HERŞEYİN SONU MU?
HERŞEYİN SONU MU?
Dünyamızın geldiği nokta her şeyin sonu mu, yeniden başlama şansımız var mı sorusunu her zaman aklımıza getiriyor. Gerek küresel ısınma, gerekse çevresel kirlenme ve yapılan nükleer denemeler yaşlı dünyamızda birçok probleme neden olmaktadır. Birçok yönüyle insana benzeyen dünyamız ihtiyarlıkta her gün farklı bir sağlık problemi yaşadığı gibi, dünyamızda üzerinde yaşayanların suiistimalleri nedeniyle hızla yaşlanmakta, adeta çökmektedir. Bu bilinmez adrese göçün neresindeyiz, dünya dönülmez noktada mı, yoksa basit bazı tedbirler yaşam alanımız olan gezegeni kurtarabilir mi? Bunu herkesin sorgulaması, üzerine düşeni yapması gerekiyor.
Bu soruya asla geç değil demek için önümüzde değişik alanlarda birçok örnek durmaktadır. Bunlardan birincisi; sayıları oldukça azalmış, yok olma tehlikesiyle korumaya alınmış olan ayıların özellikle Karadeniz bölgesi olmak üzere yurdumuzun çeşitli yörelerinde insanlara zarar verecek düzeye yeniden çıkması, Orman Su Bakanlığının ise bu hayvanların yeniden avlanılması hususunda düzenlemeler yapmasıdır. Bir başka örnek ise tamamıyla kokuşmuş, bataklık haline gelmiş, ölü vaziyetteki Haliç’in bir takım iyileştirmeler sonrasında yeniden balık avlanılır hale dönüşmesidir.
Çevre faciası olarak düşünülen orman yangınları sonrasında özellikle çam türlerinde, yapraklı meşe-kayın ormanlarında doğanın hızla kendini yenilemesi, yanan alanların yeniden yeşile dönüşmesi bizlere eğer insanların rahat bırakması durumunda doğanın yüzde 80-90 oranında tabiatın onardığını göstermiştir.
Asrın düşünürünün şu sözünü kulağımıza küpe yapalım. “ Beşerin bulaşık eli karışmamak kaydıyla hiçbir şeyde hakiki kirlilik görünmüyor”. Evet, bizler neye elimizi uzatsak orada bozulmalara, kirliliğe yol açıyoruz. Dünyada yapılan hemen tüm üretimlerde çevreyi kirleten o kadar çok zararlı atıklar ortaya çıkarıyoruz ki, bu atıkları nereye istif edeceğimizi şaşırıyoruz. Neredeyse bizlerin yaşam alanını tehdit eder hale gelmiştir. Dünyanın en önemli problemlerinden biri de atıkların imhası, uygun yerlere istif edilmesidir.
Küresel birkaç terör devleti, uyduruk bahanelerle dünyayı yaşanmaz hale getiriyor. İnsanoğlu bindiği dalı kesmeye çalışması gibi, bazı hırslı kişi ve kuruluşların dünyamızı büyük bir felakete sürüklemesini dünya toplumu olarak önlememiz gerekiyor. Çünkü problem bizde değil, yöneticilerde… Hangi Türk, bir Yunan ya da İranlı ile karşılaştığı anda kedi-köpek gibi birbirine dalaşıp kavgaya tutuşuyor? Ha, o yöneticileri bizler seçiyoruz… Öyleyse seçtiğimiz yöneticilerin politikalarını toplum olarak bizler belirlemek zorundayız. Biz temiz çevre, sağlıklı toplum, barış, refah, dünya halklarının birbirini kucakladığı güzel bir ortam istiyorsak, bunu siyasilere deklare etmek zorundayız. Bizi dinlemiyor, isteklerimize muhalif icraatlar da bulunuyor. Anında desteğimizi, vekilimizi onun partisinden koparabiliriz. Bu adam uzayda yaşamıyor, her an elimizin uzanabileceği mesafede, deriz ki;
Muini zalimin dünyada erbâb-ı denâettir
Köpektir zevk alan sayyâd-ı bi-insafa hizmetten.
Yola gelmezse, milletin onu yola getirecek daha binlerce tedbiri bulunur.
Şöyle bir beyin fırtınası yapın bakalım; biri ABD’nin, diğeri Güney Kore’nin başına getirilmiş iki hadsiz, şımarık çocuk birbirlerine atıp tutmayı ilerletip 50-100 kadar nükleer bombayı gelişigüzel fırlatıversin. Dünyanın ne kadarı insan yaşamı için kullanılamaz hale gelir? Bu kadar alan ve çevresinde milyonlarca insan, milyarlarca canlı, bitki, böcek vb organizma yok olacak, belki de yer kabuğu ince noktalarda birkaç yerinden onarılamayacak şekilde kırılıp insanlığın tamamının hayatını tehlikeye atabilecektir.
O halde insanlık bu hadsizleri bir an önce başlarından atmalı, bu tarz tehlikeli oyuncakların(!) imalatı, bunlara ayrılan fonlar durdurulmalı ve insanlığın refahına harcama yönünde irade göstermelidir. Silaha harcanan meblağın çeyreği inanın Afrika dahil, tüm dünyada açlığı bitirip, yoksulluğu ortadan kaldıracaktır. İnsanlar konuşarak daha güzel anlaşır ve birbirlerini daha iyi tanırlar.