Sabancı

HEP GEÇ KALMAK ZORUNDA MIYIZ?

HEP GEÇ KALMAK ZORUNDA MIYIZ?

HEP GEÇ KALMAK ZORUNDA MIYIZ?

Öyle bir ülkeyiz ki, bir şeyler yapmak için mutlaka bir afet, kaza, olumsuz-üzücü bir olay çıkacak, sonra biz harekete geçeceğiz. Yolun bir yerinde trafik işareti eksiktir, yanlış yapılmıştır, düzeltilmesi gereken bir hata vardır. Bunu herkes görür, düzeltilmesi gerektiğini bilir ancak büyük bir kaza oluncaya dek ihmal edilir, göz ardı edilir. Havaalanı yapılmak isteniyor, ÇED raporu olumsuz, olumlu raporu verecek bir öğretim üyesi bulunup işleme devam ediliyor ve dünyanın en önemli kuş göç yolunun kalbine hançer saplanıyor. Sonrasında çıkan olumsuzlukları önlemek adına havalimanının maliyeti kadar bir meblağı buraya devlet harcamak zorunda kalıyor. Aslen insanlara şirin görünmek adına göl kurutulması da ayrı bir fecaat. Rüzgâr enerjisi santralleri kurulmak isteniyor, inşaat devam ederken bizim doğa koruma ve milli parklar uyanıp, bu tarz hassas yerlere izin verilirken dikkatli olunması uyarısı yapılıyor. Hiç unutmam, RES pervaneleri heyula gibi dikildikten sonra olası etkilerini araştırmaya gelen meslektaşıma gülmüş ve “tecavüz gerçekleşmiş, siz neyi araştıracaksınız” demiştim.

Ülkemizde birçok olayda bu geç kalma yaklaşık 200 yıldır devam edip gidiyor. Son yıllarda görülen tüm olumsuzlukların üzerine gidildiği için bu kadar hızlı uyanmayın, size ne oluyor, uyumaya devam etsenize, nev’inden dış ülkelerle sürekli didişmeler yaşıyoruz.

Bir tarım ülkesiyiz, tarımdan geçinen bu ülkenin belirli bir tarım politikası maalesef yoktur. Kim ne ekecek, nasıl ekecek, hangi düzeyde üretecek, nereye pazarlayacak gibi soruların cevabı çoğunlukla bilinmiyor. O yüzden çiftçimizin gözleri kapalı, körebe oynar misali ellerini ileri uzatmış, el yordamıyla yolunu bulmaya, geçimini sağlamaya çalışıyor. Bir sürü toplantılar, çalıştaylar, konferansların sonucunda hala dişe dokunur düzenlemelerin olduğunu söylemek zor.

Ders kitaplarında okumuş olduğumuz 10.000 yılda kayaçlar arasında ancak 1 gram toprak oluşur. Biz Orman Su Bakanlığı olarak bu toprağın kıymetini bilip, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğünü kurarken, ağaçlandırmalar yaparken, yerel idareler hiç acımadan, işi kolaya getirmek adına ovaların ortasına hastaneler, stadyumlar, sanayi tesisleri, yerleşim yerleri kurmaktadır. Allahtan korkun, sizin üç kuruş para ödememek için hazine arazisi, ya da bir bağışçıdan elde edeceğiniz toprak parçası yukardaki hesaba göre kaç bin yılda oluşmuştur, “ Hiç akletmez misiniz”! ?

Tarım Bakanlığı bu kadar umarsızca ziraat alanlarının tecavüze uğradığını görünce bir eylem planıyla ovaları koruma altına aldı. Bu eylem 50 yıl önce yapılmalıydı. Geri kalmış ülkelerin kaderidir, eliniz yettikçe yaparsınız. Şükürler olsun, devletimiz her geçen gün biraz daha güçleniyor. Dün hayal edemediğimiz şeyleri bu gün devletimiz geriye bırakmayıp baştan planlayıp ödeneğini de ayırıyor. Tarım alanları birkaç açgözlünün para hırsına kurban edilemeyecek kadar değerlidir. Ziyan edersek yarın çocuklarımıza dışardan gelen, ne idüğü belirsiz gıdalara mahkûm ederiz. Küçük bir anlaşmazlıkta ise açlığa… Selametle kalın.