TÜRKÜLERİN DİLİNDEN, SAZIN TELİNDEN

TÜRKÜLERİN DİLİNDEN, SAZIN TELİNDEN

TÜRKÜLERİN DİLİNDEN, SAZIN TELİNDEN

Şairler, yazarlar, ozanlar yaşadığı toplumların görgü tanıklarıdır. Sadece kendi yaşadıkları dönemlerin değil, kendilerinden önceki dönemlerde de yaşanan olayları, gelenekleri, örfleri, adetleri, acıları, kederleri, sevinçleri gözlemleyerek, araştırarak kendi dönemlerinde yaşayan ve sonraki dönemlerde yaşayacak kuşaklara kültür taşıyıcılarıdır.

Öykülerin, romanların, şiirlerin, araştırma kitaplarının okurlara açtığı ufukları, kazandırdığı tecrübeleri kısa süreli sohbetlerde veya söyledikleri birkaç cümle ile anlamak mümkündür.

Bir de türküler vardır ki! Onları anlatmaya sözcükler yetmez.

Bu duyguyu Bedri Rahmi Eyüboğlu ’’ türküler dolusu’ şiirinin bir bölümünde şu dizeleri ile ne güzel ifade etmiştir.

Şairim, zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,

Ayak seslerinden tanırım.

Ne zaman bir köy türküsü duysam,

Şairliğimden utanırım.

Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum,

Türküler ile yanmış, yıkanmış dilim,

Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.

Gerçekten de türküler o kadar yalın, o kadar doğal, o kadar içtendir ki bizi yıkar, paklar, arındırır.

Bir başyapıt roman kadar öğreticidir. Çünkü onlar halk denilen büyük ustanın bağrından çıkmış, yüzlerce yıllık tecrübelere, sevinçlere, kederlere, geleneklere, yaşanmışlıklara tanıklık etmiş, dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelmişlerdir.

Türküler dinleyeni alır götürür, içine çeker. Ege bölgesinin bir zeybeğini dinlediğimizde göğüs kafesimizin genişlediğini, omuzlarımızın dikleştiğini fark ederiz. Bir ağıt türküsünü dinlediğimizde çayda boğulan yavuklusuna ağıt yakan, haksızlığa başkaldıran, dağda vurulan efe oluruz. Dağlarının ıssızlığını, ovasının bereketini, denizinden gelen imbatının serinliğini hissederiz.

Fethiye’den Antalya’ya Batı Torosları içine alan Likya bölgesi olarak da bilinen genel olarak bağlama, sipsi ve cura ile çalıp söylenen aksak ritimli teke yöresi türküleri dinlediğimizde bir dağ köyüne gidip yörük ailesine misafir oluruz. Genellikle tek ayaküstünde zıplama şeklinde oynanan oyun havaları ile coşup yenileniriz.

Dağın kuzey tarafından aşağılara indiğimizde senfoni tadında eserler veren Hisarlı Ahmet’in türküleriyle Kütahya’nın pınarları akışır, yağmur yağar dereleri sel alır.

Silifke’de, Konya’da yemeniyi, şalvarı, gömleği, cepkeni giyerek, kuşağı, dolağı bağlayıp kaşık havalarının davetkâr ritmine karşı koyamaz, kalkıp oynarız.

Orta Toroslarda Anadolu’nun eşsiz şair ve ozanlarından biri olan Karacaoğlan’ın şiirlerinden uyarlanan türküleri dinlediğimizde nutkumuz tutulur, gök kubbe altında söylenmedik söz kalmamış hissine kapılarak söylenecek her sözün gereksiz olduğunu düşünürüz. Onun şiirleri ile Toroslara çıkar yörük obalarına misafir oluruz. İncecikten bir kar yağar tozar Elif Elif diye. Nereye baksak selvi boylu Elif’i görürüz, sevda uğruna sılayı terk eder, canımızı yare kurban eyleriz.

Doğuya yöneldiğimizde aşkı, ayrılığı, hasreti destansı bir üslupla anlatan barak havaları ile iyice sessizleşir kalbimizin ritminin yükseldiğini duyar, aşkın büyüsünü, ayrılığın ve hasretin acısını daha derinlerde hissederiz.

Urfa’da sıra gecelerine katılır, Elâzığ’da doyumsuz fasıllarla, gazel ile başlayan hoyratlarla, uzun havalarla mest olur, halaylarla coşarız.

Kars’ta, Erzurum’da Aşık Sümmani ve âşıklık geleneğinin atışmalarından feyz alır, tatyanlar ile huzur buluruz. Karadeniz’de yol havaları ile köpüklü derelerinden geçer, dumanlı yaylaların düzünde horon oynar, bulut denizlerinin çisesinde ıslanırız. Sivas’ta, Erzincan’da deyişlerin dizelerinden öğrenir, semah döneriz.

Anadolu insanının hüznünü, sevincini, coşkusunu, hasretini, dağını, taşını, toprağının bereketini, kısacası romanını yazan ,eserleri sadece yurt genelinde değil, dünyanın çeşitli orkestralarında çalıp söylenen Aşık Veysel, Aşık Mahzuni Şerif, Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş’ı dinlemiş olmanın bahtiyarlığı ile bu toprakların söz ve saz üstatlarını saygıyla selamlayarak sözü tüm zamanların en büyük ozanlarından birisi olan Aşık Veysel’e bırakalım.

Beni hor görme kardeşim

Sen altınsın ben tunç muyum

Aynı vardan var olmuşuz

Sen gümüşsün ben sac mıyım

 

Ne var ise sende bende

Aynı varlık her bedende

Yarın mezara girende

Sen toksun da ben aç mıyım

 

Topraktandır cümle beden

Nefsini öldür ölmeden

Böyle emretmiş yaradan

Sen kalemsin ben uç muyum

 

Tabiata Veysel aşık

Topraktan olduk kardaşık

Aynı yolcuyuz yoldaşlık

Sen yolcusun ben bac mıyım

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.