BİR SEVDAYA DAİR
Yüksekliğin, gücün, gizemin, yalnızlığın simgesi, ulaşılması güç zirveleri bulutları delen başı karlı, dumanlı dağlar her zaman insanoğlunun ilgisini çekmiş, dinlerin ve inançların yanı sıra birçok kavmin de kutsalları arasında yer almıştır.
Bazı inançlara göre tanrının mekânı sayılmış, bazılarına göre tanrıya en yakın mekân olarak görülmüş, hatta dağlar bulunmayan yerlerde bu amaç için yüksek mekânlar inşa edilmiştir.
Dünyanın her yerinde olduğu gibi Anadolu’da da dağlara büyüklüğü, yüceliği ifade eden isimler verilmiştir. Karacaoğlan’dan Dadaloğlu’na, Köroğlu’na, Yunus Emre’ye, Aşık Veysel’e ve daha bir çok şairlere, ozanlara, ressamlara ilham vermişlerdir. Şiirlere, şarkılara, türkülere, romanlara, öykülere, resimlere konu olmuşlardır.
Tırmanmak insanoğlunun en eski dürtülerinden biridir. Yırtıcılardan kaçmak için kayalara tırmanan, yükseklerdeki mağaralarda yaşayan insanoğlu bu dürtüsünden hiçbir zaman kurtulabilmiş değildir. Dağcılık faaliyetlerinin 1760 yılında iki Fransız dağcının Avrupa’nın en yüksek zirvesi Mont Blanc’a tırmanmasıyla başladığı kabul edilmektedir.1850-1860 yılları arasında Alplerdeki tüm zirvelere arka arkaya tırmanılmış, 20.yüzyılın sonlarına gelindiğinde Everest, K2, Nanga Parpat, Lhotse, Makalu ve diğer 8000 ‘likler de dahil dünyada tırmanılmayan zirve kalmamıştır.
Dağlara tırmanmak insanların doğayı ve kendilerini tanımak, kendi fiziksel ve psikolojik sınırlarını öğrenmek ve geliştirmek için yükseklere doğru yaptıkları yolculuktur. Dağcılık sporunu diğer sporlardan ayıran en önemli farklılık bir rakibe karşı yapılan spor olmamasıdır.
Dağlar dağcının rakibi değildir. Saygı duyduğu, zirvelerinde huzur bulduğu, dinginleştiği, ufkunun genişlediği, kendisi ve yaşamı ile ilgili yeni tecrübeler edindiği, çağrısına kulak verdiği çok sevdiği dostlarıdır. Dağcının mücadelesi kendisiyledir.
Dağcının tırmandığı her zirve onun hem fiziksel hem de psikolojik olarak güçlenmesini, olgunlaşmasını ve kişiliğinde yeni zirveler oluşmasını sağlar. Dağcılar, bulundukları ortamın sürekli olarak değişkenlikler göstermesi ve yüksek riskler içermesi sebebiyle çok iyi gözlem yapmak, doğru kararlar almak, sabırlı ve disiplinli olmak zorundadır. Zirve tırmanışı öncesinde fiziksel ve psikolojik ön hazırlık gerekir. Ayrıca iyi bir stratejik ve lojistik planlama yapmak hayati öneme sahiptir.
Yapılacak küçük planlama hataları, konfor alanında varlığı bile hissedilmeyecek bir malzeme eksikliği faaliyetin başarısız sonlanmasına, ya da ölümcül sonuçlara sebep olabilir. Zirve tırmanışı sadece zirveye ulaşmayı hedefleyen faaliyet değil, içe yapılan bir yolculuktur aynı zamanda.
Bu yolculuk esnasında bir grup içinde bile olsanız, belki şartların bir sonucu olarak çoğunlukla kendi duygularınızı yaşar, sessizleşir, her anını bütün benliğinizde hissedersiniz. Bu sessizliği bazen yükseklerden gelen yırtıcı bir kuşun sesi, bazen sizleri uzaklardan görerek ürküp kaçan dağ keçilerinin telaşı ya da nemli bir kuytuda açmış küçücük lalelerin, sümbüllerin güzelliği, yaşam mücadelesi, bazen de ayağınızın altından kayan aşağılara doğru yuvarlanan bir çakıl, taş veya kaya parçasının sesi bozar.
Dağlar, dağcıya disiplin ve mücadelenin yanında sabır ve azmi de öğretir. Ulaşılan her zirve sadece fiziksel mücadelenin değil, aynı zamanda sabrın ve azmin zaferidir.
Akdeniz bölgesini bir gerdan gibi süsleyen, birçok zirveleri ile dağcıları cezbeden Toros dağları kuşağında Bey Dağları, Bolkar dağları, Aladağlar. Karadeniz bölgesinde tarifsiz güzellikler sunan, yılın büyük bölümünde bulut denizlerinin üstünde zirveleri olan Kaçkarlar.
Anadolu’nun mağrur volkanları Erciyes, Hasan Dağı, Süphan, dini kitaplara ve efsanelere konu olmuş Türkiye’nin en heybetlisi Ağrı dağına Karacaoğlan’ın dizeleri ile selam olsun.
Dinleyin ağalar size söyleyim,
Arş u Kürsü gider yolun var dağlar.
Kar ardıçlı, kamalaklı yüceler
Selvili, söğütlü yerin var dağlar.
Karacaoğlan der de;Bitirdim çağı
O yüce Binboğa,Bolkar’ın dengi.
Soğanlı yücesi koca Bey dağı
Erciyes ulumuz ,pirin var dağlar.