AĞLAK KRAL
Hakir bir sokakta fakir çocuktu;
Uzak bir diyarda kralmış, duyduk.
Alınlarda terdi, boncuk boncuktu;
Onu bir dilbere ağlarken bulduk.
Süleyman'dan yana emsali olsa,
Hürrem'in uğruna ölse caizdi.
Ömer'den adalet timsali varsa,
Ona bu cihanın hepsi haizdi.
Mecnun bildik; sanki davası Leyla...
Çöl çıkınca durdu, döndü yönünü.
Aşk değil, ihanet geliyor akla;
Ne çabuk unuttun bugün dününü?
Kimden misal versem çıkar bir satır:
Necip Fazıl'daki pul mul sevdası...
Kırk katır da olsa, sonu kırk satır;
Çıktığımız günkü yol mol davası.
Gömerim başımı kuma, sorarım;
Kum âmâdır, ahraz; işime gelir.
Hak deneni sormaz, kendim yorarım;
Boğazımdan dönen, dişime gelir.
Dökülse dişlerim, kırılıp yere;
Yediğimden belli, bu bir tür azap.
İhtiras kaplamış kalbi bir kere;
Azabın sonrası, belli ki gazap...
***
Ancak;
Rızıkları çalınmış binlerce sabi,
Sütleri kesilmiş anneye tabi,
Dişleri çekilmiş onca ihtiyar,
Bu fakir sokakta hâlâ bahtiyar.
//mhd