur. Amerika’da Stanford Üniversitesinde sınavlarda gözetmen bulunmaz. Öğrencilerden birisi gelir, öğretim üyesinden kâğıtları ve soruları alır, arkadaşlarına dağıtır ve hep birlikte sınav olurlar. En son kalan öğrenciler kâğıtları toplar ve öğretim üyesinin odasına gidip kâğıtları ve diğer sınav dokümanlarını teslim eder. Bu öğrenciler mezun olduktan sonra yüksek ücretle ve saygın şirketlerde iş bulabilirler. Bu öğrenciler içerisinde kopya çeken olmaz mı? Zaman zaman kopya çekmeye teşebbüs eden öğrenciler olur. Diğer öğrenciler ona şöyle söyler: “Hey sen… Kopya çekerek Stanford Üniversitesinin diplomasını almak için çaba sarf eden arkadaş. Bu dünyada seninle aynı diploma ile yaşamak istemiyorum.” Sonuç, kopya çeken öğrenci üniversiteden atılır. Bizde bu işler nasıl mı olur? 40 öğrencinin başında 2 gözetmen bekler. Gözetmenler kopya çektirmemeye özen gösterirler. Bazen öğrenciler topluca kopya çeker ve öğretmen, mühendis, hemşire olurlar. Sonra ne mi olur? Yurdumun garip insanı, kopya çekerek öğretmen olana kendi çocuğunu verip, onu eğitmesini; Kopya çekerek mühendis olanın yaptığı binanın depremde yıkılmamasını bekler.>> Ben hissemi aldım. Umarım siz de gerekli hisseyi almışsınızdır. Sevgiyle kalın Kamil AKDOĞAN