HATAY KAZANIYOR MU, KAYBEDİYOR MU?
Bir zamanlar elime geçen bir dergiden yanımda bulunan kardeşime kıyamet alametlerini sırayla okuyordum, ; “Zaman gelecek, çoban kılıklı adamlar yüksek binalar yapmakta birbiriyle yarışacak” tesadüfe bakın ki o anda bizim köyün çobanı yaptırdığımız evin duvarlarını sıvıyordu.
Kardeşim, baksana çoban bıyık evimize sıva atıyor diye tasdik etmişti. Rahmetli Ali Sert Hocam, “eskiden ufacık binalardan dev gibi adamlar çıkardı. Şimdi dev binalardan ufacık adamlar çıkıyor” diye iç geçirirdi. Evet, binalar büyüdükçe insanlar, insanlıklar ters orantıyla küçülüyor.
Çoban kılıklı adamlar sürekli yüksek binalar yapmak üzere birbirleriyle yarışıyorlar. Hem öyle çabalıyorlar ki, tarihi binlerce yıla dayanan Antakya’mızda nefes alacak kadar arazi, alan bırakmıyorlar. İki bina arasında 3-4 metre bir aralık zor bırakılıyor ki, aile mahremiyeti, insan hak ve yaşam özgürlükleri müteahhitlerin doymak bilmeyen hırsına kurban ediliyor.
Eşim, çocuklarımla beraber Kahramanmaraş ya da Gaziantep’e gittiğimizde her ağızdan başka bir kıyaslama çıkıyor. Hatay’da olsa şu iki bina arasına iki tane daha sığdırırlardı gibisinden…
Müteahhitlerimiz, arazi sahiplerimiz araziden en yüksek geliri sağlayabilmek adına tabanda küçük bir kazıyla bir katın yarısını toprağa gömüyor. Burası onaylı planda otopark, sığınak vb bir maksatla ayrılmış alandır.
Anında burasını daire haline getirmek suretiyle diğer dairelerden ucuz olsa da birine satıyor. Dört kat normal dairelerin üzerine çatı yapacağım diyerek duvarları yarının üzerinde ördürmek suretiyle üzerine kiremit vs döşetiyor.
Satılık ilanında hemen dördüncü katlar dubleks daire olarak değiştirilip orası neredeyse iki katı fiyatla satılıyor. Ancak en fenası arsanın durumuna göre belediyenin bina yapma izni sadece temelde uygulanıyor olmasıdır.
Temelin üzerinde dört bir yanda öyle bir açılıyor ki kenarlarda 1-1,5m alan zor kalıyor. Diğer arsanın sahibi de aynı şeyleri yaptığında iki bina arasındaki mesafe neredeyse tokalaşacak kadar kısalıyor.
Yazık değil mi bu güzel şehre, Asi Nehri’nin doğu yakası tamamen sit alanı olduğundan hadi oralarda rahatça at oynatamıyorsunuz. Şehrin yeni yapılanan mahallelerinde önce 4-5 kat izni verilirken bu günlerde bu 8-10 kata kadar çıkmış durumdadır.
Oysa binaların altında otopark yapımının zorunlu hale gelmesi çok yenidir. Sokak genişliği 6-7 metre bırakılmış, iki yönde park edilen araçlar nedeniyle sabahları sadece 3 m yani bir aracın zor geçeceği kadardır.
Böyle bir sokakta yangın çıksa eski sokaklarda olduğu gibi binanın tamamı yanmadan itfaiye olay yerine ulaşamayacaktır. Bir deprem anında binaların salınımı nedeniyle tepelerinden birbirine çarparak can kaybını had safhaya çıkarabilecektir.
Bütün bu olumsuzluklara belediyenin yaptığı nedir? Hiç, sadece plandaki duruma aykırılık varsa belli ölçüde ceza kesilerek yapılan canavarlığa yasal kılıfı giydirmektir. Lanet olsun böyle bir anlayışa, müteahhitliğe, şehirciliğe…
Beklenen gün er ya da geç, ama mutlaka gelecektir. O kötü günde canları kim, nasıl koruyacak? Bazı güzellikleri olmasa gönül bağı olmayanlar yakında öbek öbek şehri terk edeceklerdir. Ben gidiyorum 3-5 yıl mesela, bu şarkıdaki ümitlerle...
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda İklim değişir Akdeniz olur Gülümse...