ATATÜRK'ÜN BAYRAK HASSASİYETİ
Atatürk "Kurtuluş Ordusu"nun başında İzmir'e girmişti. O günün öğleden sonrasını ve ertesi günü kent içinde turlayarak geçirmiş ve halkın coşkun gösterileri arasında Karşıyaka'da kalacağı evin önüne gelmişti.
Atatürk, Karşıyaka’da İplikçizade Köşkü’nde konaklayacaktı. Şimdilerde Karşıyaka Evlendirme Dairesinin karşısında, Yalı’daki 380 Numaralı Çağlayan Apartmanının olduğu yerde bulunan bu köşkün güzelliği dillere destandı.
Girişte kadınlı, erkekli muazzam bir topluluk birikmişti. ATATÜRK onları selamlayarak köşke yöneldiğinde yüzü asıldı. Kaşlarını çattı. Çünkü, geçeceği yerde boylu boyunca bir Yunan Bayrağı seriliydi. Karşılayıcılara bunun nedenini sordu. Onlar da, “Yunan Kralı Konstantin’in 1921 yılında İzmir’e geldiğinde bu köşkte kaldığını ve yere serilen Türk Bayrağını çiğneyerek içeri girdiğini” anlattılar.
Atatürk’ün yanıtı kısa ve kesindi: “Yunan Kralı hata etmiş. Çünkü, bayrak bir milletin onurudur. Ben bu hatayı tekrarlamam” diyerek, yerdeki bayrağı kaldırtır ve köşkün bembeyaz mermerlerinde ilerleyerek, içeri girer.
*****
Milliyetçiliğin doğal bir sonucu olan bayrak sevgisi ve saygısı işte böyle bir şey. Tabii bunun ayırdına varabilmek için önce bayrağın temsil ettiği milleti sevmek ve daha da ötesi saymak gerekiyor.
Avrupa Parlamentosu'nda (AP) ırkçı Yunan milletvekili Ioannis Lagos şanlı bayrağımızı yırtmış.
Keşke milletvekili olmadan önce insan olmayı öğrenseymiş.
Dışişleri bakanlığı bu milletvekilini mutlaka kınamıştır ama keşke yukarıda aktardığım Atatürk’ün bayrak hassasiyetini de yazıp bir ders verselerdi.
Ben şahsen, bayrağımı yırtmak suretiyle devletime ve milletime hakaret eden her kim olursa olsun onunla dost olamam.
Bu vesile ile Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirini yazmadan geçemeyeceğim:
“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
Işık ışık, dalga dalga bayrağım!
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.
Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım.
Seni selâmlamadan uçan kuşun
Yuvasını bozacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
Kızıllığında ısındık;
Dağlardan çöllere düştüğümüz gün
Gölgene sığındık.
Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
Barışın güvercini, savaşın kartalı
Yüksek yerlerde açan çiçeğim.
Senin altında doğdum.
Senin altında öleceğim.
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
Yer yüzünde yer beğen!
Nereye dikilmek istersen,
Söyle, seni oraya dikeyim!”
Sevgiyle kalın
Kamil Akdoğan