Memur olabilirsiniz, öğretmen, aşçı, doktor, mühendis, vali, bakan ve hatta Cumhurbaşkanı. Okuyarak, yeteneğinizle, çalışarak, miras yolu ile veya şans eseri bir veya birden fazla bu veya buna benzer unvan ve mesleğiniz olabilir. Farklı zaman ve tarihlerde bu unvanların birini veya birkaçını üzerinizde taşıyabilirsiniz.
Bu meslekleri yaparken karşılığında dünyanın farklı yerlerinde yine farklı ücret veya farklı kazançlar elde edebilirsiniz. O kadar farklı kazançlar edebilirsiniz ki, dünyanın en zengini bile olabilirsiniz. Bir eliniz yağda bir eliniz balda. Hatta umurunuzda bile olmaz bu dünya. Dünya derken, zaten bu elde ettikleriniz hepsi de dünyalıktır.
Eğer bu dünyadan başka bir dünyaya inanıyorsanız ki, dünya toplumlarının çoğunda o veya bu şekilde bir öteki dünya inancı vardır, o zaman farklı kazanç veya değerlerle öteki tarafta da dünyanın en zengini gibi yaşamak istersiniz.
Tabii olarak her işin, mesleğin, görevin farklı sorumlulukları ve emek karşılığı da vardır. Öyle “Üç kuruşa beş köfte yok”. Madenlerde çalışırsınız, nefes almak bile imkânsızdır çoğu zaman. Sanki değil, gerçekten orada daha bu dünyada iken mezardasınız. Her şey evinize, bekleyen(ler)inize, kendinize bir şeyler almak/yapmak içindir.
Ağırdır ama şereflidir. Zordur ama helaldir.
Her yaptığınız işle alakalı ayrı ayrı itibar bile görürsünüz. Hemen hemen hiçbir mesleğin bir diğerine karşı aşağılık veya üstünlük boyutu yoktur. Makamlar veya unvanlar kendisini taşıyana değer katar veya onu değersiz kılar.
Ancak bazı meslekler vardır ki, tüm insanlık âleminde aynı oranda sevilir veya nefret edilir veya tiksinilir.
Hele bazı unvanlar vardır ki, O unvanların makam karşılığı tüm toplumlarda Yaratıcı ve Elçilerden sonra gelir.
Şehitlik ve Gazilik
Yukarıda da belirttiğim gibi bazı unvanlar farklı uğraş ve emek ister.
Din uğruna, kutsal değerler adına yapılan mücadeleler sonucunda, ordular/güvenlik kuvvetleri içerisinde bulunup, savaşıp, devletin bağımsızlığı, milletin egemenliği yolunda oluşturulan gerekli harekete katılıp canını ortaya koyup, görevini yapıp bu yolda ecelle kucaklaşan(lar)a şehit denir.
“Allah yolunda öldürülenlere ölüdür demeyin Aslında onlar diridirler. Fakat siz bunu bilemezsiniz” (Bakara Sûresi 2/154),
“Ve sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanma! Hayır, hep hayattadırlar, Rablerinin indinde yaşarlar” (Al-i İmran Sûresi 3/169),
“Allahın lütfûndan kendilerine bahsettiği saadetle mutlu olarak rızıklanırlar, arkalarından şehitlik (mertebesine ermek le) kendilerine yetişemeyen mücahitler (henüz şehit olmamışlar gaziler) hakkında da şunu müjdelerler ki; onlara bir korku yok, onlar da mahsun olmayacaklar (Al-i İmran Suresi 3/170),
“O halde seferber olun da o geçici dünya hayatı ahretin ebedi hayatına satacak olanlar Allah yolunda çarpışsın! Her kim Allah yolunda çarpışır da öldürülür veya galip gelirse iki surette de biz ona yarın pek büyük bir mükâfat vereceğiz. (Nisa Sûresi 4/74)
Nefsin öldürüldüğü bu kutlu çarpışmalardan sağ ve muzaffer dönen şahıslara GAZİ denir.
Bu bedenler, Alplar, Alp Tiginler, Alp Tuğrullar, Alp Kutluglar, Alp Er Tungalar, Alp Teginler, Alp Aslanlar, Gündüz Alpler, kahraman, cesur, yiğit, muhkem yürekli, bazusu kuvvetli, gayretli, hususi kıyafetli, yaylı, kılıçlı, süngülü ve yar-ı muvafık (uygun bir arkadaş)tır. Cesur, yılmaz, kendine güvenen, atılgan, dayanıklı, metin, sabırlı, vefalıdır.
“Türk kültüründe üç şeye kına yakılır;
- Geline kına yakarlar, eşine, çocuklarına kurban olsun diye.
- Askere giden delikanlılara kına yakılır, vatana kurban olsun diye.
- Kurban Bayramlarında koçlara kına yakılır, Allah'a kurban olsun diye...”
Bu bedenler, KINALIDIR.
Bu bedenler, ADANMIŞLIKTIR.
Bu bedenler, VATANA KURBANDIR.
Bu bedenler, ALLAH'A KURBANDIR.
Hangi milletin evladı, kurbanlık koçlar gibi kınalı gider askere.
Hangi milletin evladı, davullarla, zurnalarla, halaylarla gider askere.
Hangi milletin evladı.
Hangi millet, kızını evlendireceği erkekte askerlik arar.
Bu bedenler, bin yılların imbiklerinden değil kanlı nehirlerinden gelmiştir.
Bu beden Mübariz İbrahimov’dur.
O Mübariz ki, 19 Haziran 2010, gece saat 23.30 civarında kimseye haber vermeden, sadece 'Şehit olursam üzülmeyin. Vatan sağ olsun' diye bir mektup bırakarak tek başına mayın döşeli sınırı aşarak, işgalci ermeni karakoluna baskın düzenleyendir.
Birçokları yıllardır şu psikolojinin ardına saklanır veya sığınır. Azerbaycan güçsüzdür. Azerbaycan’ın düşmanları büyük ve güçlüdür.
Bu beden, 40 günde 40 asırlık tarih yazan Azerbaycan Mehmetçiği’dir.
Bu beden, 40 günde yazdığını bir 40 günde de 100 günde de yazmasını bilendir.
Peki, bu beden bu inanılmaz gücü nereden alır?
Hocalı, 26 Şubat 1992 tarihindeki, 487 ağır yaralıdan, 1275 rehineden, 150 kayıptan, yakılan, kulakları, kafaları ve burunları ile vücutlarının çeşitli uzuvları kesilen canlardan. Hamile kadınlar ve çocuklara yapılan işkencelerden.
Evde bekleyen eşini korumak arzusundan.
Boy verip büyümesini istediği oğlundan.
Allı duvaklı gelin edeceği kızından.
Dizlerinin feri sönmüş anasından.
Yılların yükünü çekmiş babasından.
Mahalle aralarında yuvarlandığı arkadaşlarından.
Çimdiği nehirlerden.
İçtiği bulaklardan.
Hayvasından, narından.
Araz’ından çayından.
Bana demeyin Azerbaycan güçsüzdür.
Bana demeyin Azerbaycan’ın düşmanı çoktur diye.
Bu düşman, Çin’den de mi çoktur?
İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan’dan da mı çoktur?
Asla çünkü,
Bu bedenler, Hun’dur, Göktürk’tür, Uygur’dur, Avar’dır , Hazar’dır.
Bu bedenler, Selçuklu’dur, Osmanlı’dır, Türkiye’dir.
Bu bedenler, KKTC’dir, Azerbaycan’dır.
Bu bedenler, Atatürk’tür, Mehmet Emin Resulzade, Ebülfez Elçibey’dir.
Bu bedenler, Can’dır. Karabağ’dır, Azerbaycan’dır.
Artık tüm bunlara bakıp kim diye bilir ki Azerbaycan güçsüzdür.