İslâm düşüncesinde ilimlerin tasnifine dair yapılan çalışmalar; Yunanca ve Süryanice’den Arapça’ya çevrilen eserler ile başlamıştır1. Bilimlerin/İlimlerin tasnifi özellikle bilim felsefesinde önemli bir yer tutmuş, birçok filozof farklı temellerden yola çıkarak farklı tasniflere ulaşmışlardır. Bu alan şimdilerde üniversitelerde yapılan yüksek lisans ve doktora çalışmalarına konu olmaktadır2.
İslam düşüncesinde ilimler tasnifleri iki teoriye dayanmıştır. Bunların birincisi gerçek bilgiyi felsefî bilgi kabul edip dînî ilimleri amelî felsefenin bir dalı olarak gören tasnif teorisidir. Diğeri ise vahyi en üst hakikat kabul eden, peygamberlerden öğrenilen ve onlar etrafında gelişen ilimler ile insan aklıyla ulaşılan, insanlığın ortak mirası olan ilimleri birbirinden ayıran yaklaşımdır. Birincisi filozoflar, ikinci din âlimleri tarafından benimsenmiştir. Bu tasnifleri birbirinden ayıran en önemli fark hakikat ve hakikate ulaştıran ilim anlayışlarıdır. Varlık hakkında kuşatıcı bilgiye ulaşmayı sağlayan hakiki ilim, felsefî gelenekte tür araştırması yapan, bu şekilde nefsi zorunlu olarak yetkinleştirerek ebedi saadete götüren ilimdir. Dînî gelenekte ise vurgu faydalı ilme yapılmış olup bu, kendisiyle amel edildiğinde ahirette kurtuluşa ve mutluluğa götüren ilimdir3.
İslam öncesine ait felsefe eserlerinin tercümesiyle başlayan ilimler tasnifi yazılım geleneği, iki ana teoriye dayanmıştır. Bunlardan birincisi, Farabi tarafından geliştirilen ve vahyi akli bilginin duyulur formda ifadesi olarak ayıklayan nübüvvet teorisidir. Bu teori, hakiki bilgi kavramını akli bilgi kavramıyla özdeşleştirerek vahiy de dâhil olmak üzere diğer bütün bilgi formlarının aklı bilgiye irca edildiğinde bilgi değerinin belirlenebileceğini söyler. İkincisi dini ilimler erbabı tarafından geliştirilen ve gerçekte vahyi hakikatin en kesin ifadesi olarak kabul eden teoridir. Farabi’nin İhsau'l-ulum adlı eserinden sonra Âmin, ibn Hazm ve Gazali gibi düşünürlerin kaleme aldığı eserlerde görülen bu teori, genel olarak, ilimleri İslam dininin asıllarından istidlal yoluyla çıkarılan ilimler ile salt akıl gücüyle ulaşılan ilimler olarak taksim etme düşüncesine dayalıdır4.
Bilgi bütün beşeriyet tarihi boyunca çok mürekkep ve karışık bir yoldan geçip gelmiş ve şimdi ise ilmi bilgiler öyle bir konuma sahip olmuştur ki, onsuz herhangi bir çağdaş cemiyet tasavvur edilememektedir. İlim çok istisnai ve daima ilerleyen müteşekkil bir güce sahip bir yapıya ve güce döndürülmüştür. Çağdaş dünyada ilmin kazandığı güç, bundan sonra fezada, tabiatta mevcut olan fevkalade güçler ile mukayese edilebilir. Sırf buna göre de dünyaca tanınmış büyük âlimlerden tutun da, diyebiliriz ki, sayısız âlimler, fizikçiler, riyaziyatçılar, filozoflar, tarihçiler: ilim uzmanları vb. bu istisnai gücün nasıl ortaya çıktığını, nasıl inkişaf ettiğini, hangi hususiyetlere malik olduğunu, mevcut gücünü, ihtiyat gücünü, kuruluşunu, geleceğini vb. öğrenmeye ve belirginleştirmeye çalışır, daha doğrusu bu “kozmik hadiseye” çevrilmiş insan bilgisini yine de ilmin kendi gücü ile öğrenmek istiyorlar. Bu sahada çalışan
âlimler bu şekildeki genelleşmiş bir fikri tekrar tekrar kaydederler ki, ilim kendisinin birkaç bin yıllık tarihi ile birleşerek hareket ve inkişaf etmektedir, buna göre de onun tarihi her zaman, inkişafının her yeni aşamasında (bu aşamalar çok sürekli olarak değişir) yeniden, tekrar tekrar öğrenilmelidir ve ilmin tarihi bugünü ile aynı yerdedir. Şöyle diyebiliriz, ilmin dünü, bugünü ve yarını birbirinden ayrılamaz ve ilmin inkişafında tek bir zaman anlayışını ortaya çıkarır ve buradan şöyle neticeye varılır, ilmin “dünü” ile “bugünü” muasırlık bakımından aynıdır. Ona göre de ilmin tarihi öğrenilirken onun bugünü ve yarını da öğrenilir. Bilindiği gibi bugünkü ilmin esas kaynakları kadim Yunanistan ilmi olmuştur. Yunanistan ilminin Sümer, Babil ve Mısır ilmi üzerinde ortaya çıktığı da kesindir. Ancak onlar hakkında tam bir tasavvur hala da bilinmemektedir. Galiba, tarih ilminin inkişafı ile bağlı olarak gelecekte tasavvurumuz bir o kadar da tamamlanacaktır (Sümerler bilgiye “zu: su” diyordular). Şimdilik bugün kabul edilen şudur ki, kadim dünya ilmi Yunanistan’da birleşmiştir, daha doğrusu sentez edilmiştir. İlmin, daha doğrusu bilginin geniş, devrine göre detaylı tahlili kendi karşılığını Aristoteles’in yaratıcılığında bulmuştur. Bugünkü ilim, kadim Sümer, Akad, Babil, Mısır, Yunanistan, Türk, Hind, Çin, Orta Asır Şark ve Batı ilimlerinin varisidir. Bütün bu ilimler elene elene, seçile seçile belirli bir sisteme ulaşarak sistemleşmiş, inkişaf ederek bugünkü şeklini almıştır5.