İNSANIN KIYMETİ
Bir gün fukaranın biri, Hazreti Ali’nin huzuruna gelip sessiz sedasız oturmaya başlar. Fakir ve muhtaç olduğu her hâlinden bellidir. Hz. Ali ona: “Bir isteğin var mı?” diye sorar.
Fakir ezilip büzülür, muhtaç olduğunu orada söylemeye utanır. Yere “Fakir bir adamım.” yazar. Bunun üzerine Hz. Ali ona iki elbise bağışlar. Aslında o elbiselerden başka hiçbir malı da yoktur. Yani sahip olduğu şeylerin hepsini fukaraya vermiş olur.
Fukara adam, Hz. Ali’nin verdiği iki elbiseyi giyerek biriyle belden aşağısını, diğeri ile de yukarısını örter. Sonra ayağa kalkıp gayet açık, anlaşılır ve sanat değeri olan birkaç beyit söyler. Beyitler Hz. Ali’nin çok hoşuna gider. Adama, oğulları Hasan ve Hüseyin’in harçlıklarından üç gümüş daha verir. Adam onları da alır ve: “Ey müminlerin emiri! Beni ailemin en zengini yaptın,” deyip oradan ayrılır.
Hz. Ali, “Peygamberimizin şöyle dediğini duydum” der ve nakleder:
“Herkesin kıymeti, yaptığı işin güzelliği nispetindedir. Hâsılı, kişi, gerek söz ile gerek de bedenen ihsan ettiği kadar kıymet kazanır. Güzel ahlâka sahip olup ona göre davrandıkça ve dilinden de güzel sözler çıktıkça kişinin kıymeti de artacaktır.”
*****
İnsanın kıymeti, parayla, mal ve mülkle değil, halk arasındaki değeri ve hüneriyle ölçülmelidir.
Hünerli olduğu için, kıymeti efendisinden daha fazla olan çok köle, bununla birlikte iş bilmezliği yüzünden kölesinden geri kalmış çok da efendi vardır.
Ancak halk, efendiye (zengine) sadece efendi olduğu için itibar ettiğinden ne yazık ki onun ahlakını da, sözünün güzelliğini de sorgulamamaktadır.
Günümüzde para, her türlü kötü huyu ve beceriksizliği örten ve sahibini güzel gösteren bir araca dönüşmüştür.
Bu nedenle de liyakat, bilgi ve birikim değersizleşmekte, paralı insan da sadece parası olduğu için itibarlı insan olmaktadır.
Sevgiyle kalın
Kamil AKDOĞAN