DİLİN KADAR VARSIN
<
Adam sevinmiş. O sırada zengin sormuş “bu halının kaç para ettiğini biliyor musun?” Adam cevap vermiş “hayır beyim.” Zengin devam etmiş “en az 3000 altın eder.” Adam susmuş. Zengin sormuş, “niye 100 altına verdin?” Adam biraz düşünmüş ve cevap vermiş, “Beyim bağışlayın ama benim bildiğim en büyük sayı 100!”>> (Konumuz dil olduğu için zengin beyin, halı sahibi fukaranın zor durumundan yararlanmak gibi ahlak dışı davranışını tartışmayacağız)
*****
Dil fakirleşip kullanılan kelime sayısı azaldıkça ya da yabancı kelimelerin kullanımı arttıkça, anlam zenginliği ve anlam derinliği gelişmedikçe o dil ile yapılan iş sayısı da sınırlı kalacaktır.
Günümüzde dilimiz o kadar erozyona uğrayıp arasına o kadar yabancı sözcükler girdi ki konuşmamız bozuldukça bozuldu. Ve hepsini de öylesine kanıksadık ki yabancı gibi gelmiyorlar artık.
İşte birkaç örnek:
*Tanıtımın demo, sunucunun spiker, gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey, hanım ağanın firstlady olduğuna şaşıranınız var mı?
* Dükkanın store, bakkalın market, torbanın poşet, mağazanın süper, hiper, veya gross market, ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?
* İlan tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard, bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon, merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?
* Bırakın yabancıyı, bizlerin bile seyrek uğradığı, beldelerin girişinde welcome, çıkısında goodbye yazısını okuyanınız var mı?
* Korumanın ve muhafızın, body guard, sanat ve meslek büyüklerinin duayen, itibar ve saygınlığın, prestij olduğunu bileniniz var mı?
* Sekinin- alanın platform, merkezin center, büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final, özlemin hasretin, nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?
* İs hanımızın plaza, bedestenimizin galeria, sergi yerlerimizi, center room, show room, büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?
* Yol üstü lokantamızın fast food, yemek çeşitlerimizin menü, hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?
* İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks, köşklerimizi villa, eşiğimizi antre, bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?
* Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik, vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya, desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, sponsorluk diyeniniz var mı?
* Mesireyi, kir gezisini piknik, bilgisayarı computer, hava yastığını air bag, oluru, pekalayı, okey diye konuşanınız var mı?
* Çarpıcı önemli haberlere, flash haber, yaşa ve varol sevinç nidalarını, oley oley diyeniniz var mı?
* Yıldızları, star diye seyredeniniz var mı?
* Amanos dağının tepesindeki Atik Yaylasında, Cafe Shop Atik levhasının altında, acının da acısı kahve içeniniz var mı?
* Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken, dilimizin çalındığına, talan edildiğine, el diline özendiğimiz için içi yananınız var mı?
Ve üzgünüm ki masallarımızı, tekerlemelerimizi, atasözlerimizi unuttuk, şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik.
Bizi millet yapan unsurlardan biri de dilimizdir.
Lütfen dilimize sahip çıkalım ve Türkçe konuşalım.
Nihayetinde dilimiz kadar varız.
Sevgiyle kalın
Kamil AKDOĞAN