Almanya’dan Notlar: Gençler

Almanya’dan Notlar: Gençler

İslami ilimlerle iştigal eden herkes bilir ki sağlam bilginin sonraki kuşaklara nakli ancak bilinçli bir genç nesille mümkündür.

 

Almanya’dan Notlar: Gençler

 

İslami ilimlerle iştigal eden herkes bilir ki sağlam bilginin sonraki kuşaklara nakli ancak bilinçli bir genç nesille mümkündür.

 

Yine, başarıya ulaşılması planlanan her konuda gençler omurgayı oluşturuyorsa başarısızlık mümkün değildir.

Yaklaşık altı aydır Almanya’dayım ve burada gözlemlerimi ara sıra yazmaya çalışıyorum. Bu kısa zaman içerisinde, derslerimden fırsat buldukça buradaki gurbetçi gençleri ve yerlileri tanımaya çalışıyorum. Aslında birbirlerine bayağı yaklaşmışlar diyebilirim. Tabii bunu söylerken her ne kadar dış görünüşü kastetmeyi umsam da maalesef her alanda yaklaşmışlar. Eğitim aldığımız akademiye yakın bir cami var. (Daha önceki yazılarımda buradaki camilerin statülerini anlatmıştım.) Burada gençler için ara sıra çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Bunlardan birine destek vermek amacıyla iki ay kadar kısa bir süre boyunca haftada bir gün gençlere Siyer öğretmeye çalıştım. Süre kısa olsa da gençlerden şunu anladım: Hâlihazırda burada bulunan dördüncü nesil gençlerin en büyük eksikliği, Sahabe geleneğinden ve Anadolu irfanından uzak kalmalarıdır. Maalesef ebeveynleri bunu tam olarak aktaramamışlar gibi. Ortak okullar, spor salonları, sinemadan tutun da sosyal ilişkileri ilgilendiren her alandaki ortak ortamlar bu kaynaşmayı doğal olarak artırmaktadır.

Eğitim aldığım Dormagen kasabası sakin bir bölgede. Fırsat buldukça doğal ortamlarda yürüyüş yapmaya, spor yapmaya ve basketbol oynamaya çalışıyorum. Sahada Alman gençler varsa henüz öğrenmeye devam ettiğimiz çürük Almancayla hemen anlaşarak oyuna dâhil olabiliyorum. Yolda yürürken yanımdan geçen bir Alman’ın “Hallo, Guten Tag” diye selam vermesi beni açıkçası çok şaşırtmıştı. Hafta sonları genellikle kütüphaneye gitmeye çalışıyorum. Orada da dilimi geliştirmek için yol boyunca Almanlarla muhatap olmaya gayret ediyorum. Gayet nazik bir biçimde, Almancayla olan cebelleşmeme şahit olarak bana yardımcı oluyorlar. Bu arada kütüphaneler hakkında da bir yazı yazmak gerekecek zannedersem. Her ne kadar İSAM Kütüphanesi’nin yerini tutmasalar da buradakilerin de ayrı bir havası var. Neyse, konumuza geri dönelim. Buraya gelmeden önce Almanların Avrupa’nın en kapalı toplumlarından biri olduklarını ve insanların da çok soğuk olduklarını işitmiştim. Ancak karşılaştığım manzara bundan çok farklı bir noktada. Muhatap olduğum herkes gayet nazik bir biçimde yardımcı olmaya çalışıyor ve bazıları da selamı kendileri veriyor. Sadece yaklaşık iki ay kadar önce Köln Katedrali’nde birinden yardım istemiştim; o da yüzüme bön bön bakmıştı. Muhatap olduğum en soğuk Alman oydu zannedersem. Geçenlerde “Cami Açık Günü” diye her yıl kutlanan bir etkinliğe tanıklık ettim. Bir sürü genç Alman camiyi incelemek için gelmişti ve bu durum beni gayet heveslendirdi. Özellikle sirke tadı vermeye başlayan Almanca konusunda…

Alman gençler sporu çok seviyorlar gibi. Bu özellik bizim gençlerde de var. En azından tanıdığım kişilerin büyük bir bölümü sporla bir şekilde iştigal ediyor. Bu güzel bir durum. Bir de sabah akşam köpek gezdirme işi var. Zannedersem bu işi hayatım boyunca benimsemeyeceğim. Tabii bu durumlar belki de sadece bulunduğumuz Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinin özellikleridir. Berlin’de işler daha farklı olabilir. İnsanlar yabancılara karşı daha radikal olabilir. Bir elin parmakları dahi birbirinden farklıdır. Ama hakikat olan bir şey var ki her iki toplum da değişime açıktır. Burada özel şartların varlığını da göz ardı etmemek lazım. Beş Alman’ın içerisinde bir Müslüman gencin durumu aynı değildir.

Muhterem hocam Prof. Dr. İ. S. Sırma bir hatırasından bahsetmişti: Lisansüstü eğitim için geldiği Fransa’dan birkaç ay içinde geri dönme kararı almış ve bu kararı bildirmek için o

zamanlar vatansız olan M. Hamidullah Hoca’nın yanına gitmiş. Hoca o sıralar, arazisini bizzat Sultan Hamid-i Sani’nin aldığı; ancak daha sonra tahttan indirilmesi ve Dünya Savaşı’nın çıkması nedeniyle inşaatını gerçekleştiremediği, özellikle Mağripliler tarafından inşa edilen camide çeşitli dersler veriyormuş. Meramlarını iletmişler ve ayrılma sebebi olarak da şunu söylemişler: “Buradaki ortam, kendimizi muhafaza etmemiz açısından bizi korkutuyor. Her an bir madam kolumuza girip bizi yoldan çıkarabilir. Biz de kimliğimizi unutmaktan korkuyoruz ve eğitimi yarıda bırakma kararı aldık.” Hamidullah Hoca da hocama şöyle demiş: “Dışarı çıkarken tek çıkma; bu şekilde birbirinizi muhafaza etmiş olursunuz. Pazartesi ve perşembe oruçlarını düzenli olarak tut ki nefsin dizginlensin. Caminin etrafından ayrılmayın, buralarda bulunmaya dikkat edin.” Böylece bu durumdan kendilerini nasıl muhafaza edebileceklerine dair gerekli reçeteyi yazmış. Hocam da ben gelmeden önce bana bu türden nasihatlerde bulunmuştu. (Hocamı çok özledim. Allah hocama sağlık ve sıhhat versin.)

Gerçekten de öyle. Aynı ortamda bulunduğumuz kişilerin ortalaması değil miyiz? Üzüm üzüme baka baka kararmaz mı? Allah’tan bize yol gösteren büyüklerimiz var; nereden gelip nereye gittiğimizi biliyoruz. Ya büyükleri olmayanlar…

Eğer nereden geldiğini biliyorsan, nerede olduğunun farkındaysan ve nereye gitmeyi hedeflediğinin bilincindeysen, yani açıkçası “doluysan”, hangi ortamda olursan ol değerlerini korur, değerlerine ters düşen şeyleri almazsın. Aksine bu doluluk sana aktarım yapma fırsatı tanır. Bu, Sahabe geleneği ve Anadolu irfanıdır. Bu zor işi ancak gençler başarabilir. Burada bulunan gençlerin en büyük eksikliklerinden biri de onlara bu vizyonu kazandıracak birilerini bulmakta zorluk çekmeleridir. Öyleyse vizyon sahiplerinin de her kapıyı itinayla, defalarca ve usulünce çalmaları gerekir. Tıpkı ilahlık davasına kapılan gafil Firavun’a, Hz. Musa’nın “yumuşak” bir dille gitmesinin tembih edildiği gibi. İhtiyacımız olanlar zaten heybemizde. Sadece çıkartıp kullanmasını bilmek gerekir…

 

 

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.