AMAN AYRILIK
Dün hemen tüm sosyal medya paylaşımlarında vefat eden Neslican Tay vardı. Kanserle savaşta bir simge haline dönüşmüş bu sevimli kızın ölümü insanları üzdü, Allah rahmet eylesin. Bu kızcağız aşırı medyatik şekilde kansere karşı bir farkındalık oluşturmaya çalışıp, hastalık benden bir şey götüremez inancını yaymaya çalışmış takipçilerine…
Ancak politik konularda uç noktalarda yer alıyorsanız durum böyle olmuyor. Ülkemizde üzülmek ya da sevinmek için maalesef artık farklı sebepler aramaya başladık. Ölen kişi fikirlerimiz çevresinden ise biz üzülürken, fikrimizi paylaşmayıp karşı kampta yer alanlar sevinip ateşi bol olsun diyor. Yok karşı fikirli ise o takdirde biz kaç kişiyiz diye kampanyadan bir kişi daha eksildi deyip cehenneme kadar yolu var diyoruz arkasından.
Bir vefat dünyanın en önemli olayı olsa da Haçlılar aramıza öyle kalın ve yüksek duvarlar örmüş ki, bizleri öyle duyarsızlaştırmış ki karşı fikirdeki birinin ölümüne gülüp geçebiliyoruz.
200-250 yıldır aramıza sızan yabancılar içimizdeki safdil insanları kandırıp bizlere karşı öyle kullanıyor ki bir masa etrafında oturup fikirlerimizi paylaşamıyoruz. İnsanlar tanımadığı şeylere düşmandır. Müslüman-laik, alevi-Sünni, sağcı-solcu vb. o kadar çok kamplara bölünmüşüz ki biri diğerine öcü olarak bakıyor. İçini dışını bilmediğin topluluğa kendi önyargılarınla gömlekler biçip, aslında onda olmayan özelliklerle yargılıyor, savunmasına fırsat tanımadan idam ediyoruz.
Adeta milletçe Cumhuriyetin ilk yıllarında İstiklal Mahkemelerinin “asın, sonra yargılarız” berbatlığını yaşıyoruz. Geçenlerde vefat eden Kadir Mısıroğlu için ağıza alınmayacak sözler sarf edenler olduğu gibi, Çağdaş Yaşam’ cı profesörün ölümüne de millete tepeden bakan sözleri ve hakaretleri nedeniyle milletin büyük bölümü üzülmedi.
Bu bölük pörçük görüntüyle biz millet olarak nereye kadar gideriz bilemiyorum. Halbuki birlik ve beraberlik için o kadar çok sebebimiz var ki, Üstat Bediüzzaman’ın buyurduğu gibi; “İmanın verdiği nur ve şuurla ve sana gösterdiği ve bildirdiği Allah’ın isimleri adedince vahdet alâkaları ve ittifak rabıtaları ve uhuvvet münasebetleri var. Meselâ, her ikinizin Halikınız bir, Malikiniz bir, Mabudunuz bir, Râzıkınız bir bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir, bir, bir, yüze kadar bir, bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir, ona kadar bir, bir.
Bu kadar bir birler birlik ve beraberliği, sevgi ve kardeşliği gerektirdiği halde kâinatı ve gezegenleri birbirine bağlayacak manevi zincirler bulundukları halde ayrılık ve fitneye, kin ve düşmanlığa sebep olan örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz şeyleri tercih edip birbirine düşmanlık etmek ve kin bağlamak o muhabbet bağlarına karşı bir hürmetsizliktir”.
Recep Aydöner