SURİYE JEOPOLİTİĞİNDEN
TÜRKİYE İMPARATORLUĞUNA
2.Dünya savaşından sonra iki kutupluluğun devam ettiği 1950 ile 1990 yılları arasında stabil bir Ortadoğu haritası herkesin üzerinde uzlaştığı sınırlarla süre gelmiştir.Ne olduysa Sovyetler blokunun çöktüğü 1990’lı yıllardan sonra başlangıcını ırak lideri Saddam Hüseyin’in Kuveyt işgali ile başlattığı domino taşı etkisi tüm coğrafyada etkisini göstermiş, bölge büyük güçlerin arka bahçesi haline dönüşmeye başlamıştır. Bu arada İsrail’in kurulduğu günden beri genişlemeci, işgalci tavrı hiçbir kural tanımaksızın devam etmiştir.
BOP ile coğrafyamızdaki değişimi bizi etkilenmeksizin geçeceği yanlış inancı, Türkiyemizi insan odaklı politikaların getirdiği bir takım sıkıntılarla karşı karşıya getirmiştir
Suriye halkının yanında olan bir ülkenin izlemesi gereken politika ancak bu kadar insani olabilirdi.
Suriye’de ve her yerde ülke menfaatleri doğrultusundan çok
insani değerler adına uygulanan
bu politik tavır,ülkemizi fütüvvet iklimi ile imparatorluk ruhuna davetiye çıkardığını çok sonraları
anlayacağımız bir cihan devletinin
yeşerdiği bir ortam oluşturmuştur
Türkiye Suriye halkının yanında
olmakla Suriye’nin yarınlarında baş aktör olmuştur.Hele ki idlip,Afrin,El bab bölgelerindeki ve
mümbiçteki etki gücü Suriye’nin yarınlarında bizim doğal bir nüfusumuzun uzantısı olacaktır
Bölgede idliple beraber 4-5 milyon Suriye halkı ve ülkemizde
bulunanlarla beraber 10 milyon
dolayındaki bu insan kitlesi eğer
doğru politikalar uygulanırsa 1.Dünya savaşında kaybettiğimiz
coğrafyaya halkın daveti ile gittiğimiz bir gerekçe olacaktır.
Tabii ki Fırat’ın doğusundaki fitneyi bastırmak şartı ile.......
Pekiyi Türkiye Suriye coğrafyasında barışı tesis edecek
gücü var mıdır? Bir savaştı oldu bitti, şimdi barış görüşmelerine başlayalım demeyecekleri bir ülke
olan Suriye, müdahillerinin dar bir mantıkla hareket etmeleri halinde
İsrail’in, Amerika ve Rusya’nın ekmeğine yağ sürmelerine zemin
hazırlamış olurlar. Burada en büyük görev İran devletine düşmektedir. İran bir asırlık şii görünümlü fars milliyetçiliğini
devam mı ettirecek yoksa bölgede islam odaklı bir paradiğma mı benimseyecektir.?
Aslında İran’ın bu soruya vereceği cevap kendisinin kaderini de belirleyecek olan
kritik bir önemdedir.Mezhep eksenli sürdüreceği politikalar
İran’ı coğrafyamızda yalnızlaştıracak Amerika ve İsrail’e
kolay lokma yapacaktır.Zaten bunun işaretleri de verilmeye başlamıştır. Bizim İran’a bunu ısrarla anlatmamız , mezhepçi politikalar yerine islam dayanışması odaklı çizgiye çekmeye çalışmamız gerekiyor.
Şayet bölgemizde İran Türkiye dayanışmasını ortak bir payda da buluşturabilirsek bambaşka bir
Suriye bambaşka bir İran ve lider bir Türkiye hiçte hayal olmayacaktır.
Suriye politikasının çökmesi ise
İran başta olmak üzere Türkiye,Suriye,Irak,Suudi Arabistan ve Yemen’de yeni çatışmalara zemin hazırlayacaktır.
Tercihin belirleyici olacağı bu
süreçte tüm müslümanların uyanık olmaya uyanık kalmaya
ihtiyacı her zamankinden daha zaruridir.