“Benim çocukluğumda kol saati çok önemliydi; öyle herkesin olmazdı.
Arkadaşlarımdan birine babası kol saati almış, tam hayalimdeki gibi. O da bileğine takmış okula geldi. Hepimiz çok beğendik. Çocukluk işte, benim asla öyle bir saatim olmayacağını düşündüm. O halde bu saat benim olmalıydı. Karar verdim, saati çaldım ve cebime koydum.
Arkadaşım saatinin çalındığını anladı ama benim çaldığımı bilemedi.
Durumu öğretmenimize anlattı, öğretmenimiz de ‘Saati kim aldıysa sahibine versin’ dedi.
Pişman olmuştum ama utancımdan ‘Ben aldım’ diyemedim.
Bu defa öğretmen farklı bir yöntem uyguladı ve hepimizi tahtaya kaldırarak gözlerimizi kapamamızı istedi. Bu benim ömrümün en utanç verici sahnesiydi.
Ceplerimizi teker teker arayarak saati buldu ve sahibine verdi.
Hepimiz gözlerimizi açtık ve öğretmenimiz bana hiç bakmadan derse devam etti.
Yıllar geçti, ben de öğretmen oldum ve bir gün öğretmenimle karşılaştım. Kendisine o günü hatırlatarak “Öğretmenim, ben o gün saati çalmış olmama rağmen belli etmediniz, yüzüme bile bakmadınız ve beni mahcup edip incitmediniz. Neden böyle yaptınız?” Diye sordum.
Hayatımda unutmayacağım şu cevabı verdi: ‘Siz gözlerinizi kapattığınızda ben de gözlerimi kapattım.’”
*****
Hangimiz masumuz ki?
Bir insanda hata bulmak istiyorsak ayaküstü onlarca hata bulup sıralayabiliriz. Böyle zamanlarda aynaya bakmak en iyisi olur sanırım, hatalı ve hatta bir günahkar olduğumuzu hatırlamamız için.
Ve hatta önemli olan hatayı araştırmak değil hiç görmemektir.
Hikayedeki elleri öpülesi öğretmen de böyle yapmış.
Peygamberimizin konuyla ilgili hadisi çok önemlidir:
“Kim, bir müslümanın sıkıntısını kaldırırsa, Allah da kıyamet günü onun sıkıntılarını kaldırır. Kim, bir müslümanın ayıbını örterse, Allahü teâlâ da kıyamette onun ayıbını örter.”
Mevlana’nın yedi öğüdünü bu vesile ile hatırlatalım: