Sabancı
AYASOFYA KAYGILARI

AYASOFYA KAYGILARI

Dünyada milletlerinin tamamı Fatihin mirası olan Ayasofya Camiinin konumu kaygılarına düştü. Hristiyanlar İngilizlere ve Hristiyan âlemine verilmiş söz çerçevesinde müze haline getirilen mabedin yeniden camiye çevrilmesi endişesiyle kıvranıyor. Müslümanlar ise İslam ümmeti üzerinde Ayasofya’nın vakıf belgesindeki lanet yüzünden bir an önce asli kimliğine, yani camiye çevrilmesini arzuluyor. Fakat insanın asıl moralini bozan, Yunanistan gibi kendi içerisindeki İslam eserlerine çivi çakılmasına müsaade etmeyen bir ülkenin bizim neredeyse içişlerimize müdahale anlamına gelen hareketler sergilemesidir. AB görüşmelerinde önümüzde set olan, içindeki insanımıza Türkçe konuşmayı bile yasaklayan bir toplumun bize dişlerini gösterip durması sabrımızı zorlasa da şimdilik la havle çekip beklemekteyiz.

Gerek Yunanistan, gerekse Bulgaristan içinde kapısına kilit vurulmuş cami, medrese, şehitlerimizin gömülü olduğu türbelerde dökülen, yıkılan bölümlere, Türklere ait evlerde en küçük bir müdahaleye izin verilmiyor. Bizde de başta İstanbul ve İzmir başta olmak üzere Ege’deki birçok ilimizde Rumlar özgürce yaşamakta, onlara ait evler, kiliseler, manastırlar her türlü kullanımda refah içinde bulunmaktadır. Fena olan taraf ise AB ülkeleri başta olmak üzere, hakkı kaybolan, katledilen bir Hristiyan ise hep bir ağızdan feryadı koparırken, hak Müslümanlara ait olduğu anda üç maymunu oynamakta, gözlerini kapayıp, kulaklarını tıkamaktadırlar. Fransa’da öldürülen 7 kişi için dünya liderleri hep birlikte yürürken, Yeni Zelanda’da 50 Müslüman için kimsenin kılı kıpırdamadı.

Doğrusu dünya bu tarz bir anlayışla çok uzun süre sağlıklı bir şekilde devam edemez. Hakka, adalete dayanmayan bir dünya hayatı uzun süremez. Fazla değil, kısa bir zaman içerisinde bir terörist grup, ya da ABD-İsrail gibi bir terör devleti, karşısında kendilerine düşman olarak gördüğü insanlara nükleer saldırı düzenleyecek, iş tamamen zıvanasından çıkarak herkes elinde en ölümcül silahlarını ortaya sürecektir. Patlatılan bir sürü nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar ise dünyayı yaşanılır olmaktan tamamen çıkartacaktır. Hatta belki de yer kabuğu onarılamaz şekilde yarılmak suretiyle içindeki lavları her yere amansızca salacak, dünyada hayatı bitirecektir. “Tanrıyı kıyamete zorlama”yı kendine misyon edinmiş Evangelist sapıklar bu şekilde gayelerine ulaşmış olurlar belki, ama ne kadar mutlu olurlar tahmin edemiyorum.