ÇEVRENİN ÇEVRECİLERDEN ÇEKTİĞİ
Yaşlı dünyamız her gün biraz daha kirletilip, kullanılamaz hale gelirken ortalıkta çevre adına hareket ettiğini söyleyip, sonra da çevrenin anasını ağlatan tipler türedi. Her gün farklı bir adla karşımıza dikiliyor, farklı yerlerde boy gösteriyorlar. Asıl olarak bir yerlerden zile basıldığında, ıslıklandığı anda bu şartlanmış ekip son sürat orada yerlerini alıyor, naralar atarak seslerini dünyanın dört bir yanına işittirmeye, sahiplerinin verdiği görevi bihakkın yapmaya çalışıyorlar.
Dün Gezi Parkı olayları, sonra yeşil yol idi sanırım, Karadeniz yaylalarına ulaşım için açılmak istenen yollar, sonraki gün Ortadoğu Üniversitesi yanında açılmak istenen yollarda bu tipleri her birlikte, ibretle izledik. Gezi olaylarında sponsorların gerek gençleri orada tutabilmek için 200 liralık banknotları dağıtması, gerekse bunlara kamyonlarla içki, gıda, Molotof, prezervatif taşımaları, çadırlar kurmaları gözlerden kaçmadı. Hükümeti düşürmek adına kendilerini yırtan bu sapık güruh, devletin, milletin malına kastederek devletin milyarlarına mal oldu. Yapılan canlı yayınlara, ortalığı velveleye veren provakatörlere devlet hiç te gereken cevabı vermedi, kumanda masasında kimlerin olduğu onlar tarafından biliniyordu. Acı olan bu işlerin çevre adına yapıldığı idi. Bir zamanlar altın madenine isyan olarak karşımıza çıktılar, yarı çıplak zavallı köylüleri Boğaziçi Köprüsüne dahi taşıdılar.
Şimdi işin aslına bakıldığında Almanya’da hiç altın madeni işletilmiyor mu? Ağaçlar gerektiği yerde hiç kesilmiyor mu bu koca ülkede? Nerede bir kargaşa görseniz altında ya Alman sivil toplum(!) kuruluşları, ya da ABD Büyükelçiliğinin parmağı olduğunu görüyorsunuz.
Aslen geçen gün bir meslektaşımın paylaştığı rezaleti görünce bu yazıyı kaleme almak istedim. Bazı çevre dernekleri, izcilik kulüpleri Bolu Dağlarında bir kamp tertip ediyor. Bu kamp 8000 kişiyle büyük bir organizasyon olunca ortalığı hepten batırıp gidiyorlar.( http://www.diken.com.tr/al-sana-dogasever-boluda-kampcilar-arkalarinda-iki-kamyon-cop-birakti/
Benim bildiğim kadarıyla izciliği ordudan emekli olan bir general, gençlerin hepten zıvanadan çıktığını görüp, onları faydalı aktiviteler, spor, doğa, yüksek ahlak çevresinde birleştirmek maksatlı başlatmıştı. İzci kursuna gittiğimizde bize böyle anlatılmıştı. Oysa buradaki faaliyet izcilik adına yapılmasına rağmen 5000 şişe içki oradakiler tarafından tüketildiği, boşların ise ormanlık alanda rastgele bırakılıp gidildiğini öğreniyoruz. Diğer iki kamyon çöpü hiç saymıyorum bile.
Şimdi siz olsanız yavrularınızı bu tür rezaletlerin yaşandığı bir organizasyona göndermeyi aklınızdan geçirebilir misiniz? Kendisi içmesin, sırf doğa adına, hobisi kampçılık isteğiyle bu yolculuğa çıkmış olsun. Başlarında bulunanların sarhoş olduktan sonra kime ne yapacağını kim garanti edebilir? Milli Eğitim Bakanlığı bu tür organizasyonlara mutlaka bir temsilci göndererek, yapılanları sıkı bir şekilde denetim altında tutmalı, ayyaş tiplerin sakim doğada kamp ateşi karşısında romantik gitar eşliğinde gençlerin önünde bu tarz davranışları engellemelidir. Bu tür kişilerin izcilik federasyonuyla ilgisinin acilen kesilmesi elzemdir.
Bu güne dek inananlar partilerden, particilikten, sendikacılıktan, taraftarlıktan hep uzak durdular. Bu gruplar hep affınıza sığınarak zübük tarzı kişiler tarafından doldurulduğu için kendilerine söz hakkı da tanınmadı, devlet-hükümet hep hortumlanıp talan edildi. 80 yılda yapılamayanlar, şurada 13-14 yılda yapıldı, adam gibi bir dış siyasetle önümüze bakma cesaretine kavuştu isek, bu inanan kesimin siyaset içinde yer almasındandır. Rahmetli Erbakan’ın “inanan siyasette yer almazsa, kendisini inanmayanlar yönetir” demişti. Bu sözün söylendiği yıllarda bizler zaten bu kafa radikal Müslümanlıkla bir yere gidilemez düşüncesiyle kaale bile almamıştık. Ancak bu sözünü ancak anlayabildik, bu kadar yıl sonunda… Hakikaten küçük dini bir grup çevre adına projeler üretiyor, izcilik faaliyetlerine katılıyor, kaliteli bir doğa anlayışı, ormanların korunup çoğaltılması adına çalışmalar yapıyor. Onlar dışındakiler, gidip kenar köşe bir yerde pikniğini yapıp, çöpünü de yanına alıp dönüyorlar.
Uluslararası çevre faaliyetlerinde kendisine gelişmiş denen ülkelerin çoğu Kyoto Protokolündeki emisyon antlaşmasına imza koymuş değildir. Lafa gelince AB ve ABD’li dostlarımız çevreciliği kimseye bırakmaz. Ama çevrenin kirletilmesinde birbirleriyle adeta yarışmaktadırlar. ABD önüne gelen ülkeye nükleerden uzak dur, gözdağını verirken, kendisi ve küçük partneri İsraile bu tür patlayıcılar yığmaktan geri durmaz. Japonya’ya atılan iki atom bombasının etki alanlarında bu gün hala ot dahi bitmemektedir. Bu haliyle Amerika Birleşik Devletleri bir “Küresel Terör Örgütü” görüntüsü vermektedir. Çevremizde oluşturduğu, besleyip büyüttüğü terör örgütleri her geçen gün civar ülkeleri yaşanmaz hale getirmektedir. Dünya bu büyük teröriste karşı acilen birleşmek zorundadır. Aksi takdirde yarın çok geç olacaktır.
Allah nurunu tamamlayacaktır, Erbakan o günlerde bazı şeyleri erken konuşup, icraata dökemedi ise de onun peşinde yetişen bir yiğit, onun bıraktığı yerden devam ediyor, o günlerde yapılamayanları bir bir milletine kazandırıyor. Varsın birileri kudursun, bir yerlerde toplantı üzerine toplantı yapılsın. Yüce Türk Milletini ezemeyeceksiniz, dünyamızı daha fazla kirletemeyeceksiniz, güçsüzlerin üzerinde daha fazla tahakküm kuramayacaksınız. Dünyayı sizden ve pisliklerinizden kurtaracağız Allahın izniyle…