Tatlı Su Balığı Yetiştiriciliği
Kaynak sularının yeterli ve debi, soğukluk, pH özelliklerinin uyumlu olması halinde kurulacak havuzlarda bolca ve rahatça yetiştirilen alabalığa alternatif, İlimizin birçok yerinde yetiştiriciliğinin yapılabileceği bir balık türü var. Tilapia tatlı su çipurası olarak da anılan, hem ot hem de et kaynaklı besinlerle beslenen lezzetli bir balık türü. Tatlı su balığı olmasına rağmen sert sularda da yaşayabiliyor. Birçok çeşidi var. Hemen hepsinin eti lezzetli. Anadolu Yarımadası düşünüldüğünde akarsulara ve göllere iyi uyum gösterdiği biliniyor. Mevcut göstergelere göre Türkiye’de bugün 80 bin tonlara ulaşan alabalık ağırlıklı karasal kültür balıkçılığı var. Bu sektörün gelişmesine katkıda bulunacak bir başka seçenek ise işte bu tilapia balığı.
Amik Ovasının birçok yerinde yüzeysel suların yüksek olduğunu, tarımsal faaliyetler için bunun drene edilmesi gerektiğini herkes bilir. Bu yeraltı yüzeysel suları bazı yerlerde 50-60 cm ye kadar yükselirken, bazı yerlerde ise direkt yüzeyde bataklık tarzında görülür ki, ova halkı cimiz diye adlandırdığı bu araziye iyi nazarla bakmaz, hemen bir kazıcı bularak arazi çevresine derin ve geniş hendekler kazdırmaktan başka çare bulamaz. Bazen de gölek dediğimiz derinliği 6-7 m yi bulan geniş çukurlar kazdırmak suretiyle hem yüzeysel sulardan kurtulur, hem de kurak dönemlerde buraya toplanan suları motopompla ektiği ürünü sulamada kullanır.
İşte Tilapia denen tatlı su çipurasını bu tip arazilerde açılan drenaj hendekleri içerisinde, göleklerde, kaynak sularının doğduğu mekânlarda, doğal göllerimizde rahatlıkla yetiştirebiliriz. Rahmetli babamın gaz lambası ateşinde iri bir yorgan iğnesini büküp bana olta yaparak Karasu Kanalına götürdüğü günden itibaren balığa merakım müthiş fazladır. Kırıkhan çevresinde önceleri Karasu, ya da Gölbaşı’na giderken, sonraları bu sözünü ettiğimiz tatlı su çipurası 84-85’li yıllarda bu güzel gölümüze bırakılmasıyla birbiriyle bağlantılı tüm sularımızda bu balık resmen yırtıcı piranalar kadar hızlı çoğaldı. Tabii her güzelliğin bir bedeli olduğu gibi literatür adı “Hatay Yayını” olan kara balık ve sarı binli tabir ettiğimiz yine buralara özgü balıkların neredeyse neslini tüketti. Çünkü bu obur balık, üreme döneminde diğer balıkların yumurtalarını tükettiği gibi, balığın büyüme esnasında neslini de yok etmektedir. Hiçbir şey bulamadığında kamışların suya dokunan yapraklarını kemirdiğini çok izlemişim. Suları tamamen istila edememesinin tek nedeni, kışın sert ayazlarda balık önce hareketsiz kalmakta, hava biraz daha sertleşirse hayatını kaybetmektedir. O yüzden kışın ılık akan kaynak sularına şiddetli ihtiyacı bulunmaktadır. Bu problem suyun bir kenarına kapalı bir ortam oluşturma, su içerisine bırakılan basit bir ısıtıcı, ya da rüzgâr gülü-güneş enerjisiyle çalışan motopomp ile kış aylarında ılık su ilavesiyle aşılabilir.
Tilapia balıkları benzer türler arasında en hızlı büyüyen ırklar arasında. Kontrollü yetiştiricilik yapmak için karşı cinsleri aynı havuzlarda büyütmemek gerekiyor. Organik yetiştiricilik için havuz ve göletlerin doğal habitata sahip olması yeterli. Önemli olan verilen yemlerin organik nitelik taşıması. Balıklar hemen her şeyi yediği için yem seçiminde ekolojik kriterlere harfiyen uyulması şart. Bu konuda sayıları 18′e ulaşan su ürünleri fakülteleri veya yüksekokullarımızdan bilgi alarak yeni bir tesis kurmak mümkün. Beslenme konusunda en kolay türlerden biri olan tilapia’nın ihraç fiyatları da oldukça tatmin edici.
Tesis kurmak için alabalık çiftlikleri gibi bir sürü havuz, havuzlara paylaştırılan sular, sürekli pahalı yemler aklınıza gelmesin. Ovada mevcut gölekler, geniş hendekler bu işe fazlasıyla uygun. Ama her işte olduğu gibi profesyonel danışmanlarla işe başlamak her zaman için emek, para ve zamanın boşa gitmesinin önüne geçer. Bir risk var ki, bizim ahalimiz eğer ben bedava bulup yiyemiyorsam, başkası da yemesin kıskançlığıyla havuzlarınıza zehir-kimyasal madde atmak suretiyle tüm ümitlerinize birkaç saniyede kibrit suyu dökebilir. Kırıkhan’da
tanıştığım bir abimiz “karabalığı tam büyütmüştüm ki, bir sabah telefon geldi, zehri döküp hepsini yok etmişler” diyordu. Maalesef bu da toplumsal bir hastalığımız, inkâr etsek te, kabullensek te…
Üniversitemizin birkaç su ürünleri kursuna rağmen İlimizde maalesef bu konuda girişim son derece sınırlı. Hâlbuki kaynağın başında oturan o kadar güzel köyler var ki, insan hayıflanmadan geçemiyor. Eh kimi bilemez, kimi bulamaz derler. Milletçe elimizdeki nimetlerin bir farkına varabilsek, bizi kimse tutamaz da…