HAYATTA NEDEN HER ŞEY YOLUNDA GİTMEZ?
insanoğlu çok şey ister, çünkü arzuları var, istekleri var, hayalleri var.
Ancak insan her zaman bu arzularına ulaşacak imkanları bulamaz.
İnsanların büyük bir çoğunluğu arzularına ve hayallerine ulaşamadan hayatını sonlandırıyor ve bu dünyadan göçüp gidiyor.
Öyle İnsanlar vardır ki beklentilerinin üzerinde bir hayat yaşarlar Biz bunlara şanslı insanlar diyoruz. Pek çoğu ise hep beklentilerin altında yaşamıştır .
Şöyle düşünelim ulkede milletvekili olmayı hayal eden insan sayısı kaç milletvekili olan insan sayısı kaç. Vekil olmak isteyenlerin sayısı Belki en az 100 katı fazla.
Demek ki arzularımızın pek çoğuna ulaşamıyoruz Peki bu her zaman kötü müdür?
Arzularımızın gerçekleşmesi bizim hayrımıza olabilir mi.
Bizi yaratan Rabbimiz kur'an-ı Kerim'de şöyle diyor:
Sizin şer bildiklerinizde hayır, hayır bildiklerinizde şer vardır.
insan için en büyük hayır ebedi alem'i kazanmak değil midir.
Şöyle küçük bir misal verelim:
Bir öğrencinin bütün idealli iyi bir üniversite kazanmak olsun.
Bu çocuk ortaokul ve lise yıllarında büyük sıkıntılar yaşasın parasızlık sefalet açlık vs.
Ancak bunun diğer arkadaşları zevk ve Sefa aleminde Hayat sürmüş olsunlar.
Bu yaşadığı yoksulluk o öğrenciyi kamçılayıp kendini daha fazla ders çalışmaya verdiğini Ve sonunda istediği üniversiteyi kazanmış olsun ve diğerleri üniversite sınavını kazanamamış olsun.
Baktığımızda hangisi hangileri için da hayırlı oluyor yoksulluk çeken öğrenci idealine ulaştığı için kısa dönemde de olsa çektiği sıkıntılar hayrına değil midir diğerlerinin yaşadığı geçici mutluluklar onların hayrına olmamıştır onlar belki hayatlarının bundan sonra kalan dönümlerini daha büyük problemlerle geçireceklerdir .
Dünya hayatını da ahiret hayatı karşısında böyle değerlendirebiliriz.
Biz neyin hayır ve şer olduğunu bilmiyoruz. Çünkü ilmimiz kısıtlı ve geleceği bilmiyoruz.
Siyasetin kirli bir alan olduğunu düşünürsek siyasete giren insanın pek çok samimi dostunu kaybettiğini ve etrafının sahte dostluklarla örüldüğünü iyi biliyoruz.siyasetin kuralı şöyle işler daima güce yakın olmak güçlü için çalışmak ve kendine fayda vermeyenlerden uzak durmak. Oysaki belki Gerçek dostluklar bu alanın dışındadır...
Siyasetçi siyaseti bitirdiğinde pek çok kalp kırgınlıkları ile yuvasına döndüğünü biliyoruz.
..
Muhyittin bin Arabi şöyle der:
“Dünya hayatına meyledenler deniz suyu içenlere benzer. İçtikçe susarlar, susadıkça içerler.”
Siyaset aynen buna benziyor siyaset yaptıkça insanın susuzluğu ve ihtirasları artar susuzluğu ve ihtirasları arttıkça siyaset yapar.
Çünkü onun dışında başka bir alternatif görme şansı yoktur. Bir mütefekkir siyaset siyaset yapmamaya tövbe etmiştir. Sorarlar neden siyasetten ayrıldın.
Şöyle cevap verir : Gördüm ki insanlar kendi partisinde olan şeytanları övüyor karşı partisinde olan melekleri şeytanlaştırıyor.öyle bir ortamda insanın temiz kalamayacağını düşündüm diye cevap verir.
Oysaki Şu kısacık dünya hayatında insanoğlunun durup sakin bir kafayla dünyayı tefekkür etmesi dünyayı ibretle izlemesi kendi varlığını dünya içindeki konumunu değerlendirerek hayatta yaşananların ne olduğunu sorgulayarak yarınlar hakkında fikir yürütüp derin derin düşünmesi gerekir.
Eğer öldükten sonra bir hayata inanıyorsa insan o hayata yatırım yapması gerekir Bir insanın kalbini kazanmak bir insanın problemini çözmek bir insanı mutlu etmek için yaşamaktır.
Etrafımda nice dindar olmayan arkadaşlarım var yoksullara yardım için çırpınıp duruyor nice dindar arkadaşlar gördüm yoksulların yanından burun kıvırarak geçiyor demek ki dindarlık da bir ölçü değildir.
insan sadece kendisi mutluluğu için değil başkalarının mutluluğuna koşmalıdır Tolstoy der ki hayatın en büyük anlamı başkalarını mutlu etmeye çalışmaktır.Çünkü bütün insanlar bu düşünceye sahip olduğunda zaten dünyada herkes mutlu olacaktır .
O zaman hayatta karşımıza çıkan zorluklar ve engelleri bir kayıp olarak değil tam tersine bir güç ve enerji kazanımi olarak görmeliyiz.
Beki de zorlukları bir fırsat olarak görmek belki yaşananlarin kendimizi tanımamıza vesile olduğuna inanmamız gerekir .
Gerçekten zorluklar insana kendini tanıtır kendi yeteneklerinin farkına vardırır gücünün nereye kadar yettiğini nereye kadar yetmediğini görür.
Etrafındaki insanların ve dostlarının niteliğini görür. Belki kimler için fedakarlık yapmaması gerektiğini anlar.
Hayata farklı bir bakış açısı ile bakar.
Zorluklar insani elbetteki yıpratır ancak tecrübe kazandıran yıpranmaları bir kayıp olarak görmemek gerekir.