Bir arzuhal yazsan makama varsan Ağlasan derdini davanı sorsan Ağır hasta olsan hekime varsan Yarana bir ilaç sürmez parasız, der.
Şiir, duygulardan, düşüncelerden, düşlerden, özlemlerden vb. süzülmüş yaşantı birikimleri olarak, ozanların, sözcüklerin sözlük anlamlarına kimi zaman değişik anlamlar da yükleyerek, dil içinde özel bir dil yaratarak oluşturdukları, imgelerden, simgelerden, söz sanatlarından, ritimden, uyumdan vb. yararlanarak ortaya konan, okurda estetik duygular uyandıran yazın şeklidir.
Uzunca romanlar yazmanıza, destanlar anlatmanıza gerek kalmaz. Bazen bir çift söz, bir iki mısra veya dize ile tercüman olur ahvalinize.
O şairler/âşıklar/edipler ki sözleri ile sadece yaşadıkları devri değil asırlar sonrasını da izah ederler. Rehber olurlar. Aydınlatırlar yarınları…
Kazak Abdal gibi
Eşeği saldım çayıra Otlaya karnın doyura Gördüğü düşü hayra Yoranın da avradını
Münkir münafığın soyu Yaktı harap etti köyü Ölüsüne bir tas suyu Dökenin de avradını
Zenginin züğürdün vasfın edeyim Züğürt nere varsa han da bulamaz Zengine baklava börek çekilir Züğürt arpa darı nan da bulamaz
Zenginin yoluna çıkarlar karşı Aralıkta kalır züğürdün başı Zenginler giyerler kutnu kumaşı Züğürt bacağına don da bulamaz
Zenginin yoluna olurlar türap Züğürt nere varsa her işi harap Zenginler giyerler kundura çorap Züğürt ayağına gön de bulamaz
Zenginin faytonu dağlardan aşar Züğürt düz ovada yolundan şaşar Zenginin helvası bal ile pişer Züğürt herlesine un da bulamaz
Zenginin iki üç kat olur damı Gece şule vermez züğürdün mumu Kızılırmak gibi zenginin demi Züğürt damarında kan da bulamaz
Zengin nere varsa ırahat olur Züğürdün her işi kabahat olur Zenginin kefeni dokuz kat olur Züğürt kefenine yen de bulamaz
Ruhsat bu güftarı yazar bitirir Züğürdün vasfını yazar bitirir Zengin zemheride terler oturur Züğürt ağustosta gün de bulamaz, deriz.
Varırsınız Vatan Şairi Namık Kemal’e,
Edepsizlikte tekleriz Kimi görsek etekleriz Hak'tan da yardım bekleriz Geldik vatan kavgasına Düştük rütbe yağmasına Daldık dünya safasına Ne utanmaz köpekleriz. İnsan mı neyiz seçilmez Bir zehirdir ki içilmez Tavrımızdan da geçilmez Ne utanmaz köpekleriz. Biz bakmadan sağ ü sola Düşman girdi İstanbul'a Vatanı sattık bir pula Ne utanmaz köpekleriz. Dalkavuklukla irtikâb (yiyicilik) İşte etti bizi harab Sen söyle ey Şevketmeab Ne utanmaz köpekleriz. Vatanın girdik kanına Leke getirdik şanına Cümlemizin bok canına Ne utanmaz köpekleriz, der,
Yıllar geçer uzatırız elimizi Aşık Veysel’e,
Olmayasın karaktersiz Çok konuşun yerli yersiz Adın doğru kendin hırsız Karanlıkta dolaşırsın, deriz.
Sonrasında riyakâr bir zahid hakkımızda verse de fetva;
Zâhidin efsânesinden soydular nâ-hak beni
Hak bilir senden şehâ açık basarlar ağrımaz
Hak şarâbın için âşık yüregi sindân olur
Bin çekiç sindâna ursan zerre sindân ağrımaz
Zâhidin bir parmagın kessen döner Haktan kaçar
Gör bu gerçek âşıkı ser-pâ soyarlar ağrımaz,
der ve yürürüz HAKK’A.
Tıpkı Yahya Efendi’nin, hicivleri yüzünden boğdurularak öldürülen Nef’i’ye şaka yoluyla ‘kâfir’ demesi gibi bizde,
“ Bize kâfir demiş müfti efendi
Dutalım ben ana diyem Müselman
Varıldıkta yarın divan-ı Hakk’a
İkimiz de çıkarız anda yalan
Enver Paşa’nın babası Ahmet Paşa saf yaradılışlı birisiymiş. Bir toplantıda; -Allah günahımı affetsin. İçki kullandım, ama harama uçkur çözmedim, der. O esnada mecliste bulunan Süleyman Nazif şöyle der:
- O uçkuru keşke helale de çözmeseydiniz.
O uçkuru, helale de sadece Ahmet Paşa mı çözmeseydi?