DEVLETE GÜVENMEK
“Güvende olmak” ihtiyacı, her ne kadar göreceli olsa da bana göre yemek içmek, uyumak gibi temel ihtiyaçlarımızdandır.
İnsan kendini sürekli güvende hissetmek ister.
Evinde güven içinde uyumak;
İşinde güven içinde çalışmak;
Sokakta güven içinde yürümek ister.
Eşine, dostuna, arkadaşına güvenmek de temel ihtiyaçtır.
Arkadaşım bana acaba ne zaman ihanet edecek veya işimden ne zaman kovulacağım endişesiyle huzur içinde yaşanabilir mi?
Tabii ki hayır!
Ve insan en çok Devletine güvenmek ister.
“Ortada haklı bir neden olmadıkça hiç kimse bana ilişemez, hiç kimse beni tutamaz, evime zorla giremez, vücut bütünlüğüme, sağlığıma karışamaz, hürriyetimi elimden alamaz” diye düşünür ve böyle olduğuna inanır veya inanmak ister.
Bu inanç insanda güven duygusu yaratır.
Peki, bunun tam aksi olursa ne olur?
Yani “ortada haklı bir sebep olmasa da beni her an tutabilir, evime zorla girebilir, vücut bütünlüğüme zarar verebilir veya hürriyetimi elimden alıp tutuklayabilirler” gibi bir endişe içerisinde yaşanabilir mi?
Bu endişe insanın kimyasını bozmaz mı?
Bozar elbette.
Devletine güvenmediği için kimyası bozulan insan ne yapar?
Neler yapabileceğini teker teker saymayayım da sadece “Devletine düşman olur” diyeyim.
Devletine düşman olan insan da, düşmanına neyi reva görüyorsa Devletine de onu yapar.
Devlet, yasaması, yürütmesi, yargısı velhasıl bütün erkleriyle vatandaşında güven duygusu oluşturmalı, güven vermelidir.
Vatandaş: “Devletim benim hiçbir hakkımı ihlal etmez velev ki etse bile Ankara’da hakimler var benim hakkımı korurlar” demeli ve Devletine güvenmelidir.
Hukuk devleti olmak işte bütün bunlar için şart!
Hukuka güvenmek, adalete güvenmek hukuk devleti olmanın bir sonucudur.
Hukuk olmazsa devlet de olmaz.
Devletin dini adalettir;
Hukuk ve dolayısıyla adalet, bu nedenle devletin temelidir.
Sevgiyle kalın
Kamil AKDOĞAN