Sabancı
ÖZÜMÜZE DÖNMEK

ÖZÜMÜZE DÖNMEK

Bizi biz yapan değerlerden öyle uzaklaşmışız ki, bazen dönüp şöyle bir baktığımızda kendimizi, yaşadığımız toplumu tanıyamıyoruz. Türkler, Müslüman askerlerle ilk karşılaştığında aralarında geçen muhavereyi pek çoğumuz biliyordur. Kendilerinin töre olarak sahiplendiği değerlerin benzeri ve daha üstünde kurallar getiren dini duydukları anda topluca İslam’a geçmişlerdir. Ama insanı insan yapan din olan İslamiyet’ten giderek uzaklaşmamız nedeniyle hızla yozlaşıyor, Batılı toplumlara benzemeye, hatta onları bile sollamaya başlıyoruz.

Çünkü batıda her ne kadar bozulmuş bir inanç sistemi olsa da, müesses oturmuş bir nizam söz konusudur. Onlar çevreyi kirletmenin, vergi kaçırmanın, yalan söylemenin fena davranış olduğunu bilir, buna riayet eder. Toplumumuzda bu gün iş yapan biri kendisiyle ilgili herhangi bir yönetmelik ya da kanun çıktığında bunu öncelikle eleştirel gözle bakıp, eksiği, gediği olup olmadığını anlamaya çalışıyor. Bunu yaparken çıkan kanunu uygulayıp uyma amaçlı değil, herkesin takıldığı kısımlara takılmadan, ancak vergiden, masraflardan nasıl kaçıp daha fazla kazanacağını hesaplıyor. Sonuçta aynı gemide olduğumuzu düşünmez, devleti zarar ettirmek bir başka vatandaşın değil, tüm ülkenin hakkının gaspı olduğunu aklına bile getirmez. Çin’e alış veriş için giden iş adamları yemekte son derece hassas şekilde haram yiyeceklerden uzak dururken, satın alacakları mallarda olabildiğince hilelerle malı ucuza çalışmalarına iş yaptıkları Çinliler hayretle bakıp bir anlam veremediklerini hayretle ifade ediyor.

Yalan söylemek insanımız arasında son derece normal karşılanırken, medyamızda beyaz, pembe vb vasıflarla yalan içselleştirilirken batılılarda bunun karşılığı yoktur. Batılı insan karşısındakinin neden yalan söylediğini, söyleme gereği duyduğunu anlayamıyor. Doğruluk, dürüst davranış, çalışkanlık gibi vasıfları yüzünden Avrupa ülkelerini gezen insanlar, sadece şehadet getirseler bizden daha iyi Müslüman olurlar demekten kendilerini alamıyor.

Peki, ne oldu da doğruluk, dürüstlük, insan sevgisi, temiz çevre, çalışkanlık gibi bizim toplumda olması gereken vasıflar gayrı Müslimlere geçmiş, onların her türlü hilesi, yalan, dolanı, hilekârlığı bize geçmiş? Aslında bu hastalık yaklaşık 1850’lere kadar kökleri uzanan içimize yerleşmiş, kanser gibi bizi içten çökerten bir toplumsal problemdir. Bizim başta devlet büyüklerinin yakalandığı Fransız taklitçiliği, onların kızlarını mürebbiye olarak padişahların, paşaların, devletin ileri gelenlerinin evlerine sokulması ile büyük çöküntü başlamıştır. Siz çocuğunuzu kimin terbiyesine bırakıp, yetişmesini kime emanet ederseniz çocuk ona göre şekillenir. Bu gün çalışan annelerin en büyük problemi olan çocukların emanet edildiği kişiler daha o yıllarda bizi, bize düşman kıldı. O çocuklar gün geldi, özgürlük, eşitlik gibi içi boş kavramların ardına saklanarak devletin karşısına dikilip önce tazminat, sonra darbeyi tertipledi. Cihan Padişahı Abdulhamit Hanın indirilmesinden sonra da iş çorap söküğü gibi geldi. Hala uslanmamışız ki, kurmaylığa yükselen subaylarımızı Amerika’ya, kaymakam olacak Mülkiyelileri İngiltere’ye gönderip duruyoruz.

Çalışma hayatında dürüstlük olmadığı, yalanların havada uçuşup, güven ortamı kaybolduğu takdirde, sağlam bir işin yapılması, kazanç sağlanması, o işin millet ve devlete menfaat sağlaması düşünülemez. Bir ilerlemenin, ekonomik olsun, sosyal anlamda olsun yükselmenin ilk şartı ve olmazsa olmazı, doğruluk, dürüstlüktür. Siz güveni sağladıktan sonra her şey onun peşi sıra vagon olup akarak gelecektir. İşte bu dürüstlük kavramını da millet olarak yeniden inşa ve ihya etmek zorundayız. Bunu evlerimizde kendimizden başlayarak tüm aile fertlerine indirgemeli, yalan söylemenin vatanı yıkmak kadar berbat bir suç olduğunu anlamalıyız. Milletin en küçük bireyi olan aile düzelirse millet düzelecek, millette o vatanı ihya edip yükseltecektir. Yaptığımızla sözlerimiz birbirini yalanlıyorsa siz iki yaşında bebeğinizi bile kandıramazsınız. Hadislerin derlendiği dönemde bir hadis için 6 ay kadar yol

gidip, hadisi alacağı kişinin tarlada boş torbayla atı kandırdığını fark edip, atı kandıran beni de yalanlarıyla kandırabilir diyerek hadisi almaksızın geri dönenlerin kulakları çınlasın.

Üç kıtaya yayılmış dev bir çınarı kökünden budadılar, verdiğimiz filizle güzel bir ağaç olma yolunda ilerliyoruz. Şimdi yeniden toplanmış, kökümüzü dünyadan sökebilmek için akın akın geliyorlar. Ekonomik, sosyal, teknolojik her türlü saldırı ile karşı karşıyayız. Dünyada nerede sazan gibi dolaşan boş bir katil varsa toplayıp karşımıza getiriyor ve bu barbarlarla savaşacaksın deyip dikiyorlar. Her gün silahlı güçlerimiz şu kadar terörist etkisiz hale getirildi diye açıklama yapsa da sonu gelmiyor. Hani köyün ipsiz sapsızına ağa para verip hoşlanmadığı birinin ensesine tokat attırma hikâyesi gibi; bu müttefiklerimiz oldukça, biz de bu coğrafyada durdukça hep ensemize bu tokadı yer dururuz. Yememek için ağadan, yani müttefiklerimizden daha güçlü olmamız şart. Bunun da yegane çaresi özümüze dönmektir.