Her şeyi kendilerinin yapabileceğine inandıkları için yaptıklarını/ettiklerini başarılı kabul ederler.
Görsellerde, tablolarda, grafiklerde boğulurlar.
Aşırı egoları, öngörüsüzlükleri nedeniyle ortaya çıkan zararda suçu başkalarına atıp kendilerini olaydan sıyırırlar.
Üstlendikleri konulara bakış açıları net değildir. Çözüme odaklanmazlar.
Fikirleri vardır. Fikirlerini üretme dönüştüremezler.
Yetkileri birileri tarafından tevdi edildiği için o birilerinin ufukları kadar yenilik yapabilirler.
Grupların, merdiven altı yapıların, tarikatların, cemaatlerin, makam mevki saltanatı süren sendikalizm artıkların baskılarına dayanamazlar.
Çooook büyük projelerin adamları oldukları için işin tıkandığı/tıkanacağı zamanlara yakın ne tesadüf ki o makamdan ayrılırlar.
Cevdet Paşa’nın dediği gibi problemleri kökünden çözmek yerine, sathi önlemler alırlar.
Kimseye güvenmezler, güvendikleri de zora gelmezler.
Sel gibidirler geldikleri gibi giderler.
Arkalarında enkaz bırakıp kimseye elveda bile demezler.
Köksüzdürler.
"Ben, bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem; o işe neler engel olur, diye düşünürüm. Engelleri kaldırdım mı, iş kendi kendine yürür. Güçlükler karşısında yılmamak gerekir." diyen bir ATATÜRK olamazlar.