Sabancı

YOLLARIN BİTMEYEN ÇİLESİ VE YEREL YÖNETİMLER

YOLLARIN BİTMEYEN ÇİLESİ VE YEREL YÖNETİMLER

YOLLARIN BİTMEYEN ÇİLESİ VE YEREL YÖNETİMLER

Hatay; birçok olguda dünyada ilkleri yaşarken, 21.yüzyılda hala yaya kalan zavallı kentimiz ve onun çilekeş insanları… Öyle ya, ilk ışıklandırılan cadde, dünyadaki ilk kilise, Anadolu’da yaptırılan ilk camii, şehirlere yaptırılan ilk kanalizasyon sistemi Antakya’da gerçekleştirilmiş. Sonra ne olmuş, dünya hızla ilerlerken biz olduğumuz yere kazık çakıp yerimizden hiç kıpırdamamış, asla ilerleme kaydetmemişiz.

Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana çeşitli hükümetlerde Antakya’ya bir sürü vali atandı, kaç tane belediye başkanı seçildi. Bunlar basit düşünceler dairesinin dışına çıkamadıkları için şehrimiz maalesef altyapı çalışmalarında hep sınıfta kaldı. Dışardan bakıldığında bir zenginlik ve hoşgörü kentinin yöneticileri maalesef her defasında sadece oy aldıkları ve deposu olarak gördükleri kesim dışına hizmeti kurban ettiler! Bazıları da kendilerine çok güzel mazeretler ürettiler. Örneğin Antakya’nın en az 2500 yıllık tarihinden dolayı Asi Nehrinin Habibin Neccar Dağı kısmı genel sit alanıdır. Değil izinsiz yapılaşma, dağda güzellik maksatlı yapılan ağaçlandırma işi bile mahkemelik olmuştur. Peki, yeni yapılan yerlere ne demeli? Şehrin yeni yerleşim noktalarında peh diyecek bir altyapı olmaksızın hızlı ve çarpık bir kentleşme devam edip gitmektedir. Yapılmış bulvar seviyesinde yollar daha bir hafta geçmeksizin elektrik, gaz, su, kanalizasyon ya da fiber hatlar nedeniyle kazılıp imha ediliyor. Yapılan o kadar emek, harcanan o kadar para boşu boşuna gidiyor, israf olup yok oluyor. Aylarca araçlarımızla, yaya olarak o tozlu yollarda ömür tüketip, diş bileyerek stres içinde yapılmasını bekliyoruz. Neyse diyoruz, bundan sonra bir şey olmaz derken fazla sürmüyor yine…

Şehrin en büyük problemlerinden biri de maalesef trafik. Ülkenin nüfus yoğunluğuna oranla araç sayısında ilk sırada geliyormuşuz. O yüzden belli saatlerde trafik tamamen içinden çıkılmaz bir hal alıyor, adeta saç-baş yolduruyor. Eski Antakya tarafında bir işiniz olduğunda aracınızla gitmeye cesaret ister. Park yeri için epey turlamak zorunda kalıyor, bazen de aldığınız eşyadan daha fazla park ücreti ödemek zorunda kalıyorsunuz. Hadi Kurtuluş Caddesi yüzlerce yıllık bir yerleşim yeri, peki yeni yapılan caddelere ne demeli? Oralar neden Kurtuluşla aynı genişlikte bırakılmış? Yolun bir şeridi en yeni diyebileceğimiz 75.Yıl Bulvarında bile park eden araçlarla kaplandığında tek şerite düşüyor. Sabrının sonuna gelip yoğun trafikten sıyrılabilmek adına gaza basarak orta refüj taşına lastiği sürterek parçalayan sürücülere şahit olmuşum.

Sonra sokaklar, evler arasında maalesef arsa fiyatlarının yüksekliği sebebiyle otopark asla inşa edilmiyor. Kocaman bir apartman diken müteahhit altına, ya da yan tarafına evlerin sahipleri için park yeri bırakmıyor. Hatta sığınak olması gereken bodrum bile biraz yüksek yapılmak suretiyle az ucuz da olsa daire olarak pazarlanıyor. Belediye bu esnada ne yapıyor diye hiç sormayın, çünkü yapılan her yanlışın belirli bir ücreti var. Cezayı ödeyen düdüğü çalıyor. Bir müteahhitten bizzat duymuştum, şurası böyle olmayacaktı, cezasını peşin ödedim diye! Bu konutlar yapılırken ise yine su, kanalizasyon, elektrik için her biri ayrı ayrı yollarımızı parçalıyor, sokak 3-5 ay yine toz, çamurla yatıp kalkıyor.

İşte böyle dostlar, emekli olsak ta köyümüze geri kaçsaydık dedirtiyor şehrin yolları, düzeni, yaşantısı… Umarım bir kurtarıcı gelir de, hep beraber bu rezillikten kurtuluruz. Selametle