Reklamı Geç
Sonay İnşaat
Esmergil
Altıneller Vestel
Serdar Kayhan

Serdar Kayhan

Mail: [email protected]

HAZRETİ ALİ'NİN ZULME BAKIŞI

 

HAZRETİ ALİ'NİN ZULME BAKIŞI

Hz. Ali şöyle diyor: “Bir zulme mani olamıyorsanız onu herkese duyurun.”

Hz. Ali'nin Sözünde kanaatimce 3 hikmet vardır.

1-Zulmü duyurun ki bu zulmü engellemeye gücü yeten birileri ortaya çıksın.

2-Zulmü duyurun ki bilmeden zalime destek verenler desteğini geri çeksin..

3-Zulmü duyurun ki daha fazla insanın enerjisi, duası ve gayreti bir noktada yoğunlaşsın ve zalimi bertaraf etsin.


Ne demek istiyorum madde madde ilerleyelim:

1-Zulmü duyurun ki bu zulmü engellemeye gücü yeten birileri ortaya çıksın.

Her insan elindeki imkan ve güç oranında bunu yapmalıdır. . Sanatçı sanatı ile, bestekar bestesi ile, ressam resmi ile, yazar kitabı ile, oyuncu oyunu ile karikatürist karikatürleri ile, şair şiirleriyle zulmü olabildiğince geniş kitlelere ulaştırmalıdır. Öyle ki bazı şiirler, kitaplar ve sanat eserleri devrini aşar ve tarihe kayıt olarak geçer. Bunlar yalnızca o devrin değil insanlığın eseri olurlar.

Zalim en büyük cesaretini müeyyidesizlikten alır. Müeyyidesizlik ise zulmün gizli kalması veya zalime direnen kimsenin olmadığı durumlarda gerçekleşir. Zira zulmü bilinmeyen veya zulmüne karşı çıkılmayan zalim kendini kahraman olarak da ilan ettirebilir ve halka bunu inandırabilir. Zulmün duyulması her şeyden önce zalimi rahatsız eder, onun kimyasını bozar, zalim huzursuz olur huzursuzluk ise insana hata yaptırır ve belki bu durum gücünü kaybetmesine vesile olur.


Elbetteki insan zulme güç yetiremediğinde zalimi Allaha havale edecektir. Ancak burada yüklenen vazife 3. kişiler içindir. Şayet zulümden kimse haberdar değilse Mazlumun yapması gereken zulmü en yakınlarına haber vermektir. Zulümden haberdar olan şayet bunu engellemeye gücü yeterse onu engellemesi insan icin için bir görev, bir vazife ve vebaldir.


Peygamberimiz Efendimiz (SAV) şöyle diyor:

"* Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin.

* Eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin.

* Diliyle değiştirmeye gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin. Ancak bu, imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, İman 78. Tirmizi, Fiten 11. Nesai,  İman 17)


Bugün zulüm karşısında kalbiyle bile buğz etmeye mecali olmayanlar kalplerinde taşıdıkları imanlarını mutlaka sorgulamalıdır. İmanın en zayıf halinden bile daha aşağı bir durumun ne olduğunu sizlerin vicdanına bırakıyorum.

Peki sorumluluk nasıl başlar. Bir insan yapılan zulümden haberdar değilse sorumlu mudur? Yahut yapılanın zulüm olmadığına inanıyorsa bundan sorumlu mudur? Örneğin adaletin kestiği parmak zulüm değildir. Peki adalet baskı altında ise ve adalet artık zulme alet olmaya başlamışsa bunu bilmek ve idrak etmek insanın sorumluluğunda mıdır? Yoksa cehalet bir mazeret midir? Bu konuyu ilahiyatçılara bırakalım ve konumuza devam edelim.

İnsanlar bir memlekette her zaman zulüm olma ihtimalini göz önüne alarak zulmün duyurulması için gereken iletişim kanallarını ihdas etmek, onları güçlü tutmak ve onlara her türlü desteği vermek zorundadır. Sivil toplum örgütleri, medya, denetim organları vs.  İnsanlar bu kuruluşları etkisiz bıraktıkları için zulümler gizli kalmaya devam ediyorsa bu sorumluluktan kurtulmak kolay değildir. Zira müslüman ferasetli olmak zorundadır. Hz. Ömer geceleri neden sokak sokak geziyordu ve Dicle kenarındaki kuzunun vebalini neden üzerinde hissediyordu. Benim haberim yoktu demek onun aklına gelmiyor mu. Hz. Ömer çok mu saftı acab?


Bir insanın zulme mani olabilmesi için önce zulümden haberdar olması gerekir. Zulümden haberdar olduktan sonra ise yapılanın zulüm olduğunu bilmesi gerekir. Yapılan şey zulüm müdür,  ihkakı hak mıdır, meşru müdafa mıdır, Yoksa adaletin bir icrası mıdır?


Bunları bilmek her zaman sade bir insanın anlayacağı türden olmaz. Bazen ilim, irfan ve biraz feraset gerektirebilir. Bu durumda dahi insan sorumluluktan kurtulamaz kendini feraset sahibi yapma yükümlüğü vardır. İslamın ilk emri okudur. Okuma emrine muhatap olan insan okumadım o yüzden bilmiyorum diyebilir mi? Belki zaruret halinde henüz olgunlaşmadığı dönemler için bu durum söz konusu olsa da o takdirde işin ehlini bulup ondan görüş almak zorundadır.


2-Zulmü duyurun ki bilmeden zalime destek verenler desteğini geri çeksin..


İnsanların en büyük gafleti bilmeden zalime destek olmaktır. Bu hem zalime kötülüktür hem mazluma hem de içinde yaşanan topluma…

Zalime kötülüktür zira bilinmeyen zulüm zalimi daha da şehvetlendirir ve her gün zulmüne zulüm katar. Mazlumun uğradığı zulüm devam eder. Toplumda başka mazlumlar ortaya çıkar ve toplum güvensiz bir hale gelir. Bu nedenle zulmün olabildiğince geniş kitlelere duyurulması büyük bir sorumluluktur. Her insan kendi imkanları ölçeğinde bundan sorumludur. Karı, kocasına; öğrenci öğretmenine; memur müdürüne; dost dostuna haber vermek zorundadır. Bu adil ve müreffeh bir toplum olmanın temel taşıdır.

3-Zulmü herkese duyurun ki daha fazla insanın enerjisi, duası ve gayreti bir noktada yoğunlaşsın ve zulmü bertaraf etsin.


Her insanın zulmü durdurmaya gücü yetmeyebilir. Ancak bunun geniş kitleler tarafından duyulması bir enerji kütlesi oluşturur. Dua zaten bir enerjidir. Kainat ise enerjiden ibarettir. İnsanların yüreğindeki dua ve enerji büyüdükçe bu durum  zalimi rahatsız eder ve zulmün nihayeti ile sonuçlanır. Yeter ki toplumda akıl feraset gayret cesaret ve samimiyet olsun...

Sonuç olarak diyoruz ki toplumda bir zulüm yaşanıyorsa her insanın bunda vebali vardır. Kimi buna mani olmadığı için, kimi duyurmadığı için kimi zalime destek verdiği için kimi zulmü durduracak bir fikre sahip olduğu halde bunu paylaşmadığı için kimi zalimi kınamaya gücü yettiği halde kınamadığı için . Bu sorumluluk bilincine sahip toplumlar erdemi ve adaleti bulmuş toplumlardır.

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın düşüncesi başkalarına dokunmayan yılanın da sana dokunacağı gerçeğini inkar etmektir. Unutmayalım ki adaleti olmayan bir toplumda her insan sırasını beklen bir mazlumdur.

Serdar Kayhan

Yorum Yazın