HAYALE YELKEN AÇMAK
20.Yüzyıl Batı medeniyetinin Doğuya üstünlüğünü kabul ettirdiği , Doğunun derin çözüm
arayışları sancılarının yaşandığı bir dönem olmuştur.Sanayide, edebiyatta, sanatta can derdine düşen Doğu uleması kimi ithal ikameci yaklaşımlar ileri sürerken kimi de kaynağını yerlilikten, millilikten alan siyasi çözümlerle
bu enkaza çareler aramışlardır.
Hasta adamın hastalığından şüphe duymaksızın bu tedavi arayışlarının belki de en isabetli panzehirini geliştiren, topluma ve devlete yol gösteren Büyük fikir adamları Yusuf Akçura, Ziya Gökalp vb aydınlar olmuştur.
Özünde yerliliği ve milli ruhu açığa çıkarmayı esas alan bu yaklaşımlar Yusuf Akçura’ da üç tarzı siyaset, ziya Gökalp’te Türkleşmek, islamlaşmak,muasırlaşmak olarak Osmanlı fikir hayatına damga vurmuştur.Toplumsal gelişmeyi sağlamanın yolunu işaret ettiği eserinde, Osmanlı’nın sonuna geldiği imparatorluk yaşamına çare olarak Türkçülüğü, İslamcılığı hedef gösteren Yusuf Akçura ilk ciddi çözüm sunan fikir Adamı olmuştur.Osmanlının dönem olarak kaoslu geçen yıkılmasına kadar ki o dönem de uygulama şansı da bulmaksızın bir hayal hedef ortaya çıkmıştır.Belki de yerliliği , öze dönüşü, dertlere deva arayışını öz kimlik mücadelesi ile meşale yakan”üç tarzı siyaset” Kurulacak olan cumhuriyet Türkiye’sinin fikir babası sayılan ziya Gökalp’te kendisini bulmuştur.
Türkleşmek ideolojisini Anadolu’daki toplumu bir saydığı anlayışındaki islamlaşmayla adeta harman yapmaktadır.Mustafa Kemal Atatürk’ün fikir babam dediği ziya Gökalp yeni kurulan Cumhuriyeti ne kadar etkilemiş, ne kadar yön verebilmiştir?
Kutsandığı kadar yer edinememiş bir cumhuriyet ideolojisiyle karşı karşıya kalmış pratik iflas tablosu ortaya çıkmıştır.Aslında temelde yerliliği, milliliği esas alan söylem bir kanser hücresinin başkalaşması gibi özünden kopuk özenti halini almıştır.Bizi biz olmaya çağıran bir sesi yüzyıllardır kulaklarımızı tıkayıp kör ve sağır olmakta diretmekteyiz.Eğitimden sağlığa ve teknolojinin hayatımıza giren tüm unsurlarına milliliği ve yerliliği esas kabul eden milli bir ruh haletine ihtiyacımız var olduğu gerçeği artık milletimizin her ferdince kabullenilmelidir.
Toplumsal refleksimiz buna odaklanmalı, milli ve yerliye şans tanınmalıdır. Siyasi hayatımızda rol alan aktörlere bunu hissettirmek, milletin her ferdinin
yarınlardaki nesillere bir borcudur.