Sabancı

VARLIK İÇİNDE YOKLUĞA MAHKÛM OLMAK

VARLIK İÇİNDE YOKLUĞA MAHKÛM OLMAK

VARLIK İÇİNDE YOKLUĞA MAHKÛM OLMAK

Ülke insanımızın geneli az ya da çok elini uzattığı anda ulaşabileceği, kendisine daha güzel yaşam imkânları sunan birçok varlık atıl durumda, ya çürümeye terk edilmiş veya birisinin el atmasını beklemektedir. Güzel Hatay İlimizde insanların refahı için aklınıza gelebilecek dağından yaylasına, denizinden ovasına, her bir şey mevcut. O yüzden kafamız bozulduğu an müstakil yeni bir devlet kurabiliriz!

Şaka bir kenara, orman varlığı bakımından birçok ilin üzerindeki İlimizde insanların gidip piknik yapabileceği mesire yerleri pek yetersizdir. Hafta sonları insanları yol kenarlarında egzoz dumanları altında, ya da hemen kenardaki zeytin ağaçlarının altında piknik yaparken, çay içerken görüyoruz. Özel işletmelerde ise ızgara dumanları, yan yana oturmak zorunda kalmış aileler, kirlilik vb durumlar nedeniyle insanları pek mutlu edemiyor. Bir ormancı olarak katıldığım bölgesel toplantılarda ormanlık arazilerini piknik-mesire yeri haline getiren Gaziantep İşletmesinin, kesim yapmak suretiyle üretim yapan işletmelerden daha karlı olduğunu hatırlıyorum. O halde arkadaşlarımız neden bu tarz yerler yapmaktan kaçınıyorlar, anlamakta zorluk çekiyorum. Belediyeler de bu konuda çok pasif durumda, yeni birkaç atılım göze çarpmaktadır.

Altı ayrı ilçesi deniz kenarında olan bu İlin bazı bölümlerinde insanlar hayatında bir kez bile denize girmeden, kenarında oturmadan, sefasını sürmeden öbür dünyaya göçüp gidiyor. Bu çok mu zor diye düşünebilirsiniz ama gerçekte Amik Ovası insanı arasında işini gücünü bırakıp, zevk ü sefa peşinde olan yüzden belki beş kişidir. Bu günlerden başlar tarla hazırlıkları, yazın o yakıcı sıcaklığında bırakın sabahları, geceleri bile geçim kaygısıyla uğraşıp durmaktadır. Hani insanın aklına geliyor ki, bazı fabrika sahipleri gibi bazen bu insanları zorla birkaç günlük tatile çıkarasın.

Aracınızla bir yerden bir yere giderken her on dakikalık süre diliminde muhakkak bir tarihi esere rastlayacaksınız. Peki, insanımız bu eserleri bilip, ziyaret etmiş mi? Hemen yanında yaşayanlar haricinde pek az kişi bu tip mekânları ziyaret etme imkânı bulmuştur. Yanındakiler de orayı sadece hazine vbsöylentiler, dedikodular sebebiyle incelemiş ise ne ala… İnsanımız pek mi cahil, ilgisiz, duyarsız diye düşündüğümüzde maalesef yine geçim kaygısı hayati önceliklerimiz arasında birinci sırada yer alıyor. İnsanların karnı doyacak, güvenli bir ev ve aracı olacak, gelecek kaygısı bir nebze sona erecek ki, bu tarz aktiviteye sıra gelsin. Ancak rezil bir çark insanımız öyle bir cendereye almış ki, neredeyse nefes aldırmıyor. Mimsiz medeniyet insanların ihtiyaçlarını suni olarak öyle artırıyor ki, insanın normal bir çalışmayla bunların altından kalkması mümkün değil. Görenek belasıyla daha aile kurma aşamasında, kişi nasıl ödeyeceğini düşünmeden koca bir yükün altına giriyor. Kısaca çalışan borçlandırılıyor, faizle çalıştığı emeğin büyük kısmına el konuluyor, geri kalan ise civcivlere atılacak türden kırıntılar oluyor. Ve bizler yaşadığımızı zannediyoruz. Devlet bile bu meş’um çarka müdahale edemiyordu, son dönemde katılım bankası adı altında faizin beli kırılmaya çalışılıyor.

Velhasıl dostlar, elimizi nereye atsak, orası üzerimize çöküyor. Bizleri bu güne dek hep çalıştırıp aç ve ümitsiz bırakmışlar. Ölmeyecek kadar aş, onmayacak kadar iş. Milletimizin çalıştığı ise küresel faiz sistemiyle sürekli kapitalistlerin kasasına, midesine indirilmiş. 15 Temmuzla benliğimiz üzerindeki küller bomba tesiriyle bir anda kaldırıldı. Şimdi artık kim, ne olduğumuzun çok daha iyi farkındayız. Sırtımızdaki bit, pire, kene nev’inden ne kadar kan emici varsa milletçe silkelenip emeğimize, varlıklarımıza sahip çıkma zamanıdır. Bu ülke bizim, bu vatan bizim, güzelliklerini yaşamak ise herkesten ziyade bizim hakkımızdır.