İLETİŞİM
İletişim en genel tanımıyla bilgi, anlam, duygu ve düşünce alış verişi olarak tanımlanmakta ve kabaca sözel, sözsüz ve yazılı iletişim olarak sınıflandırılmaktadır.
İnsanın sosyal hayat içerisinde daha sağlıklı ilişkiler yürütebilmesi için bilimsel araştırmalar sonucunda etkili iletişim yöntemleri tespit edilmiştir. Etkili iletişimin en önemli ögeleri güven duygusu, saygı duymak, empati kurmak, dinlemek, olumlu düşünmek olarak sıralanabilir.
Güven duygusu her canlının korunmak ve hayatta kalabilmek için ihtiyaç duyduğu en temel içgüdülerden birisi olması sebebiyle, güven duygusu oluşmadan sağlıklı bir iletişimden söz etmek mümkün değildir. Saygı duymak da etkili iletişimin olmazsa olmazlarındandır ama belki de bir takım insani özelliklerin devreye girmesiyle, iletişimde bağlantı kopması ilk burada oluşmaya başlar. Belki de bir takım nefsi duygularının etkisiyle saygı duymak eylemi çoğunlukla lütuf olarak görülür ya da karşı taraftan talep edilen bir eylemdir.
Yabancı dil kökenli empati sözcüğünün anlamının ‘Gemisini kurtaran kaptandır’, ‘Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın’, gibi deyimlerin sık sık duyulmaya başlandığı bir toplumda yeteri kadar içselleştirilebilmiş olduğu tartışılabilir.
Konuşmak bir ihtiyaç ise, dinlemek sanattır ‘ der Goethe. Anadolu insanı benzer kavramı ‘söz gümüş ise sükût altındır ‘ diyerek ifade etmesine rağmen, sükût, dinlemek genellikle çok tercih edilen bir değer olmaktan uzak gibi görünmektedir. Ya hep bir ağızdan konuşmak, ya araya girerek fikir eklemek, ya da zihin okuma yaparak dinleme eylemini kesip, söylenecek fikrin formunun oluşturulması davranış biçimine çok sık tanıklık etmişizdir. Siyasilerden, akademisyenlere, kanaat önderlerinden, memura, esnafa, hane halkına, hısım akrabalara, sokaktaki insana kadar toplumun her kesiminde bunun örneklerini sıklıkla gözlemlememiz mümkündür.
Sağlıklı iletişim kurabilmenin olmazsa olmaz ögelerinin yanı sıra, iletişimin olumsuz gelişmesine sebep olan iletişim engelleri akademik metinlerde emir cümleleri, gözdağı vermek, öğüt vermek, eleştirmek, ön yargılar, kültürel farklılıklar, bilgisizlik, dil anlatım bozuklukları, sen dili, grup çalışmasına uyumsuzluk ve kişilik problemlerinden gelen davranış bozuklukları olarak tanımlanmaktadır.
Hangimiz eğitim hayatımızda, sosyal hayatımızda ya da çalışma yaşantımız içerisinde direkt veya dolaylı olarak gözdağı eylemine tanıklık etmedik veya muhatap olmadık?
Martin Luther King ‘İnsanlar genellikle birbirlerinden nefret ederler çünkü birbirlerinden korkarlar; birbirlerinden korkarlar çünkü birbirlerini tanımazlar; birbirlerini tanımazlar çünkü iletişim kurmazlar; iletişim kurmazlar çünkü sınıflara ayrılmışlardır’ diyerek toplum yaşamında iletişimin önemini vurgulamıştır. Herhangi bir birey, grup veya toplum için tamamıyla ön yargısız iletişim kurma konusunda olumlu örneklere, olumsuzlarından daha sık rastladığımız bir toplum olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilir miyiz?
Kültürel farklılıkların zenginlik olduğunu öne çıkaran yayın ve iletilere, kamu spotlarına, eğitim programlarına çok sıklıkla rastladığımızı iddia edebilir miyiz? Küfrün komedi, dil anlatım bozukluğunun şirinlik olduğu, bilginin genellikle görsel magazin medyasından, sosyal medyadan alındığı ve kitap okuma oranlarının birçok ülkeye kıyasla çok gerilerde tespit edildiği bir toplumda bilgi eksikliğinden kaynaklanan iletişim bozukluğunun meydana getirdiği çatışmaları yok sayabilir miyiz?
Her konuda bilirkişi edasıyla ahkâm kesme davranışının ve dobra olmak sloganının maskesi altına gizlenerek çoğu kez iletişimi kabalığa ve patavatsızlığa götürmenin sağlıklı iletişimi engelleyen faktörlerin en önemlilerinden biri olduğunu biliyor ve bu konuda kantarın topuzunu dengeleyebiliyor muyuz?
Amasız, fakatsız, kişilik sorunu haline getirmeden, kibrin ateşini söndürerek özür dilemek ve hatayı kabullenmek konusunda başarılı olabiliyor muyuz?
Yukarıda bahsi geçen konular ile ilgili değerlendirmelerimizin çoğunluğunun olumlu olduğunu gözlemleyebiliyorsak kısır döngü içerisinde hapis olup hep aynı konuları konuşmayan, klişeleşmiş sloganlar kullanmayan, ön yargıların etkisiyle genellemeler yapmayan, bu duruma bağlı olarak dinamizmi kaybolmayan, çatışmalara meyilli olmayan, sokaklarda güler yüzlü, kendileri ile barışık, iç huzuru olan, iletişim becerileri yüksek insanların yaşadığı bir toplumda yaşıyoruz demektir.
Tersi durumda sosyal, ruhsal ve duygusal yönden bütünüyle sağlıklı bireyler, aileler ve toplumdan söz etmek mümkün değildir.