Sabancı

BİR DARBECİNİN ANATOMİSİ

BİR DARBECİNİN ANATOMİSİ

BİR DARBECİNİN ANATOMİSİ

 

1800’lü yıllarda Osmanlı Devletinde Fransız mürebbiyeler özellikle seçkin aileler arasında moda haline gelir. Paşalar, büyük tüccarlar, hatta saraylarda Fransa’dan getirtilen kızlar çocukların hem kişisel gelişimi, hem de bakımlarını üstlenirler. Hani şimdilerde yoksul halkımızın Avrupa’ya göç edip, daha müreffeh bir hayat sürme hayali o dönemde açlığın pençesindeki Avrupa milletleri için bulunmaz bir fırsattır. Fransız kızları bu tür teklifleri hiç reddetmeksizin İstanbul ve yakın çevresinde yaşamayı kabul ederek saraylarımıza yerleşirler.

Padişah Abdulaziz ve öncesinde bu ileri gelen çocukları yetişmiş gençler olarak Avrupa’nın sanayi devrimini, gelişmiş her türlü sistemlerini Osmanlı’ya getirmek üzere görevlendirildiklerinde Fransız kafayla yetişmiş, onlar gibi düşünüp yaşamaya çalışan bu gençler ilk olarak ileri medeniyet olarak İstanbul’a tiyatroyu getirmeye kalkarlar. Tabii burada sahnelenen tüm oyunlar özgürlük, demokrasi, açıklık, hâsılı Osmanlı Medeniyetine uymayan, Fransız Devrimini aşkla anlatan konularda olur. Bu oyunlarla büyüyen, vakti bu sahneleri seyretmekle geçen o gençlerimiz, daha o dönemde kendi devletinden tiksinen, onları hor, hakir gören, padişahı indirip tam özgürlükçü bir hayatı hayal etmeye başlarlar.

Tanzimat Fermanları, işte bu tip Batılı düşüncelerdeki seçkinlerin zorlamasıyla ortaya çıkmıştır. Genelde İslami düşünceyle taban tabana zıt kimseler padişaha bunu dayatmış, o ise karışıklık çıkmaması açısından bunları kabul etmiştir. Hem bir nevi kapitülasyonlar gibi istediğim anda kaldırır atarım düşüncesiyle imzalanan bu fermanlar, sonrasında devletin çöküşünde önemli rol oynamıştır. Sultan Abdulhamid’i tahtından indiren o darbede ise içlerinde azınlıkların fazla olduğu, bunun yanında Batılı düşüncelerin esiri bazı paşalar önde gelmiş, padişah ise sırf kardeşkanı dökülmesin düşüncesiyle tahtından inmeyi kabul edip direnmemiştir. Yoksa o başıbozukları birkaç top atışıyla cehenneme göndermesi işten bile değildir.

Bu dönemde ordumuza yerleşen halaskârlık ruhu, sonraki dönemlerde hep süregelmiş, gelen her yeni askere az ya da çok bu darbecilik düşüncesi dikte edilip, bu ruhla yetişmesi sağlanmıştır. Çünkü bunun süregelmemesi için bu tip subayların Malatya Mebusu Ahmed Efendinin Talat Paşaya anlattığı kurt hikâyesinde olduğu gibi tamamının yenilere nüfuz etmeden, karşılaşmadan yok edilmesi elzemdir. Usta-çırak ilişkileri içinde bu tip subaylar görüşlerinde yetişen yenileri her defasında memleketin başına bela olmuş, ilerleme, medenileşme, müreffeh yaşam hep bunların eliyle yerle bir edilmiştir. Çünkü başkasının elinde yetişmiş bir adam, yeterince milli ve manevi teçhizatla donatılmamışsa sizin değildir. Artık o size düşmandır.

Cumhuriyet Dönemi, İsmet İnönü Milli Eğitimi tamamıyla ABD’ye angaje ederken, subaylarımız da belli dönemler içinde orada eğitim görerek maalesef bizlere tepeden bakan, her şeyi en iyi sadece kendisi bilen, maneviyatı Marksizm derecesinde zararlı gören bir düşünce yapısında yetiştirildiler. Hatta orduya alınacak yeni subay adaylarının bu yönde seçildiğini bilmeyen yoktur. Sonuçta o kişiler ilerleyip memlekete yön verdi, silah gücüyle her şeyi kendileri şekillendirdi. Üniversitelerimiz, öğretim üyelerimiz, hatta rektörlerimiz bu kafayla millete şekil vermeye kalktı.

Artık özümüze dönme zamanıdır, Batıyı olduğu yerde bırakıp, bilim, sanayi ve teknoloji dalında ilerlemek, milletimizi, memleketimizi önceden olduğu gibi dünyada eşsiz bir seviyeye ulaştırmak mecburiyetindeyiz. Darbeciyi, millete tepeden bakan, kendisine aydın denip içi karanlık adamları layık olduğu yere bırakıp yolumuza devam etmeliyiz.