İntihar, bir insanın başvurabileceği en kötü ve en zor ve en son şeydir.
En kötüdür çünkü, bir insanı öldürmek, dolayısıyla insanın kendi hayatını sonlandırması en büyük günahlardandır.
En zordur çünkü, yaşamak ve dolayısıyla dünya nimetleri pek güzel ve pek hoştur.
En son şeydir çünkü, insanın yapacak hiçbir şeyi, yaşama sevinci, hayalleri, ümitleri ve hedefleri dolayısıyla kendisini hayata bağlayan bütün değerleri kalmamıştır ve bardağı taşıran son damladan sonra ölümü seçmiştir.
Bardağı taşıran son damla ya aşk acısıdır ya açlık, yokluk gibi ekonomik sorunlar ya sağlık sorunları ya da kendisini değersiz hissetmek ve dünyayı yaşamaya değer bulmamak gibi bir duygudur.
Ancak, insanı son damlaya kadar götüren şeyler nelerdir?
*İlgisizlik midir?
*Sevgisizlik midir?
*Neme lazımcılık mıdır?
Söz gelimi dün, İstanbul Üniversitesi öğrencisi 20 yaşındaki Sibel Ünli intihar etti. “Yemek kartımda bir lira var, açım.” Diye not yazmış.
Hiçbir arkadaşı bu durumu farketmemiş mi?
Bu kızcağızın geçirdiği bunalım hiçkimseyi ilgilendirmemiş mi?
Sorununu çözmek için hiç kimse yardımcı olmamış mı?
Kendimizi dünya telaşına o kadar kaptırmışız ki çevremizde neler olup bitiyor hiç fark edemiyoruz.
Oysa, özellikle kendimizden başkaları için yaşamayı öğrenirsek insan oluruz, değil mi?
Komşularımızla, arkadaşlarımızla, akrabalarımızla ve aslında bütün insanlarla ve dahi bütün canlılarla ilgilenmek bizi insan yapar.
Bir can intiharı seçtikten sonra arkasından ağlamak onu geri getirmiyor. Sağlığında derman olmak lazım.