Antalya’nın bir ilçesinde vatandaşın biri devrin başbakanı Süleyman Demirel’e hakaret ettiği için tutuklanır.
Demirel’in bundan haberi olur ve avukatını çağırır “Durup dururken bir ülkenin vatandaşı Başbakanına sövmez.Yaptığımız uygulamalarla kim bilir adamı nasıl bunalttık ki, bize galiz küfürler etmiş. Hemen git, o vatandaşı hapisten çıkar, gel. Sevaba girersin.” diye talimat verir.
Avukat, arabaya atlar ve o ilçeye gidip ilgili mahkemeye tahliye dilekçesi verir.
Hakim de savcı da ve hatta hakaret eden sanık da hayretler içerisindedir.
Suçtan zarar görmesi muhtemel olan kişiyi temsil eden avukat: “Sanık cezalandırılsın” değil de “Sanık tahliye edilsin” diyor.
Ve sanığın tahliyesine karar veriliyor.
Hâkim sanığa dönerek, “Demirel yok, ama avukatı var, elini öp” diyor.
Sanık, “Hâkim Bey, bu bana hayatımın en ağır cezâsı. Avukatını beni tahliye için gönderen bir insana dilim kopaydı da hakaret etmeseydim. Eli ne kelime ayağını öpeceğim” diye pişmanlığını tekrarlar.
*****
Şeyh Edebali Osman Bey’e öğüt verirken:
“Ey Oğul!
Beysin!
Bundan sonra öfke bize; uysallık sana…
Güceniklik bize; gönül almak sana..
Suçlamak bize; katlanmak sana..
Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana..
Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana..
Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana…