SİSTEMATİK KATLİAM
Biz Müslümanlar günü kurtarmakla, günlük siyasetlerle uğraşıp dursun, Batı 10-50-100 yıllık siyaset belgelerini çoktan oluşturmuş, bu yoldan bir adım bile şaşmaksızın ilerliyor. Hatta bu yolu beğenmeyip, farklı şeyler denemek isteyen içlerindeki seçilmişleri ya bir siyaset belgesiyle, ya da alnına oturttukları bir kurşunla alaşağı ediyorlar. Trump gibi hiçbir şey yapamadıklarını ise çeşitli kurumlarla etkisiz duruma düşürüp, dünya nezdinde itibarını sıfırlayıp çöpe gönderiyor.
Yıllar önce İskenderun’da yayın yapan yerel bir televizyonda “Batıda bir çocuğun çok iyi gelişmesi için, gelişmekte olan ülkelerde üç çocuğun ölmesi gerekiyor denmişti. Beynime çivi gibi çakılan bu cümleyi şöyle bir zihnimden geçirdiğimde bize okutulan ekonomi dersindeki Maltüs Teorisiyle bunun çakıştığını fark etmiştim. Maltüs; gıda kaynakları 2-4-8 şeklinde aritmetik artarken, nüfus 3-9-27 geometrik şeklinde artar. O halde dünyayı yönetenler salgın hastalıklara müdahale etmemeli, savaşları önlemeye kalkışmamalı diyordu. O yüzden Batı, topyekûn diğer ülkelerin üzerine çullanıp, onların biriktirdiği ne kadar değerli maden, petrol vb varsa kolayca aşırmak, tarihi varlıklarını ülkelerine taşımak için ellerinden geleni yapıyor. NATO, BM benzeri tüm yapılar ise sadece buna giden yolları mubah hale getirecek çalışmalar yapan kuruluşlardır.
Evet, Batı Vatikan üzerinden bolca misyonerlik faaliyeti yapar, toplum kendilerinin istediği noktaya gelirse ne ala, yoksa sonu ölümdür. 12 Eylül ihtilali sonrası ülkemizde sıkıyönetim idaresinin emriyle mecburi doğum kontrolü uygulanmıştır. Yani siz baştan yok edin, yoksa biz hallederiz düşüncesinin ete, kemiğe bürünmüş halidir yapılan… Hatta ülkemize çok daha önce Marşal yardımlarıyla çeşitli şeyler verilmiş, bunlar daha ilkokul çağlarındaki yavrularımıza zorla içirtilmek suretiyle çiçeklerimizi açmadan solmaya zorlamışlardır. Birkaç gün öncesine kadar bizlere gönderilen ilaç, aşı gibi malzemeler bile belli amaçlara yönelik olduğunu devlet büyükleri millete açıklamalıdır. En son domuz gribi aşısına Reis’in “tamam, bu kadar yeterli, istemiyoruz” dediğini hatırlayın.
Özellikle ABD önderliğindeki AB ve yandaşları son 50 yıldır yaptıkları her harekâtta özellikle İslam ülkelerinde sistematik şekilde sivil katliamı yapmaktadır. Savaşın daha ilk günlerinde yapılan amansız bombardıman direkt sivilleri hedef almakta, bu fiil basında çok yer alırsa yalancıktan bir özür dilemekle, yanlış bilgi babında açıklamalarla geçiştirilmektedir. Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de ve daha bir sürü yerde bunların yüzlerce örneğini saymamız mümkündür. Çok eleştiri kendilerini güçlü basın yandaşları tarafından anında pasifize edilerek saf dışı edilmiştir. Sıradan bir gün, ABD askerleri yapacak iş bulamayıp heyecan istediklerinde en yakındaki yerleşim bölgesinde kadın-kız ne varsa toplayıp eğlenmeler, sonrasında bunların açılan geniş bir kuyuya toplu halde gömülmesi, ya da uzaktan izledikleri çocukları kim daha iyi vuracak üzerine bahisler çok ta yabancı olmadığımız bilgilerdir. Sonra Irak’ta Black Water gibi özel güvenlik adıyla bir katiller sürüsü, Suriye’de DAİŞ gibi canavar bir örgüt kurup insanları sanki kendileri değil de başkaları öldürüyormuş görüntülerini hatırlayın.
Dert büyük, hangisini sayayım der gibi, etrafımızı saran bu sırtlanlar, bir de bizlere stratejik ortağımız, sizlerden vazgeçemeyiz diye abuk sabuk cümlelerle gelmeleri, işlerin bilincindeki insanları resmen kayışı kopartacak kadar zorluyor. Ama şükürler olsun ki milletçe uyanışa geçiyoruz. Bizleri yeniden uyutmaya güçleri yetmeyecek inşallah. Şunu bilin ki sadece İslam Âlemi değil, tüm mazlumların yegâne ümidi bizleriz. Dünyada tutacak dalları kalmayan tüm toplumlar, hasretle, özlemle dün olduğu gibi bugün de bizleri bekliyor.
Onları daha çok bekletmeyelim olur mu?