MİRAS

MİRAS

 

Ölmek üzere olan yaşlı bir baba, yatağının başına üç oğlunu çağırarak, onlara vasiyette bulunur:

“Oğullarım, ben ölünce, birbirinize düşmemeniz için, size sahibi olduğum 17 adet deveyi paylaştırmak istiyorum. Miras olarak develerin yarısını büyük oğluma, üçte birini ortancaya, dokuzda birini ise küçük oğluma bırakıyorum.”

Babalarının ölümünden sonra, mirası babalarının vasiyeti uyarınca paylaşmak üzere kardeşler bir araya gelirler. Fakat bir türlü işin içinden çıkamazlar. Mirası babalarının istediği gibi pay edemezler. Çünkü 17 sayısı ne 2′ ye, ne 3′ e, ne de 9′ a bölünebilir.

“Bu işin üstesinden ancak köyün tecrübe ehli, yaşlı bilgesi gelir!” diye düşünüp, ona giderek, danışırlar. Bilge kişi “Benim bir devem var. Onu da alıp yeniden hesap yapın!” der.

Bu cömertliğe çok şaşıran oğullar, 18 deveyi pay etmeye girişirler. Önce ikiye bölerler, büyük oğul 9 develik payını alır. Sonra üçe bölerler, çıkan 6 deveyi de ortanca oğul alır. Daha sonra dokuza böldüklerinde 2 deveyi de küçük oğul alır. Ama bütün develeri paylaştıktan sonra ortada fazladan bir deve kalır.

Oğullar bu duruma da bir çözüm getirmesi için yaşlı bilgeye başvururlar. Bilge kişi güler ve: “İyi öyleyse!” der. “Sorununuz çözümlendiğine göre, ben de devemi geri alayım.”

*****

Bu hikayeyi kişisel gelişim uzmanlığı eğitim seminerlerinde sıklıkla duymuştum.

İnsanların sorununu çözen hikayedeki bilge, günümüz kişisel gelişim uzmanı yaşam koçlarına benziyor. Sorunu büyütmeden çözüyor ve hatta kendisinden de bir şeyler katıyor.

Önemli olan insanların sorunlarını çözebilmek ve bunun için de tabii ki iyi insan olabilmektir.

İyi insan, sorunları çözmede insanlara yardımcı olur. Ama kendinden de bir şey eksilmez.

Özellikle sevgi ve bilgi, verdikçe azalmayıp daha da artan, tükenmez bir özelliğe ve güzelliğe sahiptir.

 

Sevgiyle kalın

Kamil AKDOĞAN