TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ VE OLASILIKLAR
Bir süredir Türkiye ile Suriye rejimi arasında kesilmiş olan ilişkilerin tekrar normalleşmesine çalışıldığının dillendirildiği görülmektedir. Bu yöntem uluslararası ilişkilerde genellikle etki-tepki durumunun tespiti ve kamuoyunun sürece hazırlanması amacıyla kullanılan bir taktik olarak bilinmektedir. Dolayısı ile ulusal olduğu kadar uluslararası basın kuruluşlarında da Türkiye-Suriye rejimi arasında yeniden diyaloğun tesisi için çeşitli girişimlerin başlatıldığı haberlerine yer veriliyor olması, bu yöntemin işletildiği kanaatlerine sebep olmaktadır.
Lakin bu olasılıktan veya olası gelişmelerden rahatsızlık duyacak kesimlerin de bahse konu söylentilerin doğruluğunu tespit için bu tür haberleri öne çıkartarak tarafların maksatlarını öğrenebilme girişimleri olabileceği de hatırda tutulmalıdır.
Esas itibariyle geçmişte çok da iyi komşuluk ilişkileri olmayan Türkiye ile Suriye’nin 2000 yılından sonra hiç olmadığı kadar iyi ilişkiler geliştirebilmeleri de kuşkusuz ki birçok kesimi rahatsız etmişti. Buradan hareketle Türkiye ile Suriye rejiminin normalleşmesini istemeyen kesimlerin hala var olduğu ortadadır.
***
2000-2010 yılları arasında Bakanlar Kurulu Toplantılarının bile ortak icra edilmeye başlanmasına kadar ilerleyen dostluk ilişkileri “Türkiye ile Suriye birleşiyor mu?” endişeleri ile başta bazı komşu ülkeler olmak üzere birçok kesimin tedirginlikle takip ettikleri bir süreçte, Arap Baharı olaylarının Suriye’ye de sirayet etmesi her şeyi alt-üst etmiştir. Zira 2011’de Suriye muhalefetinin, rejim aleyhine başlattığı eylemlere rejimin sert müdahalesi ve Türkiye’nin Suriye muhaliflerini açıktan desteklemesi ilişkileri kopma noktasına getirmiştir.
Bu gelişmeleri fırsat bilen ve Ortadoğu coğrafyası ile Türkiye üzerine planları olan hemen her kesimi, eş zamanlı olarak Suriye olaylarının bir tarafında olmaya sevk etmesi de bir olmuştur. Adeta dünyadaki bütün terör örgütlerinin yerleşim sahası haline gelen Suriye, anlık değişen ittifaklarla kimin kiminle savaştığı/çatıştığı bilinmez bir duruma gelmiş ve tarih boyu her savaşta yaşandığı gibi yine masum insanların, kadın ve çocukların zarar gördüğü bir sürece evrilmiştir.
2010 öncesi yaklaşık 21.000.000 olduğu değerlendirilen Suriye nüfusunun en az yarısı yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalmıştır. Resmi rakamlara göre bu insanların yaklaşık 4.500.000 kişisi, gayri resmi rakamlara göre çok daha fazlası Türkiye’ye göç etmiştir. Irak ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerine göç edenler de dahil edildiğinde Suriye nüfusunun büyük oranda ülke dışına çıktığı görülmektedir.
***
Bu süreçte;
1950’lerden itibaren Suriye ile stratejik ilişkiler geliştiren Rusya, Suriye topraklarında ve limanlarında konuşlu askeri üslerini tahkim ederek güçlendirirken, mevcut varlığının konumunu çok daha fazla etkili hale getirerek Rejimin bekası için vazgeçilemez bir unsur haline gelmiştir.
IŞİD/DAEŞ ile mücadele ettikleri bahanesiyle PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’yi binlerce TIR dolusu silah ve mühimmat ile donatan ve finanse eden Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Münbiç ve Fırat’ın doğusuna yerleşmiş, aynı zamanda Suriye’nin petrol sahalarını işgal etmiştir.
İran, Şii Hilali içerisinde yer aldığına inandığı Suriye’ye mezhepsel kaygılar bahanesi ile daha fazla nüfuz eder hale gelmiştir.
![]()